PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bu kadar $artın varken a$ık olamazssın sen : )


HayaLTeaM
08-18-2008, 01:15 PM
Hem A$k'ı yakalayacaksın hanımefendi, hemde kaybetme korkusu yüzünden yiyip bitireceksin kendini.....

Hem A$ık olacaksın, hem de o hiç bir halta yaramayan mantığının rehberliğinden vazgeçmiyeceksin.....

Hem A$k'ı yakalayacaksın, hem de ayaklarının yerden kesilmesine izin vermiyeceksin......

Hem A$k'ı bulacaksın, hem de bedelini ödemeye yana$mayacaksın...

Hem A$k'ı bulacaksın, hem de bir insanı olduğu gibi kabul ederek öyle sevemeyeceksin.....

Hem A$k'ı bulacaksın, hem de çevre korkusu yüzünden duygularının üzerine beton dökeceksin....

Hem A$k'ı bulacaksın, hem de alı$ık olduğun düzenin olduğu gibi sürüp gitmesini isteyeceksin....

Hem A$k'ı bulacaksın, hem de risklerden uzak duracaksın....

Hem A$k'ı bulacaksın, hem de hayatında devrimler ya$amana izin vermiyeceksin.....

Senin dilin varmıyor anla$ılan, onun için acı gerçeği ben söyliyeyim sana hanımefendi....

Bu kadar $artın varken A$ık olamazsın sen.!

SimoN
09-05-2008, 07:59 AM
çok güzeldi:)

HayaLTeaM
09-05-2008, 11:59 AM
Saol Güzel Yorumlarin Için Saygilar..

eCimMm
09-05-2008, 12:00 PM
koşuLsz sewmektir aşk..yüreğine sağLık cnm çook güseL anLatmışsın..

HayaLTeaM
09-05-2008, 12:43 PM
Saol Okuyan Ve Yorum Yapan Ellerin Dert Görmesin... Saygilar.

Pejmurde
09-05-2008, 09:12 PM
Bu kadar $artın varken A$ık olamazsın sen.!

Aşk' Ta ŞartLar KoşuLursa Aşk AşkLıktan Çıkar..... yüreğine sağLık KanKa..

RakipsiZ
06-16-2011, 06:49 PM
EyvaLLah kanka YorumLarın İçin... SaygıLarım'La

RakipsiZ
07-20-2011, 07:42 PM
Yaşıyor ama uzaktaysam senden,
Bil ki seni hiç unutmadım.
Ölüm değilse bizi ayıran,
Yazık olmuş, hata yapmışsız.
Senden ya da benden ne farkeder,
Şeytana uymuş aşkı yakmışız...

Adımı söylemezdin bana seslenirken...
Aşk derdin, aşkım derdin...
Her aşk dediğinde,
Beni kendinde daha da aşık ederdin...
Buluştuğumuz anları hatırlıyorum.
Güller açardı gönlümde sen gelirken...
Üç-beş saat bile ayrılsak,
Yapraklarım dökülürdü sen giderken...

Yanyana duran iki yıldızdık sana göre...
En parlak, en güzel olanı bendim...
Gökyüzünde ki tek yıldızındım senin...
Fırtınalarda saklanıp korunduğun,
Liman olduğumu söylerdin.
Ömrünün sonuna kadar beni seveceğini,
Kalbini kalbime kelepçeleyip,
Anahtarını okyanusa attığını söylerdin...

Benim için kıyamet seni kaybettiğim gün demekti!
Ruhumda sakladığım en değerli hazinemdin.
Sonsuza kadarda saklayacağım(!)
Yokluğumda sen nasıl olursun hayal ettiğimde...
Seni mutlu, çok mutlu görüyorum.
Çünkü ;hep öyle ol istedim.
Her şeyin güzeli senin olmalı...
Aynı şeyi isteme benden
Yerine kimseyi koyamam ki
Ben kimseyi ama kimseyi seni sevdiğim gibi sevmedim ki
Sen bana aşk dedin, bizi kirletemem ki

Bazı şarkılar vardı birlikte sevdiğimiz.
Senin bana, benim sana söylediğim...
Onlardan biri yada benzerini duyarsan,
Beni anımsar gülümsersin...
Ben mi? Ben hiç unutmayacağım ki...
Okyanusa attığın anahtarı biri bulurda
Bizi bizden çözer diye,
Daha iyisini yaptım... "Seni kalbime kazıdım"...
Her atışında hatırlamak için.

Yaşıyor ama uzaktaysak birbirimizden,
Bil ki seni hiç unutmadım...
Ölüm değilse bizi ayıran,
Yazık olmuş hata yapmışız.
Eğer ölümse bu ayrılığın sebebi,
Ve bensem önce giden bu alemden,
Kederlenme çok...
Tıpkı benden istediğin gibi,
Kendine sahip çık(!)
Bensem kalan geride,
Zaten sen hep göreceksin.
Ben kimseyi ama kimseyi seni sevdiğim gibi sevmedim ki!
Sen bana aşk dedin, bizi kirletemem ki...

RakipsiZ
07-20-2011, 07:46 PM
Kimi istersen onu seç ama önce kendini seç.
Kendin için yaşa,kendin için sev,kendin için aşık ol.
Kendini beğen ve kendini dinle her zaman.
Ancak o zaman bulabilirsin mutluluğun formülünü.
Düşün ki; çok seviyorsun dans etmeyi.
Ruhunu doyuruyorsun ve hayatın vazgeçilmezleri arasında.
Öyleyse dans et.
Durmakimsenin seni engellemesine izin verme.
Sırf başkaları mutlu olacak diye oturma sandalyeye...
Kalk ve pistin ortasına ilerle.
Sonra dönmeye başla yorulana kadar,bacakların ağrıyana kadar dans et.
”Ne derler” diye düşünme,bırak konuşsunlar.
Sen mutlu olacaksın gerisinin önemi yok.
Kendini yollara mı vurmak istiyorsun...
Bin ilk otobüse.
Nereye gittiğine bile bakma,çık yola.
Bir haber ver yeter.
Nereye gittiğini soranlara “Kendime gidiyorum” de.
Kes dünyayla iletişimini ne olur?
Bir mola yerinde pilav üstü kuru yerken alacağın tadı düşün.
Kayboluşlar insana kendini buldurur bazen.
Hem keşfetmek diye de bir şey var bu dünyada.
Serüvenci bir ruhun varsa bundan kime ne?
Bir kaşif olmanın hazzını yaşa.
Geride kalanları unutma elbette ama onlar da beklemeyi bilsinler.
Çok mu beğendin vitrindeki giysiyi...
Al o zaman.
”Çok mini,çok renkli,çok frapan,çok sakil” mi diyecekler?
Bırak desinler.
Sen kendine yakıştırıyorsun ya ,bu yeter.
Giy ve bak aynaya.
Nasıl iyi hissediyorsun değil mi?
Öyleyse hadi şu kırmızı olanı da al.
Eskileri çıkar üzerinden ve onu giyerek git evine.
Şaşırsınlar.
“Bu da nereden çıktı şimdi?” diyene “Kendim için aldım,kendime aldım” de gitsin.Boşver gerisini…
Korkma iç bu gece.
Sarhoş olmak istiyorsan ol.
Bul şişelerin dibini.
Kim kötü düşünürse düşünsün aldırma ...
Kötü düşünce ,kötü söz gibi sahibini bağlar.
İç ve başla şarkı söylemeye.
Bağıra bağıra söyle hem de.
Şarkının sözlerini bilmiyorsan uydur,ne olacak ki?
Merak etme kınamazlar seni.
Kınarlarsa da bu onların sorunu.
Sen eğleniyorsun ya…
Kendi besteni kendin yap.
Kendi sözünü kendin yaz ve söyle.
”Bu şarkı da nereden çıktı? diye sorarlarsa “Kendime yazdım” de…
Ne yaparsan kendin için yap,kendini eğlendir önce.
Sen mutlu ol ki senin mutluluğun başkalarını da mutlu etsin.
Mutsuzken,kimseyi mutlu edemezsin unutma.
Ve sakın herkesi birden mutlu etmeye çalışma, çünkü olamazlar.


Kod:
Sen mutluysan bu herkese yeter…

RakipsiZ
07-20-2011, 07:52 PM
Mangal gibi yürek olacak adam dediğinde. Öyle her patırtıya pabuç bırakmayacak. Bakışından toz olacak, bakışıyla şad olacaksın. Bakmayacaksın beylik laflar etmediğine, bileceksin ki yeri ve zamanı geldiğinde icraatıyla konuşacak.Adam dediğin konuşacağı yerde susup, susacağı yerde konuşmayacak. Az ama öz konuşacak. Kodum mu oturtacak tek bir lafıyla. Sözünü sohbetini dinletecek. Espriyle vakar, ciddiyetle saygı arasındaki çizgiyi ince çizecek. Sesindeki tınıdan ayırt edebileceksin sevincini, kederini

Adam dediğin yüce gönüllü olacak. Öyle her koşana, her zorlayana açmayacak yüreğinin kapılarını. İki cicim bicime kanmayacak. Dudaktan dökülenle yürekten akanın ayrımına varabilecek. Yalnız kalmayı becerebilecek. Hayatın her evresinde kendi kendine yetebilecek. Duygusal karmaşalarda hata üstüne hata yapmayacak. Şişenin dibini de görecek gerekirse. Ama illa ki ağzıyla içecek. Acıyı da mutluluğu da Allahına kadar yaşamayı bilecek adam dediğin.

Kendine özgü bir duruşu olacak adam dediğinin. Örneğin merhametle şecaatin, sadakatle ihanetin, cehaletle nedametin ayrımına varabilecek. Söyledikleriyle yaptıkları çelişmeyecek.
Doğal olacak adam dediğin. İşine geldiği gibi davranmayacak. Özü neyse sözü de o olacak. Kırk yerinden eğip bükmeyecek lafı. Söylemeden önce ölçüp biçecek, söylediğinde de sözünün arkasında durmayı bilecek.

Adam dediğinde izzet– i nefis olacak. Midesi değil, yüreği geniş olacak. Kadını önce ana bilecek. Kızına da oğlu kadar evlat diyebilecek. Bacım dediğine meyil etmeyecek. Yar dediğini sahiplenecek. Duracağı yeri de durduracağı yeri de bilecek. Öyle kazanında her şey kaynamayacak.

Sevmeyi bilecek adam dediğin. Aşkın belden aşağıda değil sol yanında olduğunun farkında olacak. Ruhundaki tek korku sevdiğini incitmek, kaybetmek olacak. Yar yâdına düşende yaprak gibi titreyecek.

Adam dediğin haysiyetli olacak. ‘’Ben erkeğim yaparım!’’, demeyecek. Namusun bacak arasında değil yürekle beyin arasındaki o devasa arena da olduğunu bilecek. Sapla samanı karıştırmayacak. Yürekte başka, parmakta başka yüzük taşımayacak. Bir gönüle iki Leyla sığdırmaya kalkacak kadar aptal olmayacak.

Adam dediğin zeki olacak ve ikinci kez kandırılamayacak kadar da akıllı. Kadınca entrikaları yemeyecek. Bir lafı anlatana kadar kırk deveyi hendekten atlatmayacaksın. Sen konuşurken yüzüne bakacak. Sustuklarını da gözlerinden okuyacak.

Adam dediğin ağlamaktan korkmayacak. Takılmayacak öyle erkek dediğin….safsatalarına. Vara yoğa değil elbette. Ama ağlamanın kadına değil, insana özgü bir davranış olduğunun da bilincinde olacak. Gocunmadan ağlayacak gerektiğinde.

Adam dediğin derin olacak. Derinliklerinde gezinebilecek, lakin kaybolmayacaksın. En bildiğini sandığın şeyi aslında hiç bilmediğini gösterecek kadar derin olacak. Ve başını döndürecek kadar gizemli. Bileceksin ki bir okyanusta yüzüyorsun. Her kulaç atışında enginlere yol alacaksın. Unutmayacaksın muhteşem güzelliklere gidilen yolda yunuslar da var köpek balıkları da. Onun seni kaybetmekten korktuğu kadar sende korkacaksın yitirmekten. Aidiyet sınırına tecavüz etmeden bağlı kalacaksın.

Okuyacak adam dediğin ama öyle laf olsun diye değil, bilinçli okuyacak. Elif i görünce övendere sanmayacak. Sadece tarzını değil bilakis tarzı olmayanı da okuyacak ki duruşunun hakkını verebilsin. Küçük veya büyük bir kütüphanesi olacak örneğin ve her konuda az çok söyleyebileceği bir sözü. Amma velâkin şiire Fransız kalmayacak. Ya yazacak ya okuyacak ya da dinlemekten keyif alacak.

Adam dediğin utanmayı bilecek. Arın, edebin insana mahsus meziyetler olduğunu aklından çıkarmayacak. Erkeklik kisvesine sığınıp her şeyin mubah olduğu yanlışına düşmeyecek. Dejenere olmayacak adam dediğin. Biraz çocuk, biraz baba, biraz abi, çokça da sevgili olacak. Amma illa ki biraz ukala olacak. Farkının farkındalığından kaynaklanan, küstahlık sınırına asla dayanmayan, zekâ ve aklın birleşiminden mürekkep ukalalıklar biçilmiş kaftan gibi cuk diye oturacak üzerine. Ve sen ukalalığın böylesine şık duruşuna şapka çıkaracaksın.

Adam dediğin kale gibi duracak. Korkmadan dönebileceksin arkanı. Bileceksin ki, o vurursa alnının ortasından vurur. Sırtından değil.. Cümle âlem tersini iddia etse de, o öyle diyorsa öyle olduğuna şeksiz şüphesiz inanacaksın. Aklın sadece özlediğin için onda olacak. Nerdedir, kiminledir krizlerine girmeyeceksin. Bilecek sin ki nerede olursa olsun seninledir.

Adam dediğinin detayları olacak. Senin bile farkında olmadığın ayrıntıları fark edecek. Şaşırtmayı da, şımartmayı da bilecek. Her haliyle içine sinecek, her halinle içine sindiğini bilmenin huzurunu duyacaksın

Adam dediğin;
Sarılacağı ve saracağı
Koşacağı ve duracağı
İşiteceği ve duyacağı
Bakacağı ve göreceği
Dinleyeceği ve anlayacağı
Sezeceği ve bileceği
Gideceği ve kalacağı zamanın ayrımında olacak

Erkek olarak doğmak yazgıdır elbette. Ama adam olabilmektedir marifet. Her erkek adam değildir. Fakat her adam da sadece erkek değildir. Tıpkı,her kadının ana olamadığı gibi..
Çünkü adam olmak, aslında insan olmaktır.
Bu yüzdendir
Adam gibi adama da, adam gibi kadın gerekir..

RakipsiZ
07-31-2011, 01:31 PM
Sonunda bir
Aşk yürür damarlarıma
Bilirim sen
Dağ gibi bir yürekle beklersin gemilerimi
Sonunda bir
Sevabım varsa yazılan alnıma
Gözlerin cennetimdir
Bu sevgimdir bu yüreğimdir
Bilirsin böyledir bu adamın sözleri
Ama gözlerindir
Ondört yıldır ısıtır evrenimi
Sonunda bir
Aşk yürür damarlarıma

Seni sevmek
Bir menekşe büyütmek gibidir
Uzun yollardan dönmek gibidir
Ne varsa hasrete dair bilmek gibidir
Seni sevmek
Pazar günü güneşe çıkmasıdır şairin
Kara saplı bıçak gibidir sinesine saplanan
Erzincan'ın türküsü içli
Erzincan'ın dağı dumanlı
Ve ağır olur erzincan'ın adamı
Suskunsam
Buna ver biraz da
Bil ki
Sonunda bir
Aşk yürür damarlarıma
Sevabım varsa yazılan alnıma
Gözlerin cennetimdir
Beni yalnız bırakma sıratta

Ve
Bir gül düşsün yüzüne
Ve
Bir Gül
Yansın kandilleri yüreğimin
Şimdi
Hülyam
Ben burada seninle seni özlemekteyim
Galiba
Biraz böyle becerebiliyorum
Sevdamı söylemeyi
Bunun için çok seviyorum
Şiiri ve seni


Sonunda bir
Aşk yürür damarlarıma
Sevabım varsa yazılan alnıma
Gözlerin cennetimdir
Beni yalnız bırakma sıratta

Ben burdayım
Sen de kal yanımda

RakipsiZ
07-31-2011, 01:36 PM
Ayrıldığımız güne inat, dön(sene)geri...Tutsana elimi...
İntihardan dönmüş bedenime dokun(sana)/sar(sana) beni...

Dün gece paramparça olmuş kalbimi aldım elime. Böylemi mahsun olur bir kalp,
böylemi acı dolu olur... Unut(sana) dedim onu...Unut(sana)...
Birden gözlerim girdi araya/ dedi, sen unut(sana)

Yağmur yağıyor şimdi biliyormusun bu şehre. Biraz soğuk, üşüyorum.
Hadi soğuğa inat ısıt(sana) beni...
Kaç defa ıslandık seninle yağmurda. Kaç defa öpüştük ıslak ıslak...
Hadi gel(sene) yağmura, ıslan(sana) sende...yine öp(sene) beni...Öp(sene)
Sen yağmur yüreklim...gel(sene)...

Hadi sev(sene) beni...

Kırık düşlerimi al(sana)...Yıkık hayallerimi...

Sen hangi şehrin, hangi semtinde, hangi sokağındasın şimdi...
Paket yapıp göndereyim sana hislerimi. Hadi al, aç(sana)...
Anlayabilirsen anla(sana) beni... çöz(sene)...

Hadi sev(sene) beni...

Seninde mi yitik yoksa duyguların/ sendemi mutsuzsun... Hadi anlat(sana)
Sende mi özlüyorsun beni...öyleyse koş(sana)...
Belki yetişebilirsin görmeye son defa beni...Belki bu son sözlerim...
Anla(sana)...

Sendemi duvara yaslandın şimdi...
Senindemi elinde keskin bir bıçak var ara sıra bileklerine ***ürdüğün...
Sende mi kes - kes(me) lerin arasında kaldın...
hadi kes(me)sene... bırak(sana)

Umut dolu bir yaşam var, yaşa(sana)...
Başkasını bulur/ başkasını seversin/ sev(sene)...
Onada aşkım dersin/ sevgilim dersin/ kadınım diye çağırırsın/ çağır(sana)...
Sen bana bak(ma)sana.../ hadi kalk(sana)...
Yüzünü yıkayıp, aynaya bak(sana)....
Gör(me)sene beni gözbebeklerinin ta içinde.../sanki arkandan gelip sarılacakmışım gibi düşün(me)sene.../ ağla(ma)sana... hadi boşver(sene)...

Çok konuşuyorsun/ sus(sana)...Yaklaş(sana) bana...Çekip kendine sarıl(Sana)
Öp(sene) beni...

Son defa hissedip nefesini, son defa sarılıp bana...Uğurla(sana)..
Hadi sev(sene) beni...gidiyorum artık/ git(me) de(sene)...

Ve bu rüya.../ hadi bit(sene)...

Bu satırları okuyunca sende gel(sene) yanıma...
Ama çok uzaklarda, belki yangınlarda olurum....
Bilirsin intiharın yeri yoktur Allah katında...
Hadi düşün(me)sene.../ dur(ma)sana.../ gel(sene)...

Sev(sene) beni.../ hadi sev(sene)...


Ve yine ben geldim.../ hoşgeldin de(sene)...

Özledim seni,merak ettim deyip, nerdeydin diye sor(sana)...
Allı pullu gelin gibi mahçup dur(ma)sana...Sen özle(me)dinmi beni.../hadi konuş(sana)
Geç kaldın deyip, bağırıp bana...kız(sana).../ hadi kız(sana)...

Hadi sev(sene) beni...

Ne çok özledim sevilmeyi...Bak buz tutmuş ellerim, ısıt(sana)...
Sevin(me)dinmi beni gördüğüne...Yoksa başka birimi var yanında/ al(sana) beni içeriye..
buyur et(sene)... Kimse yok, nasıl olur ki de(sene)... Neden susuyorsun, neden başını öne eğdin../kaldır(sana../

Yoksa!!!!! Yoksa!!!!!!!!!!!
Hayır!!!!!

Al bu çiçekleri/ sana getirmiştim... hadi al(sana).... git sevgilinin yanına, sarıl(sana)...
Hadi git(sene).../ git(sene)... git....

Hadi yüreğim, çoktan unutulmuşuz burada...Yolcu yolunda gerek. Deme bana sakın,
nasıl dayanır bu yürek.../ hadi gel(sene)...

Bak yüreğim yağmur yağacak galiba..Ne dersin ıslanalımmı. Analımmı o vefasızı yine../
Ne yapıyordur şimdi sence.../ Hayır olmaz gid(e)mem bir daha kapısınıa... Hayır üstüme gelme, böyle olma(ma)sı gerek.../ zorlama beni../ sus(sana)...
Güçlü görünmek istiyorum ama...tamam hadi gidelim yüreğim...
Aşkta gurur olmaz nasılsa... Hadi kalk(sana)...

Evet geri geldim aşkım.../ gid(e)medim...İstersen kov beni.../ hadi kov(Sana)...

Konuşalım biraz, hayır dinle(sene)../konuşacak bişey yok deme(sene)....
Bu kadarmı basit herşey.../ bu kadarmı kolay.../ hadi söyle(sene)...

Bak şu resmimize.../ atatürk caddesindeki ilk karşılaşmamızı hatırla(sana)...
bir cafede oturmuştuk, o güne kadar gözlerimiz konuşuyordu sadece...
ama ikimizde birbirimize aşıkmışız oysa...Yalanmı.../ söyle(sene)

Bak bu resmide sen göndermiştin bana/ hani senin kendi evinde bilgisayarın önündeki resmin/
Hatırlıyormusun hiçbirşeyimiz yoktu ilk taşındığımızda...
...Yine de mutluyduk.../ umutluyduk...
Çevirme başını.../ gözlerime bak(sana)....

Sevilmeye ihtiyacım var dediğin günleri hatırla(sana)...
Sevmedimmi seni..../ ölümüne sevmedimmi?
Sana vurduğum tokatların hesabını sorma(sana).../ Anlattım sana... anla(sana)..
İntikammı bu yaptığın? yapma(sana)...
Seninde için acıyor, sende mutsuzsun biliyorum.../sende özlüyorsun.../sende seviyorsun beni.
Tutmasan kendini sarılacaksın bana.../ hadi sarıl(sana)...

Hadi sev(sene) beni...

Şimdi gidiyorum aşkım.../ düşün diye gidiyorum.
Hani seni ölümüne seviyorum demiştim ya.../ ben zaten ölümden geliyorum...

Hadi hoş(ça)kal de(sene) bana...
Hoş(ça)kal....

Anladım ki kaçmak daha yakınlaşmak sana... Ne uzak bir şehirde olmak, ne de başka yürek(ler)de teselli bulmak... Olmuyor.../ ben sil(e)mem seni asla...yap(a)mam..Anla(sana)
Hadi sev(sene) beni.../ hadi sev(sene)...


Şİmdi odamda, yalnız, kimsesiz hissetmiyorum kendimi... Sadece senin yokluğun koyuyor bana.../ yokluğun çok belli oluyor..Hadi gel, bu boşluğu doldur(sana)...

O gelmeyecek yüreğim anla(sana)...
Duvarlarmı dönüyor, benmi dönüyorum../ sarhoşmu oldum yoksa...
Hadi çıkarıp tüm resimleri/ ve mektupları yak(sana)...
Bak soğudu oda.../ yak şu resimleri.../ bakmadan yüzüne tek tek at(sana)...

Soğuktanmı titriyorum ben.../ yoksa ağlıyormuyum...
Bu süzülen yaşlar, tavandan damlayan yağmur değilmi...
Neden ağlayayım ki.../ Ben sev(m)iyorum onu../hem özlemiyorum.../ istemiyorum...
Hadi yüreğim/ söyle sende.. boşver de(sene)/ hadi üzül(me)sene...

"Kapımı çalıyor, yoksa benmi yanlış duyuyorum.
Hayır kapı çalıyor/ kim gelir ki bu saatte/ hem de bu saatte"

!!!!!!!!!!!!!
Sen.... Hoş geldin, gir(sene)...Hayır yalnızım, evet bizim şarkımız çalıyor, dinle(sene)...

"Yıldız Tilbe: Birömrüm daha olsa/ kollarında son bulsa/
eğer sana kavuşmak varsa/ ölmek düğün gibidir bana/
sensizlikten çok korkuyorum/ inan kendimi bilmiyorum/
Önce Allah sonra sen benim için/ O bilir nasıl sevdim..."

Evet aşkım hep bunu dinliyorum. Bizim şarkımızı...
Hadi otur(sana)....İyimisin, neler yapıyorsun anlat(sana)...
Evet içki içtim...Lütfen kız(ma) yada kız(Sana)...
İnan bunu bile özledim.../ hadi kız(sana)....

Üşümüşsün aşkım, elimi tut(sana).../hem de ıslanmışsın. Ne güzel görünüyorsun ıslak saçlarınla.../ tıpkı eskisi gibi...
Hani o ıslandığımız günler.../ kapında sırılsıklam gecelerce beklediğim günler.../
gül(me)sene..../ yada gül(sene)....

Ama sen!!!! Aşkım!!!!
Geldin değilmi, öyle ya geldin.../ işte burdasın...
Döndün bana. Hadi sarıl(sana)... Söyle(sene) özlediğini, hem de çok özlediğini...
Söyle(sene)

Hadi beni sev(sene)..../

Artık ayrılık yok bebeğim.../ acı çekmek yok.../üzülmek.../ ağlamak.../ beklemek
gecelerce...
Yorgun görünüyorsun.../ hadi şuraya uzan(sana)... Eskisi gibi../ ben saçlarını okşarken hadi uyu(sana)...

"Ertesi gün saat sabah 08:15"

Günaydın aşkım... hadi uyan(sana)...
Bak sabah oldu, kalk(sana)...
Aşkım buz gibi olmuşsun.../ hadi sevgilim kalk.../ nefes almıyorsun.../ kalk(sana)
Hadi uyan(sana).../ aşkım öldüm deme sakın.../ nefes al(sana).../ hadi kalk(sana)

Hadi kalk(sana)..... / kalk(sana)..../ kalk........

RakipsiZ
07-31-2011, 01:42 PM
Defterimde yaralı bir aşk öyküsüydü adın.
Geceleri hep aynı ve sancılı yapan
Yokluğundu...
Varlığımla anlamlı kılamadım
Hiçbir rüyanı.
Hiçbir kabusunda kurtarıcın olamadım.
Ama en çok
Uyurken sevdim seni...

Bize layık mutlu sonlar aradım masallarda.
Hangi masala adımızı soksam
Sonu kan ağlıyor.
Menekşeleri soluyor
Masal ülkesinin...

Zehirliyorum seni seven
Bütün hücrelerimi.
Doktor diyorum
Alın en sevdalı yerlerimi;
Kanayan,kanatan
Bütün cümlelerimi...
Şairliğimi de alın hatta.
Üstü kalsın!
Keşkeler üstüme kalıyor bu sefer
Dile geliyor;
Seni seven,
Dokunan,
Duyan,
Gören,
Her parçam.
Evlat diyor doktor,
Sana birşey kalmadı!
İstermisin bırakayım
Mutlu güzel anları?

Tam yüreğimi sökerlerken
Uyanıyorum hastahane düşümden.
Mutlu sonla biten
Ya da
Hep mutlu devam edip
Bitmeyen bir masal
Yazsınlar isteyecektim reçeteme!
'Kavuşma öncesi
Damardan tek doz'
Yazacaktı üstünde.
Sevdam gibi
Düşümde yarım kaldı...

Bak sevmek içinde
Unutmak içinde
Hayli uğraştım.
Ne masallar
Ne acil şifalar
Yaralarımıza kabuk olmuyor...
Kimi sevsem
Senli taraflarıma eksik kalacak.
Beni sevsen
Kelimelerimi yokluğunda tükettim.
Kenara ayırdığım bir
'bende seni'
Yok artık ceplerimde...

Bana kalan
Masallarda yaşatmak seni
Düşlerde görmek
Ve en az can yaktığın zamanda
Uyurken sevmek

RakipsiZ
07-31-2011, 01:45 PM
İnsan sevidiği ile geçiremediği zamana yanıyor. Özlüyor insan, hasretine dayanamıyor! Zaman birtürlü geçmek bilmiyor. İnsan sevdiğine daha bi bağlanıyor yokluğunda. Yaşanmış güzel anıları düşünüyorsun. Söylenmiş güzel sözler aklına geliyor! İnsan haykırmak istiyor sevdiğinin adını sonsuzluğa uzanan gökyüzüne.
Yanlızlık duygusu yerleşiyor insanın yüreğine. Koca dünyada yanlız hissediyorsun kendini. Ağırlık çöküyor insanin üstüne. Efkarlanıyor insan. ''Şu zaman geçmek bilsede sevdigime kavuşsam''!, diyor gönül.
Çaresizce zamanın geçmesini bekliyorsun. Saatleri, dakikalari, saniyeleri hatta saliseleri sayıyorsun. Geçen zamanla özlem gibi sevgide büyüyor sevdiğine karşı.
Ona kavuşma duygusu, onu görme arzusu insanı çıldırtacak kadar çoğalıyor. Damarlarında akan kanın, kalp atışlarının hızlandıp seni heycanlandırdıgını hissediyorsun. Belkide o an sevdiğini göremediğin için göz yaşı dökmek istiyorsun ama olmuyordur. Fakat yüreğinin ağladığını çok iyi biliyorsun!
Sevdiğinin gözlerine bakıp, ona ''seni seviyorum aşkım'' diyip, gözlerinde ki parıltıyı, yüzündeki tebessümü görmen kadar güzel birşey yokdur yeryüzünde. İki kelimeye sığıdırdığını düşünürsün yarine olan sevdanı, halbuki senin sevgin kendinin bile tahmin edemiyeceğin kadar büyük ve çoktur!
Sarıldığın zaman sevdiğine bütün dert ve kederleri rüzgarla beraber savurup püskürtürsün. Günün yorgunluğunu ve stresini bir anda unutuyorsun. Artık düşündüğün tek şey sevdiğin insandır. Gözlerin ondan başkasını görmüyordur. Ondan bakışlarını alamıyorsundur. O senin gözünün nurudur. Bırakmak istemiyorsun sevdiğini, hep yanında olsun isitiyorsun, saçlarını okşayıp ona dokunmak istiyorsun!
Ama o anda bir düşman yakanı birakmıyorudur;ZAMAN!!!
Geçmesin istiyorsun zaman. Hep öyle kalsın isitiyorsun. ''Zaman dursada sevdigimle hep beraber olsam, ona doyasıya sarılsam'' diyorsun!
Yanlız düşmanın olan zaman, sana inat senden sevdiğini koparmak istercesine hızlı akıp gidiyordur ve sen buna mani olmamiyorsun!
Ayrılık vakti geldiyinde, içinde fırtınalar kopuyor. O anda başlıyordur özlem ve hasretin. Sevdiğinden ayrılacağın için huzursuzlanıyorsun, üzülüyorsun.!
Hele bide gözünün önünden kayboldumu sevdiğin, amansızca ve acımasızca karşılıyor ve kuşatıyor, düşmanın olan zaman, seni! Bu sefer sana inad yavaş ve usulca akıyor, cünkü sevidiğin yanında değildir.
Haykırırsın içinden "NEDEN"? diye. Ama elinden bir şey gelmez. Sessizce yüreğinde sevdiğinin adını taşıyarak evinin yolunu tutarsın. Yollar bile senin inadına uzar da uzar!
Artık sevdiğin yanında yoktur. Gözlerinde resmi, yüreginde adı kalmıştır. Anarsın sessizce adını, gözlerini kapatır hayal edersin sevdigini! Resmimlerine bakıp "ah keşke yanımada olsaydı" dersin. Ama ne yazikki zaman sevdigini senden koparmıştır.
Kendini hüzünlü gecelerin kollarına bırakırısın. Sevdiğini, en yakın zamanda görme umuduyla, sevdiğini gönlünde taşıyıp uykuya yatarsın. Rüyada sevdiğini görmek istersin. Ona olan hasretin okadar büyümüstürki sevdiğin seni rüyanda bile yanlız bırakmaz. Sevdiğini, sanki bir nefes kadar yakındaymış gibi hissedersin kendini.
Kendisinin yanında olmadığını bilsende, ruhunun, senin yanında olduğunu biliyorsun. Ve bu senin için çok ama çok önemlidir. O senin hayatını artık çepeçevre kuşatmıştır. Sen sevdiğini görmesende o hep seni görüyordur ve yanındadır. O seni asla yanlız bırakmaz!


Sevenler asla ayrı değildir GüLüM. Bunu hiç unutma!

RakipsiZ
07-31-2011, 01:53 PM
Susmak...susmaktı tek suçum konuşmamak söyliyememek içimdekileri haykıramamak gözlerinin içindeki o derin hüznü
dudaklarında kıvrılan o söylenmemiş sözleri bildiğim halde hissettiğim halde saklamak haykıramamak...
Başkası için atan o kalbinde bir köşede kıvrılıp soğuduğunda kuytu gecelerde ısıtmak isterdim içini kendimi aydınlata
madığım ışığımla seni aydınlatmak dudaklarımdan kurtulup dışarıya çıkamayan cümleleri gözlerimle anlatmak isterdim.
En zoru neydi bilirmisin bana o bir türlü yerine geçemediğim o çok sevdiğin kızı anlatman ondan melekmiş gibi bahsedip
ona olan büyük aşkını söylemen ve gözlerime baka baka sen olmasan napardım iyki varsın arkadaşım demen...Sen beni bir
arkadaş olarak görürken ben ihanet ettim sana sen benim olan bahçede başkasına ayit olan ağacın yasak elmasıydın ve bilirim
sevdiğim ne kadar koparmak istesede gönlüm seni elim uzanmaz seni almaya ve dalından koparıp benim olmana...Bilirmisin
sen aşkın ızdırabı nedir bilirmisin sen sen ondan bahsederken benim içimde kopan fırtına nedir bilir misin sen soğuk
akşamlarda içimi ısıtan şey nedir bilir misin sen benim kalbim kimindir...İçime akıttığım gözyaşlarım kalbime sakladığım
yasak aşkım gidiyorum ben daha fazla hakkım yok seni üzmeye sen ona ayitken ben seni benimmiş gibi görmeye gidiyorum
siyah gecelerdeki rüyamı süsleyen rüyamda da olsa benim olan yasak aşkım gidiyorum rüyalarımı gecelerimi belkide seni
terkedip gidiyorum elveda seni kaybetmedim bunu bil çünkü hiç bana ayit olmadın sen hep onundun ben ise senin ama sen
bu olanlardan habersiz yasak aşkımdın benim elveda anılarım bana kalbim sana kalsın ve söz veriyorum rahatsız etmiyeceğim seni
rüyalarımdada sessiz gecelerimdede yanlızlığımdada rahatsız etmiyeceğim seni...Sana göre sebepsiz olan bu gidişin bir çok sebebi
var benim için elveda sevdiğim elveda yasak aşkım...

RakipsiZ
07-31-2011, 07:30 PM
Şimdi sana aşkı anlatamam küçül de gel. Yağmurda mesela kaçarken herkes sen bulutun üzerine yürü de gel yüreğini ateşin külüne ele kopar ucundan bir şiiri özlemeye canlı canlı dokun da öyle gel.

Şimdi sana aşkı anlatamam küçül de gel.Şarkılar bağır önce salıncağın ritminde alkışlar beğendir kuşların ötüşüne geceye yıldızlar karanlığa desen desen aydınlıklar. En soğuk bakışlarında gülmeler döşe ağlayan gökyüzüne.Yağmurlar tak gökkuşağının rengarenk dantellerine de sonra gel aşka.


Bu haldeyken olmaz. Bu kadar büyümüşken bu kadar eskimişken kendine bu kadar törpülenmiş ve yaralanmış olmaz. Yapamayız bir aşkı harcayamayız.


Herşeyin doğrusunu bilirken herşeyin güzelini herşeyin en iyisini asla olmaz. Aşkın bize öğretecekleri var daha. Aşkın söyleyecekleri. Bu kadar şekillenmişken imkansız.



Kandırmışlar seni. Büyütmüşler. Hem de her şeyi kendinin sanacak kadar. Bu kenti bu 'biz'i hatta bu aşkı. Gitmeleri ve gelmeleri. Ayrılmayı ve barışmayı. Kalbimin ben yanını ve sen tarafını. Beni sen sanacak kadar büyütmüşler hem de. O kadar yalandan o kadar dolandan.


Kandırmışlar seni büyütmüşler. Hem de bu denli korkacak kadar bu denli içinde köklenecek kadar korkular. Kendi boyunu aşacak kadar bir adanın dört yanını boğan bir deniz kadar. Çocuklara masallar anlatamayacak kadar inanmaktan saklanacak kadar büyütmüşler.


Anlatabilseydim sana aşkı keşke. Bu kadar büyümeden karşılaşabilseydik ya da küçülmeyi başarabilecek kadar büyümüş olsaydın. O kadar büyürdük ki birlikte asla tek başına büyüyemeyecek kadar..

RakipsiZ
07-31-2011, 07:31 PM
Hani derin derin bakardın ya dakikalarca gözlerimin içine…
Sonra kollarını açıp sımsıkı sarılırdın ya bana; hiç bırakmayacak gibi işte o zaman anlardım yüreğindeki yerimi…
Ama şimdi yoksun yar…

( Evet öyle derin bakardın bana yar…
Sevgin kadar koyu derin uçsuz bucaksız…
Şimdi ise her şey koca bi karanlık…
Neden bu kadar çok sevdim ki seni… ?
Neden böylesine vazgeçilmez kıldırdın kendini…?
Madem ölecektin; niçin bu kadar çok sevdin ha… !
Lanet olsun unutamıyorum işte…! )

Hani el ele tutuşup yürürdük ya sahildeki parkta…
Çok severdin orayı hep giderdik...
Bir gün yürürken durup denizi işaret ederek “ İşte böyle bitanem… Sana olan sevgim işte böyle uçsuz bucaksız…”
İşte o zaman anlamıştım beni hiç bir zaman unutmayacağını.
Ama şimdi yoksun yar…

( O park şimdi kimsesiz yetim kaldı yar…
Uçsuz bucaksız değil artık deniz…
Damla damla yok oldu…
Sevgin bitmezdi bitmedi de…
Ve unutmadın…
Gittin ama hayalin hala bir kabus gibi peşimde…
Hani sınırsızdı sevgin hani bırakmayacaktın… ?
Madem ölecektin; niçin bu kadar çok sevdin… !
Lanet olsun bitmiyor işte sana olan sevgim… ! )

Hani hayaller kurardık ya baş başa kaldığımızda…
Bahçeli şirin bi evimiz olacaktı…
Çiçekler dikecektik bahçemize.
En çok da kırmızı güller… Sonra ben derdim bir kızımız olsun… adı “ Su” olsun derdin…
Ben sana benzesin isterdim sen de bana benzemesini…
Oyunlar oynayacaktık kızımızla çiçekler arasında…
Ama şimdi yoksun yar…

( Her sabah kırmızı güllerimizi sulayacaktık Kızımızla oyunlar oynayacaktık…
Sen gideli güller soldu oyunlar başlamadan bitti yar…
Şimdi her şey sana benziyor; ama ben kendimi bulamıyorum artık…!
Neden beni böyle çaresizce bıraktın?
Hani kızımız olacaktı ha neden gittin… ?
Madem ölecektin; niçin bu kadar çok sevdin?
Lanet olsun kızımı bulamıyorum... ! )

Hani masum masum bakardın ya bana…
Gözlerindeki mavilikle bana cesaret verirdin…
Öyle güçlenirdim ki seninle sevgim daha çok kuvvetlenirdi bir tek gülüşünle…
Huzur bulurdu yüreğim.
Bin bir umutla bakardım Senli geleceğime…
Sen yarınımdın ve “yarınlar hiç bitmeyecek bize” derdik…
Ama şimdi yoksun yar… !

( Bakışların yok ya; Cesaretim katre katre tükendi…
Gücüm bitti ben bittim artık yar… ! Umudum bitti sen yoksun ya artık yarınlar da yok… !
Neden beni yok ettin ha? Neden ardında bir korkak bırakarak çekip gittin… ?
Madem ölecektin; niçin bu kadar çok sevdin… ! Lanet olsun yaşamaya gücüm yok artık işte… ! )

Hani bi gün sana “Seni seviyorum” demiştim… Sen de “Biliyorum bitanem” deyip gülümsedin…
“ Hayır! Tam olarak ne kadar olduğunu bilemezsin…” demiştim…
Söylediğimi yanlış anlayıp biraz manalı bakmıştın…
“Nefesim gibisin yarim… Sen olmazsan nefessiz kalır ölürüm yaşayamam… ” demiştim.
Bir anda yüzünde güller açmıştı “Seni seviyorum bitanem” diyerek sımsıkı sarılmıştın bana…
Ama şimdi yoksun yar… !

( Evet öyleydin… Nefesim gibiydin yarim… Şimdi gittin ya nefessiz kaldım sevgisiz kaldı yorgun yüreğim…
Artık ben de ölüyüm; yaşayan bir ölü… Yaşarken ölmek daha zormuş bitanem…
İçim kan ağlarken sahte gülücükler yeşertmek suretimde…
Sensiz her geçen gün eriyip biten yüreğimin acılarını dindirmeye çalışmak çok zormuş… !
Söylesene neden gittin ha…?
Madem ölecektin; niçin bu kadar çok sevdin….?
Lanet olsun Sensizim yine… ! )

Hiç bitmeyen bir yakarış artık dilimin ucunda; Madem ölecektin; niçin bu kadar çok sevdin?...

RakipsiZ
07-31-2011, 07:31 PM
Zaman geciyor,
Hergün bir yaprak,
Hergün bir damla daha hayattan,
Büyüyorum anne.

Hani içinde bir kıvılcım olurya,
Hani herşey çok güzeldir,
Benim kıvılcımım kor oldu,
Ama bak herşey yolunda değil anne.

Hani ufacık bir bebekken,
Sadece acıkınca ağlarmışım,
Başka zamanlarda sürekli gülermişim,
Artık sadece acıkınca ağlamıyorum anne.

Bak yıllar ne çabuk geçmiş,
Sadece gülünmeyecegini öğrenmişim,
Belkide öğretilmişim.
Ben büyümüşüm be anne.

Yanından ayrılmayan kızın,
Bak artık uzaklarda,
Üstelik yalnız,
Hemde herkesin içinde anne.

Öyle birde tuzağa düşmüşki,
Of dese olmaz, yok dese hiç,
Adını bile koyamamış,
Yardım etsene anne.

Anlayacağın eskiyi özledim anne,
Yeniden çocuk olmayı,
Sadece acıkınca ağlamayı,
Ve hiç şimdiyi yaşamamayı.

Zaman geriye gitmez değilmi?
Ya da ben yeniden çocuk olamazmıyım?
Söylesene onu unuttum diyebilirmiyim?
Yani herşey söylemek kadar kolay olabilirmi anne?

Dur söyleme,
Ben yine hayal kuruyorum değilmi?
Sadece kendimi kandırıyorum değilmi?
Peki kalbimi kim kandıracak anne?

Eskiden günlerin, hatta dakikaların hesabını tutardım,
Şimdi günlerden Cuma belkide salı,
Günlerin ne önemi kaldıki,
Takvimlere bile küs oldum anne.

Yinede ayaktayım, direniyorum.
Belkide bir ışık arıyorum,
Bulunca herşeyden kurtulabileceğim,
Ne güçlü büyütmüşsün beni anne!

Sen yinede beni merak etme,
Herşeyle savaşmayı,
Güzel günlerinde olacagını,
Ben senden öğrendim anne.

Yinede buralar güzel, soğukları saymazsan.
İnsanlar mutlu, beni saymazsan.
Gündüzler ve gecelerde iyi, yalnızlıgımı saymazsan.
Beni soracak olursan anne,
Bende iyiyim, içimdeki yangını saymazsan...

RakipsiZ
07-31-2011, 07:32 PM
Sonsuz özlem duyuyorum şimdi sana.. Dile getirmek bile zor benim için.. bebeklerin zırlaması gibi ağlıyorum şimdi ardından. Gözyaşlarım sana değil! Sana verdiğim zamana…

Sus…
Konuşma artık yeter! Tahammülüm kalmadı sesine. Fazla gevezelik ettin sanırım.. Kulaklarım yoruldu dilin yorulmadı. Yüreğim yoruldu çehren yorulmadı hayret.. Ne istersen al senin olsun. Ama artık sus.. Yüreğim ne diyor bak sana.. Zırvalayıp durmuşsun ardından.. Kimbilir neler söyledin! -Kapa çeneni!!

Kapa gözlerini…
Görme hiçbir şeyi.. ben görmüyorum senden gayri..
Az şeyler söyledin fazla kalp kırdın. Az kişilere baktın fazla kör ettin. Ne yaptıysan iki katını karşına verdin. Hiçbir şey çekmedin hep çektirdin! Acı nedir bilmedin hep zarar verdin. buydu senin hayatın.. Felsefe yapmıştın kendine..

Kes sesini lanet olasıca hayat..
Sus diyorum susmuyorsun! Gevezelik diz boyu..
Ne yapsam tersini yapmak elinde…
başarıyorsun.. Madalya mı bekliyorsun?

biraz acı biraz hüzün biraz karamsarlık biraz solgunluk.. İşte benim hayat karışımım. İçmek serbest.. Tadına bakmak bedava.. Ama dikkat! Acı vermemek şartıyla…

Format atma zamanı…
Geçmişime format atıyorum. Anılarımı çöp bekliyor.
Sen’i kalbimden atıyorum. Sözlerini hafizamdan siliyorum. Özlemiyorum… Sevmiyorum..İstemiyorum.. bitiyorum her şeyi.. Yepyeni bir sayfa açıyorum kendime.. bembeyaz..Tertemiz.. Gölgene dahi yer yok!
Ha buarada sormayı unuttum. -Kimsiniz??

RakipsiZ
07-31-2011, 07:32 PM
Şimdi uzaklarda olmak vardı
O yıldızsız yağmurlu gecede sabahlamak
Vardı...
Rüzgarla kurutmak saçlarını
Ahh...!
Toprağının mis kokusunu içine çekmek
Vardı...
Ahh...! etmek vardı...
Sessiz..

Ve inceden soluğunu hissetmek
Göğsünde akıtmak vardı hasretini.
Sevmek sevilmek vardı eskiden
Çoğalırcasına...
Ve üretmek vardı mutluluğu beraberce;
Saklanmadan yılmadan
Kokusuzca esir olmak vardı düşlerine..
Her sesine bir cevap vardı
Sessizliği yırtan çığlıklar
Vardı...
Ümitsizliğe kapılmadan önce
Ahh...!
Eskidendi çok eskiden...

RakipsiZ
07-31-2011, 07:33 PM
Hepsini dinledim...
Hikayeni sevişini uğrunda dönen dünyanı...
hepsini okudum..
Ve daha çok sevdim
seni..
Ve nice mektuplar yazdım.Hep ''canım sevgilim'' diye başlayan


''şizofrenim'' diye biten..
Gemici satırlarımda oldu...Avuçlarımla ellerini ıslattığım...Mavi pusuda
yatan zamansız yağmurlarımız gibi..
Unuttun mu...


-Bu gemiyi nerede unuttular usta.... - Beş dakika daha ''kal''...
biraz seveyim
sonra ben giderim
yemin ederim.
Elimden kaçıran varmış gibi mi sevmeli...''Bir an önce tutun çapanıma tut
tutun sevginle! Yoksa kaçırırlar gönül gemini...''


- Bu gemiyi nereye kaçırdılar usta.... -


''İyi geliyordun acıyan yaralarıma...''
Bir de baktım ki acıyan yaram `sen´ oldun...Hiç kabuk bağlamayan...Hep kan
bağlayan...İzinsizce izini hücrelerime işleyen...
Ve hiçbir yolunun dönüşü olmadı !
Yolunda ardımı kıra kıra ilerledim.
İlk aşkımı devirecek kadar sevdim.Sen de biliyordun öyle seviyorum
ki..dönüşü olmayan tüm yollarıma inat !
Sabahtan çıkan her yol geceye yol alıyordu...
Kahrolası gece...Şah kesiliyordu karşımda ukala! Yarama tuz basıyordu
vicdansız!
Gece gece ve yıldızları...Kaymaya niyetsiz âmâlı...Sanki sırtlarından
asılı..Bir ben miyim kayan..Bir ben miyim kendi kendini yakan..Bir ben
miyim aleviyle aydınlatamayan..Ve sevmeyi öğrenemeyen....


- Bu gemi yâra gider usta.... -


Gece seni yanıma usul usul koyuyordu yâr..Her doyamadığım geceye bir
karabasan...


Öyle ağırsın ki aklımda assalar boynumdan bir o kadar rahatlarım inan..
Bazen beyaz bir güvercindesin bazen denizde bazen de aynı baktığımız
gökyüzünde...Bense sen neredeysen oradayım; beyaz güvercinde denizde
mavideve aldığın her nefeste...
Belki de bundandır kalkıp gitmeye üşengeçliğim..



- Bu gemi yüreğime gider usta... -


Kaç yıllık can varsa üzerimde sadece sana yaşatıyorum yâr...


Yâr
saatin kaç olmuş alaylı...Silahım olsa çeksem vursam...Akrep bugünleri
ısırsa yelkovan dünlere tutunsa...Ve dünde tekrar tekrar yaşasak..


- Bu zamanda bu gemi nereye gider usta.... -


O sabah kalktığımda gözbebeklerim olduğu yerde kayıp düştü..
Bir gözümden ben...Bir gözümden sen...
Birileri gitmişti.. anladım..
Anladım ki orucumsun..
Senin iftarın yok mu..
Sana kavuşmanın bir yolu yok mu...
Seni özlüyorum deli yâr..

RakipsiZ
07-31-2011, 07:33 PM
“Geçecek, inan bana geçecek...”
“Öyle çok istiyorum ki geçmesini...”
“Biraz daha sabret ne olur, hem bak yanindayim ben... Ayni duygulari sen beni terk ettiginde ben de yasadim, o yüzden çok iyi anliyorum seni...”
“Bilmiyorum, sen olmasan ben ne yapardim...”
Yattigim yerden dogrulup bir sigara yakiyorum. Gecenin kör bir vakti. Hep bu saatlerde onun yüzüyle uyaniyorum. Aci bir silkinisle. Sanki karanlik, dalgali bir denizde bogulmak üzereyken... Böyle anlarda ölüm çok sefkatli geliyor bana. Kollarina atilmak istiyorum onun. Bu aciyi yasamaktansa ölümün sefkatine siginmak istiyorum... Elimde sigara odamizin tavanini seyrediyorum. Elektrikli sobanin kizil yankisi vuruyor tavana, duvarlara... O kizil yankida onun yüzü dolasiyor. Bazen gülümseyerek yaklasiyor, bazen kayitsizca solup gidiyor. Neden silemiyorum onun yüzünü zihnimden, bunu anlamakta zorlaniyorum. Onu unutmak için neler vermezdim oysa. Ömrümde hiçbir yüz bu denli saplanti haline gelmemisti. Eskiden saplantilarimi belli bir sinirin içinde tutardim, onun hayatima hükmetmesine izin vermezdim. O saplantilar simdiki gibi hayatin disina sürüklemez, bu denli derin bir boslugun önünde tutmazdi beni... Olsa olsa tatli bir iç agrisi, soylu bir hüzün katardi hayatima...
Bu iç agrilari, bu soylu hüzünler hayatima gizli bir sevinç bile katardi. Hizlanirdi ömrüm... Öyle derinlesirdi ki kalbim, olacaklari önceden tahmin ederdim... Oysa simdi hayatim ellerimin arasindan kayip gidiyor. Her gece bu saatlerde tam bir boslugun derinligine savrulurken can çekisir gibi ve kan ter içinde uyaniyorum... Uyaninca, hayatta oldugumu yeniden hissedince, ölmedigimi anlayinca tuhaf bir sevinç duyuyorum. Ek**** aci, buruk bir sevinç bu...

Sen de benimle uyaniyorsun. Niçin derin bir aciyla uyandigimi bilerek... Bir boslugun önünde nasil can çekistigimi, yanimda senin oldugunu anlayinca nasil mutlu oldugumu, varligina nasil ihtiyaç duydugumu bilerek uyaniyorsun...

Ben yatakta dogrulup bir sigara yakinca ve tavandaki, odanin duvarlarindaki kizil yankilari seyre daldigimda, sen de yüzümü öyle seyrediyorsun sonsuz bir merak ve kaygiyla... Çok iyi biliyorum su an yasadigin bencil bir aci degil... Kendin için degil, benim için üzülüyorsun. Beni yitirmekten çok, benim kendimi yitirmemden, ruhumun parçalanmasindan korkuyorsun... Sana, sevgine rakip olan birine duydugum özlemden degil yasadigin bu korku... Daha büyük acilar çekip, geri dönüsü olmayan hatalar yapmamdan, hayatimi bir daha geri alamayip onu sonsuza dek kaybetmemden korkuyorsun...

Yüzümde o hüzünlü solugunu hissediyorum. Saçlarimi sefkatle oksuyorsun ve, geçecek, inan bana geçecek, bak yanindayim, hep seninleyim, diyorsun... Öylesine utaniyorum ki sen bu sözleri söylediginde, sana karsi öylesine çaresiz hissediyorum ki kendimi, yüzüne bile bakamiyorum. Bana gösterdigin kosulsuz sevgi karsisinda küçük düsüyorum...

Seninle ayni evi, ayni hayati paylasirken, bir gece ansizin kaybolsaydin... Beni günlerce aramayip, sonra da karsima çikip, ben birine asik oldum, aramizdaki her sey bitti, ayrilmamiz gerekiyor, bu evde artik birlikte yasayamayiz, deseydin... Beni bir anda dipsiz bir bosluga birakip asik oldugun insanla bu evde yasamaya basla***** beni hayatindan çikartsaydin, sana karsi neler hissederdim? Arasan, çok yalnizim, o artik yok hayatimda ve sana çok ihtiyacim var, deyip beni yanina çagirsaydin, gelir miydim yanina? Gelsem bile, onu hala unutamadigini, aklindan çikartamadigini, ben yaninda yatarken, gecenin hep o kör saatlerinde can çekisircesine uyanip, tavandaki, odamizin duvarlarindaki kizil yankilarda onun yüzünü aradigini hissettigimde, ben de ayni aciyla uyanip, sana, geçecek, inan bana geçecek, sen beni terk ettiginde ben de bunlari yasadim, biliyorum bu aciyi, ama bak ben yanindayim, diyerek saçlarini sefkatle oksar miydim?... Seni onca derinden severken, yani basimda, yillardir birlikte yattigimiz yatakta baskasina duydugun özlemin acisini seninle paylasir miydim?...

Ne zamandir kendimle ilgili hiçbir seyden emin degilim. Pes pese birbirinden öyle ayri, öyle farkli duygular, öyle farkli hayatlar yasadim ki, artik ne zaman, nasil davranacagimi bilemiyorum. Seni de, kendimi de defalarca sasirttim... Hep savrulan bendim. Hep giden... Bana duydugun sevgine, kurdugumuz hayata inanan ve o yikilmasin diye hep çirpinansa sendin... Sen onarmak için ugrasiyordun, bense yikmak için... Sana veda edip, bilmedigim bir yolculuga çikarken, tanidigimi sandigim, aslinda hiç de tanimadigim bir baska insana dogru kosarken tarifsiz acilarla odana siginan; çileni, özlemini sessizce çekip beni bekleyen sendin... Sonra çiktigim yollari kaybedip, bilmedigim ve tanimadigim bir insanin dünyasinda ruhu paramparça edilip, sonsuz hayal kirikliklariyla yine sana geri dönen bendim...

Beni hiç beklemedigim bir anda birakarak böyle bir yolculuga çikip, bilmedigin, tanimadigin bir insan tarafindan ruhun parçalandiktan sonra sonsuz hayat kirikliklariyla yine bana geri dönseydin, seni bekler miydim? Sana çok ihtiyacim var, çok yalnizim, deseydin bana, yaralarini sarmaya gelir miydim?... Üstelik ona yine geri dönüp dönmeyeceginden emin olmadigimi içten içe hissetsem bile, beni biraktigin yerde olur muydum?... Belki de o an hissettigin acidan çok daha fazlasini bana çektirdigini hiç unutmamis olsam bile, sana duydugum o derin sevgiyle yasadiklarimi hiç yasamamis sayip, sana hiçbir öfke, hiçbir kirginlik duymadan, sadece sen yaralarini sarasin ve hayata kaldigin yerden baslayasin diye, baskasi için çektigin acilari, sanki bütün bunlari benim için yasamissin gibi, acina sonsuz bir saygi du***** onlari sevgimle sarip sarmalar miydim?...

Duygularim öyle karmasik ki, inan bilmiyorum böyle bir anda ne yapacagimi... Ama eger askta beni yenseydin, sana tutkuyla baglansaydim, belki de yapardim. Bir baskasina asik oldugunu bile bile, benim yanimda onu özledigini hissetsem bile, bir gün beni sevme ihtimalin için yaninda olurdum. Parçalanmana, dagilip gitmene izin vermezdim... Bunun kölece bir baglanma oldugunu bile bile yapardim... Evet, kölece...
Çünkü hayat ne kadar adaletsizse ask da o kadar adaletsiz... Bizim iliskimiz de böyle adaletsiz basladi iste... Bana gelen, beni her kosulda sevecegini söyleyen, ilk kez, seni seviyorum, diyen sendin... Ilk sen konustun... Ilk kez sen sevdigini söyledin. Konusmak, bir insana sevdigini söylemek yenilgiyi göze almaktir. Sen beni severek, bunu itiraf ederek yenilgiyi göze aldin... Ve iliskimiz hep böyle devam etti... Asil kisi bendim. Hep benim sorunlarim önemliydi... Sen kirk yilin basi sorunlarini anlattiginda * hakki olan taraf bendim... Seni kirma hakki hep bendeydi... Bu iliski çok uzadi, artik bitsin, diye hep söylenen hep ben oldum... Sanki benim için bir sisin ardinda yasiyor gibiydin. O sisin ardinda ne acilar, ne gelgitler yasadigini çogu kez düsünmüyordum bile... Seni olmadik zamanlarda nedensizce kirdigimda beni üzmemek için bir odaya çekilip gizli gizli aglayan sendin... Bu iliskide bencil olmak hakki senin degil benimdi...
Bütün bunlari o zaman degil, simdi düsünüyorum derin bir pismanlikla... Hayat sana yasattiklarimin neredeyse aynisini bana yasattiginda düsünüyorum... Bir iliskide yenilen oldugumda...

Benim sana yaptiklarimi, ugruna seni terk ettigim kadin bana yasattiginda... Çünkü tipki senin bana konusarak, beni sevdigini söyleyerek yenildigin gibi bende onunla iliskime konusarak, yenilerek basladim... Tipki senin gibi, o beni hiç hak etmedigim halde kirip incittiginde onu üzmemek için arka odalara saklanip gizli gizli aglayan bendim... Bencil olma hakki bende degil ondaydi... Kirk yilin basi ona sorunlarimi anlattigimda * dinlemek istemeyen oydu... Hep o önemliydi, onun sorunlari, *... Asil kisi oydu... Bende tipki senin gibi bir sisin ardinda yasiyordum bu iliskide... Tipki benim sana yaptigim gibi, bu sisin ardinda ne acilar, ne gelgitler yasadigimi düsünmeyen, bunun için en ufak bir çaba harcamayan artik oydu... Roller degismis, bu defa kölece baglanan ben olmustum...

Bana onca sey katmis, onca özverilerde bulunmus olmana ragmen, o ise benden çok sey alip götürmüs ve benim için neredeyse hiçbir fedakarlikta bulunmamis oldugu halde, eger bir gün ansizin bu sehirde bir deprem olursa önce kimi ararim, diye aklimdan geçirdigimde, bunu söylemek su an öyle aci veriyor bana, ama itiraf etmeliyim ki önce onu arayacagimi düsünmüstüm...

Iste günümüzde ask böylece kölece yasanan, hastalikli, adaletsiz bir baglanma biçimiydi... Insan böyle baglandiginda kendisine yabancilasiyor, hayatla baglarini yitiriyor, gerçekligi o kölece tutkusuna göre algiliyor, sevgi diye, ask diye derin, iflah olmaz bir yabancilasma içine giriyordu... Kendi yarattigi bir yanilsama içinde kaybolup gidiyor, ama ne zaman hayatin, ask diye baglandigi o yanilsamanin kaskati gerçegine çarptigini fark ettiginde nasil derin bir hataya düstügünü, oldugu noktadan çok daha gerilere savruldugunu görüyor... Iste o an, ben ne kendimi ne de hayati aslinda hiç tanimamisim, diyor, tipki benim gibi ruhu kötürüm oluyor, gecenin kör bir saatinde korkunç bir boslugun içine yuvarlanmak üzereyken can çekisir gibi uyaniyor ve dudaklarindan dökülen ilk sözler, Tanrim, ne oldu bana, ne oldu, oluyor...
Ne tuhaf, her gece ayni saatte ölümü özleyerek uyandigimda ve, Tanrim ne oldu bana, ne oldu, diye sayikladigimda yanimda sen oluyorsun... Iste o an pismanlik, utanç ve umudu ayni anda yasiyorum... Saçlarimi sefkatle oksayip, geçecek bunlar, inan bana geçecek, dediginde Tanrimin sen oldugunu düsünüyorum...
Bir sisin ardinda yasayan ve hep görmezlikten gelinen güven ve umutlarin, degeri bilinmeyen fedakarliklarin, ancak kaybettikten sonra anlasilan sevgilerin bütünü olan bir Tanri gibi görünüyorsun gözüme o an...

Bu gece de oldugu gibi, neredeyse seninle her gece hep ayni seyi yasiyoruz... Ben hep o kör vakitlerle zihnimden bir türlü çikmayan o yüzle uyaniyor, sonra bir sigara yakiyorum... Elektrik sobasinin tavandaki, odamizin duvarlarindaki kizil yansimalarinda bir görünüp bir kaybolan, o hayalimde yarattigim askin can çekismesini bir süre yasadiktan sonra, senden, bana gösterdigin o kosulsuz sevgiden utanip salona geçiyor, kendime bir içki koyuyorum... Sense kederle bulaniklasan kalbimle günün ilk saatlerini seyre koyuldugum o anda yanima geliyor, karsimdaki koltuga oturuyor, beni teselli etmeye çalisiyor, bana hayati, çektiklerini, insan iliskilerini, yanilgilari anlatiyor, beni içine düsmemek için çirpindigim o dipsiz bosluktan sevgiye, umuda, yasama sevincine, yeniden eski kendime çekmeye çalisiyorsun...

Bu gece de iste ayni seyleri yasiyoruz seninle... Iste yine karsimda oturuyorsun. Ise gitmene bir iki saat var neredeyse. Seni zorlu bir is günü bekledigi halde hiç düsünmeden, hiç * etmeden yanima geliyorsun... Bir iki saatlik uykuyla yine yollara düsecegini hiç dert etmeden beni yalniz birakmiyorsun... Sehpanin üzerinde duran ödenmemis faturalara bakiyorsun bir süre... Faturalarin arasina gelisigüzel bir sekilde karismis duran yazi notlarima göz gezdiriyorsun. Önümde duran takvimde isaretledigim konferans ve imza günlerimin tarihlerine kaygili ve hüzünlü bir ifadeyle göz atiyorsun...

Ve sonra gerçek anlamda hiç sevilmemis bir Tanrinin sesiyle bana sesleniyorsun: “Günlerdir yazi masana oturmadin... Bak çok yakinda konferanslarin basliyor... Faturalarin birikmis, yakinda telefonun, elektriklerin kesilebilir... Ne olur toparla kendini, o yok, o gitti, simdi sen varsin ve sen çok önemlisin, bunu hep söyle kendine, sen kendine yardim etmezsen, kimse yardim edemez, ben de yardim edemem... Bu noktaya gelmek için ömrünü verdin, ne çok çaba harcadin... Önünde koca bir gelecek var... Yazik degil mi onca emegine, onca uykusuz geçen gecelerine...”

Sen bana bunlari söylerken günesin ilk isiklari penceren içeri sizmaya basliyor. Günesin ilk isiklari önce sevgi dolu yüzüne, sonra sehpanin üzerindeki ertelenmis hayatima, sonra da benim yüzüme vuruyor... Iste o an ben seni bir baskasi için terk edip gittigimde, senin de tipki benim gibi yalniz geçen gecelerinde, kör bir vakit uyanip elinde sigara evinin penceresinden sokagi, ise giden insanlari, günün ilk isiklarini seyrettigin saatler geliyor aklima... Bana duydugun özlemin acisiyla kivrandigin ve içinden, ne zaman geçecek bütün bunlar, o bana ne zaman geri dönecek, ya da dönmezse ben onu nasil ve ne zaman unutacagim, dedigin saatler... Bu anlarinda ben yaninda yoktum. Seni teselli eden kimse yoktu... Seninle birlikte uyanip, geçecek bunlar, ne olur sabret biraz, bak ben yanindayim, diyerek saçlarini sefkatle oksayan kimse yoktu... Bu koca sehirde karsiliksiz sevginle bir basina kaldiginda seninle sabahi karsilayip, topla kendini, o yok, o gitti, artik sen önemlisin, bunu hep söyle kendine, diyen bir arkadasin bile yoktu...

Birden bütün o anlarin, bütün o kimsesiz saatlerin içimde patliyor... Yasadigim acilar, kalbimi bulaniklastiran bu keder çok anlamsiz geliyor... Bugüne dek yasadigim bütün mutluluklarin senin mutsuzluklarin üzerine kurdugumu anliyorum... Iste o an ilahi adalete hiç inanmadigim kadar inaniyorum... Oturdugum koltuktan kalkip senin dogrulmana izin vermeden ayaklarina kapanarak, ne olur beni affet, biliyorum kalbinde açtigim yaralar kolay kapanmayacak, ama sen yine de beni affettigini söyle, söyle su an buna çok ihtiyacim var, diyorum... Birden bu davranisimdan çok utaniyor, ellerimden tutup beni ayaga kaldirmaya çalisiyorsun, ama buna gücün yetmiyor, bacaklarina simsiki sarilip gözyaslarimla ayaklarina kapanmayi sürdürünce, bu defa içinden kopan derin bir hiçkirikla, kimsesiz geçen gecelerinin kederiyle yüklü ve yillardir içinde birikmis duran gözyaslarinla sen de benim ayaklarima kapaniyor ve, ne demek affetmek, ben seni hiç suçlamadim ki, seni lanetlemedim ki, sevgimin bedelini ödedim sadece, hayat senin hayatin, ne yasarsan yasa, içimde bu sevgin oldugu sürece her zaman kabulümsün, affedilecek bir sey yok, ne olur kalk ayaga, ne olur kalk, diye yalvariyorsun bana...

Iste ilk kez o zaman itiraf ediyorum sana, gözlerine bakmaya cesaret edemeden, yüzümü gögsüne saklayip, hiçkiriklarla ve kesik kesik: “Bu sehirde ansizin bir deprem olursa ilk kimi ararim diye kendime sordugumda, seni degil, onu arayacagimi düsünmüstüm, bu aklima geldikçe utaniyorum kendimden, sen beni affetsen de, ben kendimi affedemiyorum...”

Bunlari söyledikten sonra, kollarindan, yüzümü gömdügüm gögsünden kopup yerime oturuyor, çekinerek, ürkerek sana bakmaya çalisiyorum... Ama bu defa bana bakmayip pencereden sokagi seyrediyorsun. Kisa, hüzünlü bir sessizlik oluyor aramizda. Disarida okula giden çocuklarin sesleri duyuluyor...
Yüzüme bakmadan çok yakinin olan birinden duydugun bir ask öyküsünü anlatmaya basliyorsun: “Aslinda bu itirafina çok sasirmadim. Ask galiba böyle bir sey... Böyle adaletsiz... Beni de onu sevdigin gibi sevmeni çok isterdim. Onun için istediklerini benim için de istemeni... Ama bu olmadi, belki hiç olmayacak. Bu böyle olmadi diye sana olan sevgimden hiçbir sey yitirmedim ben. Hiç eksilmedi sana olan sevgim. Asil tuhaf olan bu degil mi?... Düsünsene, sevdigin, hayatini ona adadigin adam, bir gün birine asik oldugunu söyleyerek seni hayatindan çikartip ona gidiyor, ve bir gün eger bir deprem olursa ilk arayacagi kisinin sen degil, seni birakip gittigi, o asik oldugu kadin olacagini düsündügünü sana itiraf ediyor... Geçenlerde bir arkadasim anlatti... Kadinla adam birbirlerine delice bir tutkuyla bagliymislar. Uzak sehirlerde yasiyor olmalarina ragmen firsat buldukça kilometrelerce yolu asip birbirlerini görmek için her seyi göze aliyorlarmis... Görenlerin, tanik olanlarin hayran kaldigi, zaman zaman kiskandigi bir ask yasiyorlarmis... Kimse kimseyi böylesine sevemez diyorlarmis. Ama bir gün adam kadini yasadigi sehre arabasiyla getirirken yolda çok kötü bir kaza olmus. Adam küçük siyriklarla atlatmis kazayi. Ama kadin feci sekilde yaralanmis. Adam kadini hastaneye götürmüs, onu o halde birakip gitmis ve bir daha hiç aramamis... Kadin aylarca hastanede kalmis. Bütün vücudu kiriklar içindeymis, hatta uzun süre yürüyememis. Bu sirada hep asik oldugu adami sayikliyormus, ama ondan hiç haber alamiyor, telefonla aradiginda ise telefonlarina çikmiyormus... Ve bir gün adamin baska biriyle evlendigini duyunca tarifsiz yikilmis... Kadini hastanede acilar içinde kivranirken onu yalniz birakmayan bir baska adam varmis. Bu adam yillardir derin bir tutkuyla seviyormus bu kadini. Onun bir kazada yaralandigini ögrenince bütün isini gücünü birakip hastaneye, onun yanina kosmus... Ve bir daha hiç ayrilmamis yanindan... Kadin biraz olsun iyilesince – çünkü kazada ömür boyu çekecegi bir kas hastaligina yakalanmis – yanindan hiç ayrilmayan o adam her seye ragmen kadina evlenmeyi teklif etmis... Kadin adama duydugu o derin minnetten dolayi teklifi kabul etmis. Adam belki de hayatinda hiç mutlu olmadigi kadar mutluymus. Ama kadin, yasadiklari kazadan sonra onu hastaneye o halde birakip kaçan, ardindan karsisina çikan bir baskasiyla ansizin evlenip kendisini bir daha hiç aramayan ve telefonlarina çikmayan o adama asikmis hala... Hatta bir keresinde çok güvendigi bir arkadasina, aradan yillar geçmis olmasina ragmen bana simdi gel dese, kosar giderim ona, demis... Iste insan birine asik oldugunda gözü baska hiçbir seyi görmüyor... Yasadigin onca seye ragmen, beni birakip gittigin o kadin, seni onca kirip incitmis oldugu ve karsisina çikan ilk firsatta, kendisine senden daha iyi bir gelecek ve konforlu bir hayat sunacak olan bir adamla seni aldattigi halde, çok zayif bir aninda, sana gel dese, belki de bu yasadiklarini bir anda unutup ona kosarak gidecegini biliyorum ben... Ama bunu içten içe bilmeme ragmen su anda yanindayim senin. Seni bir kez degil, defalarca kaybettim ben, daha da kaybedebilirim... Bak, bir gün ona yine geri dönecegini düsünmeme ragmen seni seviyorum... Seni içimden atamadigim sürece bu hep böyle olacak... Ama sunu unutma, belki bir daha gidip geri döndügünde beni burada, yaninda göremeyebilirsin...”

Gökyüzü tamamen aydinlanmisti... Disaridan gelen sesler çogalmisti... Anlattigin öykü hayatimizi öylesine gerçek kilmisti ki, disarida akip giden hayattan soyutlanmis gibiydik... Sanki sonsuza dek karsilikli öyle kalabilirdik... O anda birbirimiz için öylesine gerçek, öylesine saydamdik ki, gereksiz bir söz, gelisigüzel bir sekilde yapilan bir davranis bu anin büyüsünü bozabilir, aramizdaki bu inanilmaz yakinligi lekeleyebilirdi... Yüzünden yüzüme dogru müthis bir aydinlik yayiliyordu. Yillardir benim seni gerçekten görmeme engel olan o sis dagilip gitmisti... Kendimi bile böylesine gerçek bir aydinlikta görmemistim hiç... Beni benden bile daha iyi taniyan tek insandin sen... Bu aydinlikta en çok bunu anlamistim. Bir daha hayatim boyunca beni senin kadar iyi taniyan kimse çikmayacakti karsima... Iste bu gerçekti aslinda ask dedikleri, sevgi dedikleri... Nereye gidersem gideyim, kiminle olursam olayim bu gerçek hiç degismeyecekti... Evet söyledigin her sey sonuna kadar dogruydu... Bunca yasananlara, yasadigim onca hayal kirikligina ragmen seni birakip gittigim o kadin çok zayif bir animda, gel dese, kosarak giderdim ona... Bu gerçegi bilerek yanimda olmaya ve beni sevmeye devam ediyordun... Bu olaganüstü bir cesaretti...

Sen bu cesareti sana ne kadar aci verse de gerçege hiç sirtini çevirmede, ona gözlerini kirpmadan ve kendini hiç aldatmadan bakabilme gücün sayesinde kazanmistin... Bende eksik olan bu cesaretti iste... Ne zaman bakmaya yeltensem bana hep aci vermis olan gerçege sirtimi dönüyor, onu o haliyle görmektense kendimi hep aldatmayi seçiyordum...

Bu korkuya yenilip seni hep bir sisin arkasinda gördügüm günlerde de anlamistim aslinda senin beni herkesten çok daha iyi tanidigini... Ne zaman, nerede, ne yapacagimi benden bile iyi biliyordun. Ama istesen de engel olamiyordun buna... Çok aci çekecegimi, tarifsiz savrulacagimi tahmin etsen bile hayatima duydugun saygidan ötürü bunlari yüzüme vurmuyordun...

Benden onca yas küçük olmana ragmen aslinda çocuk olan bendim... Hatta çocuk kalmisligimla gizliden gizliye övünürdüm. Olaylari ve yasananlari görmek istedigim gibi görür ve önümdeki akisa öylece kaptirirdim kendimi... Filmlerdeki, romanlardaki gibi yasamak isterdim. Orada yazilip gösterilenlerin aslinda birer kurgudan, birer yanilsamadan ibaret olduguna inanmak istemez, gerçegin siradanligindan ve o * tekdüzeliginden kaçmak için roman kahramanlarina, film yildizlarina öykünerek yasamayi bir maharet sanardim... Hayata, gerçege degil kafamda yaratigim senaryolara inanir, hayati ve gerçegi yarattigim bu senaryolarin içinde arardim... Karsilastigim insanlari, yasadigim olaylari hiç uymayacak olsalar bile israrla yazdigim bu senaryolara uydurmaya çalisirdim... Kendimi buna zorlar, ama her seye karsin gerçekler agir bassa bile, aslinda hiç de öyle olmuyormus gibi yapar, içine almaya çalistigim o kimse bu senaryoda oynamak istemese bile bu oyunu tek basima sürdürmeye çalisirdim...

Senden kaçmak istemem belki de en çok bu yüzdendi... Yazdigim bu senaryolarin hayata uymadigini, gerçeklerle çelistigini söyledigin için ve bu oyunlarin içine girmedigin için * uzaklasmak istiyordum senden... Sinirlarimin nerede baslayip nerede bittigini anlamiyor, arzuladigim askla gerçek aski hep birbirine karistiriyor, hep bu yüzden hayatin bana sunduklariyla, elimdekilerle, binbir emekle yarattiklarimin bana kattiklariyla yetinmiyordum... Daha büyük coskular, siradisi asklar, binbir sürprizle dolu iliskiler yasamak için her seyi bir anda elimin tersiyle itiyor, geride biraktiklarima neler yasattigimi ve bu gidislerin bedelinin ne olacagini neredeyse hiç düsünmeden kafamda yarattigim yanilsamalara ve bos hayallere kaptiriyordum kendimi.

Mesela zenginlik meraklisi birinden paraya pula önem vermeyen ve adalet duygusu çok gelismis birini, ya da soysuz birinden sonuna kadar mert ve kisilikli birini çikartmayi düsünüyordum... Birini seviyorsan, ona baglanmissan, o nasil bir dünyanin insani olursa olsun, beklentileri nasil sekillenmisse sekillensin, er geç bir gün beni anlayacak ve onunla her konuda anlasacagiz, yalanina kendimi inandirmaya çalisiyordum...
Çocuk kalmislik bir yerde buydu... Inanmak istediklerine inanmak, hayati ve gerçegi kafasinda yarattigi gibi yasamaya inat etmekti... Ve çogu kez iyi bir sey degildi. Bir masumiyetin yasanmasi gibi görünse de içinde hayli bencillik, hayli acimasizlik tasiyan bir duyguydu...

Iste ben de içimdeki çocugun sesine uyup ve seni kaderine terk edip kafamda yarattigim bir senaryonun pesinden gitmis ve tipki o kapildigim ve hiç aklimdan çikmayan filmlere, romanlara benzer bir ask yasamaya çalismistim... Ve gittigim yerde karsilastigim insani ve olaylari yarattigim senaryoya uydurmaya çalistikça kendimden ve hayattan her geçen gün biraz daha uzaklasmis ve tam kaybolacakken yeniden sana geri dönmüstüm... Belki de hiç geriye dönemeyebilirdim... Yarattigim senaryonun, kurgulari içinde kendimi sonsuza dek kaybedebilirdim...

Saskin ve acemi bir trapezci gibiydim bu hayatta... Hep öyle oldum... Sen beni simsiki tutmusken, yeni ve farkli bir sey yasamak adina, üstelik karsimdakinin kim oldugunu bile bilmeden, dahasi onu tanimak için hiç ugrasmadan ellerimi senin ellerinden koparmis ve onun beni simsiki tutacagi yanilsamasina kalbimi inandirarak kendimi bosluga birakmistim... O boslukta onun ellerini çaresizce ve umutsuz bir umutla aramis, tam bosluga düsecekken son bir gayretle geriye dönmüs, orada ellerini görmüs ve onlara yeniden simsiki sarilmistim...

Asil simdi, tam bosluga çakilacakken ellerimi hiçbir sey olmamis gibi yine simsiki tuttugunda daha iyi anliyorum bir zamanlar sana neden tutkuyla baglanmadigimi... Çünkü sen hep vardin... Bana yoklugunu hissettirmedin ki... Içimdeki çocukluga güvenip seni ne kadar kirip incitsem de,seni her aradigimda yine o biraktigim yerde hep ayni yogunluktaki sevginle beni bekliyordun... Seni birakip gittigimde içindeki özlemin acisiyla hep kösene çekilip sana dönecegim günü bekledin... Hiç farkli yüzlerle çikmadin karsima... Bir baskasinin varligini hissettirip kiskandirma oyunlariyla beni kendine baglamaya çalismadin... Beni olmadik zamanlarda kirip incitmeye, egomu yaralamaya çalismadin... Aslinda bunlari yapanlardan çok daha iyi biliyordun bu oyunlari... Insanlar kendilerini kirip incitenlere, egolarini yaralayanlara tutkuyla baglaniyor ve onlari bir daha hiç unutmuyorlardi biliyordun... Ama bunlari bilsen bile senin için asil olan, insanin sevdigini bile isteyerek asla kiramayacagi, onu kendisine tutkuyla aglamak için bile olsa seven insanin bunu yapmayi asla düsünemeyecegiydi...

Sevmek senin için birçoklarinda oldugu gibi bir kendi kendini tatmin oyunu degildi... Sevilmek kadar ve belki de ondan daha çok sevmekti senin için önemli olan. Bu yüzden seni terk edip bir baskasina gittigimde hayatina hemen bir baskasina almayi hiç düsünmedin...

Sevmek böyle bir seydi çünkü... Insan sevdiginden ayrildiginda uzun, çok üzün bir süre bir baskasini sevemez, hayatina alamaz, ona baglanamaz, kösesine çekilir, acisiyla, özlemiyle bas basa kalirdi... Baskalari nasil ve ne yasarsa yasasin ask senin bir için bir yenme, yenilme oyunu degildi... Sonsuz bir teslimiyet, sonsuz bir inanisti... Çünkü o baskalari için sevmek sadece egolarin çarpismasindan baska bir sey degildi... Elde etmek, kazanmak, yenmek... Hirslarin tatmininden ibaretti... Elde ettikleri, kazandiklari anda istediklerine kavusuyor, ele geçirdiklerinin, yendiklerinin cazibesi aninda soluyor, bir baskasini daha ele geçirmek, onu kazanmak için yeni bir savas oyunu baslatiyorlardi... Bu savas oyununda sevmek, kendini tutkuya kaptirmak karsi taraf için güçsüzlük sayiliyordu... Oysa asil güç sevilebilmek için girisilen onca oyunda degil, sonu ne olursa olsun yine de sevebilme cesaretiydi... Belki de onlar gibi beni böyle kosulsuz sevdigin için seni güçsüz biri sanmis, bu savas oyunlarindan hiçbirini oynamadigin için sana tutkuyla baglanmamistim... Oysa asil güç senin yaptigindi, sevilmemeyi göze alarak sevmende yatiyordu bu gücün... Onca terk edilmene ragmen yine ayakta kalip hayata simsiki sarilmanin sirri bu yaninda sakliydi...
Sen oldugun gibi, bütün çiplakliginla duruyordun iste... Belki de bu yüzden * senden... Beni çok iyi taniyan, nerede ve ne zaman ne yapacagimi bilen bir anne gibiydin. Kosulsuz sefkatinle nereye gidersem gideyim, döndügümde bulabilecegim bir anne...

Sana ne kadar aci çektirirsem çektireyim o anne yaninla garip bir merhamet duyuyordun aslinda bana... Kendimi kafamda yarattigim senaryolara, o gerçege ve hayata asla uymayacak oyunlara kaptirdigimda beni birakip gitmemen belki de bu yüzdendi...

Çünkü karsima çikanlar oyunlarini benim kadar büyük bir içtenlik ve saflikla oynamiyorlardi... Bense karsima çikan kimsenin inanmadigi kadar inaniyordum oyunlarima, yarattigim o senaryolara... Onlari gerçek gibi, hayat gibi yasiyordum... Kapilip gidiyordum... Dürüsttüm oynadiklarimda...

Bu yüzden ugruna seni terk ettigim kadin beni ansizin birakip bir baskasina gittiginde ona duydugum aska öylesine inandirmistim ki kendimi, günlerce ayni yatakta yattigimiz halde sana dokunamamis, seninle sevisememistim... Bana, neden benimle sevismiyorsun, diye sordugunda ise, onu hala unutamadim, o kalbimdeyken seninle sevisirsem sana haksizlik etmis olurum, demistim... O an sadece derin bir hüzün ve sevgiyle bakmis, hatta yasadiklarima içten içe gizli bir saygi duyup, ama o su an seni hiç düsünmüyor ve bir baskasiyla belki de büyük bir zevkle sevisiyor, bile dememistin... Çünkü bunu söylediginde derin bir aci yasayacagimi herkesten çok iyi biliyordun...

“Içimden seni atamadigim sürece bu hep böyle olacak... Ama bir daha geri döndügünde beni burada, yani basinda bulamayacaksin...” Bu sözler kalbimde derin bir aciyla yankilandiginda sen beni yanaklarimdan öpmüs, çoktan isine dogru yola koyulmustun... Bense günlerdir hiçbir sey yapmadan duruyor, sadece pencerenin kenarinda elimde kim bilir kaçinci sigara bütün bu yasananlari düsünüyordum...

Söyledigin bu sözler bir kez daha, bir kez daha yankilandi içimde... Sonra önümdeki sehpayi seyrettim bir süre... Ödenmemis faturalarimi... Faturalarin arasinda kaybolmus olan ve yazmaya gücüm yetmedigi için notlar halinde biraktigim karalamalarimi... Takvimde tarihlerini isaretledigim halde günlerdir kayitsiz kaldigim konferans ve imza günlerimin tarihlerini...

Iste hayat buydu, buydu gerçek olanlar... Yarattigi kurgularin kölesi olan bendim. Yasadiklarin seni ne denli kirsa da aslinda bu iliskide güçlü olan sendin... Çünkü ask ve sevgi hayatin ve gerçegin içinde gizli durandi... Bir baska zaman, baska bir yer yoktu... Asil ask, asil sevgi yasanan bunca seye ragmen yine bana geri dönmendi... Bosluga tam çakilirken son bir gayretle döndügümde ellerime tipki eskisi gibi simsiki sarilmandi... Asil ask, asil sevgi, ben bir baskasi için aci çekerken, senin, geçecek bunlar, bak ben yanindayim, biraz sabret, ben de çektim bunlari, deyip saçlarimi sefkatle oksamandi...

Ne yazik, bütün bunlari anlayabilmek için bu denli savrulmam, bu denli aci çekmem gerekiyormus...

RakipsiZ
07-31-2011, 07:35 PM
Buz tutmuş aşkının azabına uğramış hazanımla
Yarınlarımı terk ettiğinden beri
Tek bir kurşun bıraktım sevaplarımın tam ortasına
Şarjörünü gözyaşlarım takıp
Hiçe saydığın gururumun tetiğini kalbim çekecek

Şafak yüreğimi de söktü bu sabah
Senin kadar vicdansızım artık

Seninle başlayan sensiz günlerin acısı
Tenimde hicrana bürünmüş yaraların sancısı
Tohumuna nefret bulaşmış isyanımın yankısı
Ve bir daha asla göremeyeceğim
Kurak bakışlarının şarkı sözlerisıymış seninle aşk

İçimde öldüğünde gömdüğüm gülüşünü
Tabutuna yuva yapmış günahlarının böcekleri
Her bir zerreni kemirinceye kadar
Sonbaharda yaprak yerine intikam dökecek ağaçlar

Tek bir kurşun bıraktım sevaplarımın tam ortasına
Şarjörünü omuzumdaki melekler takıp
Hiçe saydığın gururumun tetiğini cennetim çekecek

Şimdi sevdalara tövbe ettiğim mutsuzluğun kervanıyla
Gökkuşağına kezzap suyu katarak
Ruhumdaki savaş masumu çocukları da alıp
Kefensiz gecelerin sabahına gidiyorum...

RakipsiZ
07-31-2011, 07:36 PM
çığlığın ilmine ermiş
derviş kapısı bu şiir
kendi içinde yasaklı kalmış acının ustası
ki
kaç şiirle kapatır acısını
sen bana onu söyle şair...




ilkin içini okuduğun bir zaman tüneli masalı
kayıp söylentiler yazılıydı duvarında
ağlamayı keşfe çıkmış gözlerin
suyla buluşan beyazıydı anımsadığım
daha henüz mavisi dilenmiyorken tanrıdan
düşler…göğün elleriydi

içinden geçen bir tebessümü kucaklayan
güvercin gözlü düşler

kül gecenin yaşsız yüzünde kör bir taş
yüreğin orta yerine mıhlamış yalnızlığı
çekilesi ne çok kaderi varmış
ki
sabahı bekliyor
buğulu bir sıkıntının adı ile

aşk ortalı bir ruh metod defterine
gece olur
tüm yıldızlar aşk’a düşebilir diye yazılmış
düştükçe birer birer yalanlar
doğrular
…kayıptır yaşanmış yıllar
oysa sararmış ne çok anı var

muskayla içinde saklanmış yazı gibi
sigarayla dağılan dumanında hayal
o hayaldeki pişmanlıklar için emzirilen dil
nazara gelin olmanın yokluğuna
söz damlatır
anlamazsın…büyümüştür aslında

gözünde büyümüş bir hasreti kucaklayan
güvercin sözlü düşler

kıyametimi erteleyip döner gelirim dediğin an
ermiş olmak için hafızaya çekilir ya kalp
çekilesi ne çok kederi varmış
ki
yolu bekliyor
gidenlerin değip de dokunamadığı sevda ile

aşk ortalı bir ruh metod defterine
gün olur
mat bir renk aşk’a dönüşebilir diye yazılmış
döndükçe sevenler birbirine
döndükçe dünya terk edenlerle
...bir kırmızılık lafı daha vardır söylenecek
ortasına gelinmiş kederin
.
.
.
aşk
insanın içindeki ölümdür
sonrası için okunacak dua değil

RakipsiZ
07-31-2011, 07:37 PM
//...aşk hep anında yaşanmayı bekler sevgili...//





yarını yoktur

hem acı
hem de yavan bir ağrıdır
yükü ağırdır
hem dışındadır hayatın

hem tam ortasında..




//...aşkta oyun olmaz sevgili...//



şakası yoktur



onunla kim oynarsa oynasın mağluptur
istediği zaman gelir
istediği zaman gider
kaçamazsın..
yaşamak düşmüşse senin payına
yaşayacaksın...







//...aşka müebbet yakışır sevgili...//



birden kanına karışır



hiçbir kitapta yazılmayan sözler
dökülür dilinden
kimseye anlatamazsın sevgini
o an seni senden iyi anlayan

bilen olmaz...




//...aşkta mecburiyet yoktur sevgili...//



sen nekadar sebep arasanda bulamazsın
geceyi hep gündüze karıştırırsın
zaman olur
elinde fırçayla
geceyi maviye boyarsın
üstüne de aşkını yazarsın...

sırtın pencereye dönük
başın öne düşmüş
inanmış
yorgun omuzlarında
aşkı hissedersin

zaman durur
sanki hep aynı yerdesin
aynı dönemeç
aynı şiir
bildik şeyler işte
aşkın kendi gerçekleri

şimdi yorma beni




//...ben aşktan anlamam sevgili...//