PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : BİrkaÇ Üyeden ToplanmiŞ ÖykÜler...


CeNNeTiN_YüReĞi
01-22-2008, 03:15 AM
Bir yara bir ömrü hergün nasıl kanatır...
sen yarammışsın ve ben o yarayla yaşamışım yıllarca.Önemsiz olcağı
düşünülüp kaçılan bir söz bir tek cümle sonradan nekadar acı verebiliyormuş.
Ben hergün işte böyle can acısıyla gözlerimi açıyorum,gecelere kadarda yaramı sarmaya çalışıyorum.
Meger ben seni nekadar içime saklamışım,bilmeden yıllarca böyle yaşamışım..
Hep gizliden seni istemişim,yürekten seni gizlice sevmişim ama itiraf edememişim kendime bile...
şimdi tek isyanım yanlış zaman olması.Yarayı taşımışım gerçek mutluluğu es geçerek.
neymiş o engel olan...o engeller nesaçmaymış şimdi daha iyi anlıyor insan!
meger herşey nekadar acemiymiş,oyıllar neden yanlış geldi bu itiraf,bu yanlışsa peki neden yaptığım diğer yanlışlar...bunların cevabını arıyorum hergün..
en uzaktakine geçilen sonsuz töleranslar,en yakındakine ise tanınmayan şanslar....
karmakarışığım,pişmanım okorkunç ateş yakıyo beni hergün.
kendimede sanada haksızlık etmişim.
dilimde binlerce isyan kelimesi barınıyo şimdi,bu isyanlar hep kendime..
sen öylesine bendesinki ve öylesine derinlerdesinki....
benimsin hep yanlız benim...benim hiç olamasanda...
SEN YÜREĞİME AİTSİN BUNU BİLMİYORSUN...
istiyorum şimdi
çaresizim şimdi
kavuşamıyorum şimdi
işte yüreğimin tek derdi..!
içimi tek hafifleten teslimiyet,geleceği bilememek herşey kader kısmet.
Artık geleceğide aştım ben ....ben seni daima bekleyeceğim.....
koyu kara kapkara şuan herşey diyorum,çalsam bütün kapıları kapanırmı bu yara...?
bütün bu kapıları kapasam üşürmüyüm yanlız başına..?
okadar derin yaşıyorumki seni ve okadar yanımda hissediyorumki
kelimeler kifayetsizleşir anlatmaya çalışınca...
şimdi seninle ama sensiz mi geçecek mevsimler,ben hep üşüyecekmiyim balıım
ölüm gibi geliyor herşey...!
sen diye dokunmak,sen diye hissetmeye çalışmak
seni hep onda aramak!!!
artık seni anlamaya çalışmakla geçiyo zamanlarım,seni yap boz gibi birleştiriyorum vee
her birleştirmemde seni daha fazla anlayıp bi kat daha fazla tanıyorum
her daha iyi tanımamda da seni bin kat daha fazla seviyorum....
hem hayalini kurduğum aşkı yaşayamamak hemde o fırtınayı yaşatamamak
üstelik yaşatmak ve yaşamak istediğim tek kişiye...
ben ilk defa hafife almışım duygularımı belki korkmuşum belki kaçmak zorunda kalmışım....!!!!
oysaki hiç bi duygumu ertelememiştim ben,herşey çok netti hayatımda
bu yüzden şimdiki bu serzenişlerim,yaptığım hatanın pişmanlığı ondan çok içimi yakıyo.
bu nasıl bi acı böylee...
bana ölümmü yoksa kavuşamamakmı daha beter dedirtti..
vee ben bunun cevabını artık verebiliyorum....
her nefesim seninle artık...
kimi zaman bi fırtınaya dönüşüyosun içimde onu durdurmaya ve yol göstermeye çalışıyorum
ben AŞKI SIRADAN YAŞAYANLARDAN DEĞİLİMKİİ..
kimi zamanda fırtına yerini huzura bırakıyo,
huzur oluyosun,mutluluk oluyosun bende,seni sessiz sessiz yaşamaya başlıyorum
yüreğimin en kuytu yerinde hissederek yaşıyorum seni...
kimi zaman dua oluyosun
kimi zaman acıtan bi kalp
kimi zaman benim oluyosun
kimi zamanda benliğime en büyük düşman..
neyapayım içim işte içim seviyo,seni sevmeyi seviyo....!
kaçtığın için değil.sen olduğun için,sen olduğun için istiyorum
içinde sakladığın acılar için.senin aşkın için değil senin için.....
ben keşkee....
kendimide senide aşka doyurabilseydim,
istediğim sevgiyi senle yaşayabilseydim,sana yaşatabilseydim
seninle bir ömür paylaşabilseydim,
kucağında sabahları karşılayıp,geceleri yıldızları senle seyredebilseydim,
yollarını gözleyip seni bekleyen ben olup ,
kollarında son nefesimi verseydim...
varsın olsun bu bizim masalımızda böyle olsun.
bi nefes kadar yakın olup,birbirlerini görmeyen yada görmek istemeyen
yıllar sonraa birbirini farkedip geç kalanlardan olalım....
tek çare ZAMAN.....tek ümit GELECEĞİ BİLEMEMEK
tek istek SEN..... tek bekleyen...BEN....

Alıntıdır

CeNNeTiN_YüReĞi
01-22-2008, 03:18 AM
Hayallerimde Sen, Yanımda "O"..!


Uzat,uzat bana buz tutmuş ellerini
Yüreğimle ısıtayım
Çevirme bebek yüzünü ardına
Eğilmesin başın önüne
Bak,bak son bir kez gözlerime
Bak ki silinmesin,silinmesin suretin benliğimden...
Yıllar sonra,sen hangi ellerde...?
Ben...

Ben mi?
Evlenirim belki,senden başkasına "kocacım" demeye dilim varır mı bilmem,bilmem mutlu olur muyum,onu da senin kadar sever miyim?Olsun bitanem,alışırım zamanla,şefkat bulurum belki,sahipsiz kalmam,sevilirim belki de kimbilir...

Ama,ama senin yerini tutar mı mehmedim...
Kader böyleymiş deyip geçerim,sana benzeyen bir oğlum belki,adı Mehmet olan...

Ya sen?
Ya sen ne yaparsın bitanem?Kızın olur mu senin de bana benzeyen,sana benim gibi bakan,olur mu bitanem...

Keşke...
Keşkeler yok hayatta bilirim,kahrolası imkansızlıklar var bilirim,engelleri aşamayan...

Sahiden memedim,aşamaz mıyız engelleri?
Birlikte,elele verdik mi her zorluğu yenemez miyiz bitanem...

Küçücük bir yuvamız olur bizim de,minik bir halı,ufacık koltuk,sen ve ben...
Daha ne isterim aşkım,sen varsınya yanımda.
Birlikte açarız gözlerimizi sabah,birlikte yudumlarız çayımızı ve ben ütülerim gömleğini,ben uğurlarım seni işine...Ardından alel acele evi toplar,ben de koyulurum okuluma.

Sonra...Sonra senden önce gelirim eve,yemeği hazırlamaya başlarım,biliyorum ilk yemekler pek de hoşuna gitmeyecek ama çok çalışır,zamanla en güzellerini sunarım önüne.Sen tv izlemeye dalmışken,daha bir hızlı yıkarım bulaşıkları hemen yanına gelebileyim diye...

Sonra belki babanlara gideriz,yok hayır!O benim de babam artık...Çayları ben yaparım siz sohbet ederken,zor olsa da onlara ilk servisi yapmak,yüzüm kızarır,heyecenlanırım ama ben evin gelini değil miyim artık,çabucak geçer acemiliğim...Babam senin çocukluk anılarından bahseder,hep birlikte güleriz,sen kızarsın belki ama yine de hoşuna gider.Arada mutfağa giderim boşları doldurmak için,annem gelir ardımdan,beni kızı gibi sevdiğini fısıldar kulağıma,seni daha bir severim,daha bir içime alırım...

Aaaahhh memedim,hayal işte,hayalde de olsa yaşamak ne güzel,ne güzel seninle yaşayabilmenin hayalini kurmak...

Bitanem,bilirim sevmeyecek seni kimse benim kadar.Ama aç yüreğini karına,izin ver seni sevmesine,sev sen de...
Yaşayamadıklarımızı,hayallerimizi yaşat ona...Tut sımsıkı elini,bırakma onu aşkım...

Ben mi?
Dedim ya...İçimde hep sen,yanımda o olacak...Bir oğlum olacak adı "Mehmet" olan,hep sen gibi bakacak,hep sen gibi gülecek,hep sen gibi...

Alıntıdır...

CeNNeTiN_YüReĞi
01-22-2008, 03:23 AM
Âşık ve maşuk birbirilerini çok seviyorlar, ancak bir türlü birbirilerine açılamayıp sevgileri ortada kalıyor. Bir gün âşık dayanamayıp maşuğun evine gidiyor, kapıyı çalıyor. İçerden bir ses
—kim o?
Âşık cevap veriyor
-BENim
Maşuk içerden sesleniyor.
—git buradan
Âşık şaşırıyor. İnanamıyor, ama ayrılıyor kapıdan üzgün bir şekilde.
Dağlar, ovalar dolaşıyor maşuğun aşkından ölecek duruma geliyor olaylarla anlam veremiyor, dayanamayıp tekrar maşuğun kapısına geliyor,kapıyı çalıyor.içerden bir ses
—kim o? Diyor
Âşık cevaplıyor
-BENim.
Maşuk içerden sesleniyor.
—git buradan
Âşık deliye dönüyor. Bir türlü anlamıyor aşkının niye böyle yaptığını. Kendini yollara vuruyor. Aşkıyla eriyor da sebebi bulamıyor. Günler ayları, aylar yılarlı kovalıyor. Âşık kendini maşuğun evinde buluyor bir gün. Kapıyı çalıyor. İçerden bir ses
—kim o?
Âşık cevaplıyor.
-SENim
Maşuk içerden sesleniyor.
—gir içeri o zaman


AŞK, SENim diyebilmektir.

Alıntıdır..

«•Mâvî BôÑCûK•»
01-22-2008, 03:25 AM
cok harika.. emeginize saglik

CeNNeTiN_YüReĞi
01-22-2008, 03:28 AM
Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa da, evlenmeden önce sık sık birbirlerini çok sevdiklerine dair ne kadar da dil dökmüşlerdi. Ama şimdilerde, küçük bir söz, ufak bir hadise aralarında orta çaplı bir kavganın çıkasına yetiyordu.

Bir akşam oturup ilişkilerini gözden geçirmeye karar verdiler. Her ikisi de, boşanmayı
istememekle beraber, işlerin böyle gitmeyeceğinin farkındaydılar. Erkek, “Aklıma bir fikir geldi” dedi.

“Bahçeye bir ağaç dikelim ve eğer bu ağaç üç ay içinde kurursa boşanalım.
Kurumaz da büyürse bunu bir daha aklımızdan geçirmeyelim. Bu süre içinde de
ayrı ayrı odalarda kalalım.”

Bu ilginç fikir hanımının da hoşuna gitti. Ertesi gün gidip bir meyve fidanı aldılar ve
birlikte bahçeye diktiler. Aradan bir ay geçti. Bir gece bahçede karşılatılar.

Her ikisinin de elinde içleri su dolu birer bidon vardı.

«•Mâvî BôÑCûK•»
01-22-2008, 03:29 AM
emeginize yüreginize saglik cok begendim

CeNNeTiN_YüReĞi
01-22-2008, 03:36 AM
Çok teşekkürler arkadaşım beğenmene çok sevindim.. ;)

GeCeNiN_KaLBi
01-22-2008, 09:55 AM
bi kac kez paylasilmisdi bu gercekden guzel hikaye....emegine saglik!!!

MeVSiMSiZ_KaR
01-22-2008, 12:25 PM
Ayrılmak istemediklerinden belli yapacakları

Sevgi budur zaten anlasamadığınızda ayrılmak degil cabalamaktır

MeVSiMSiZ_KaR
01-22-2008, 12:30 PM
eline sağlık yeniden okumak güzel oldu

küçüKız
01-22-2008, 03:32 PM
AŞK, SENim diyebilmektir.

eline sağlık

CeNNeTiN_YüReĞi
01-22-2008, 03:37 PM
BİR KADININ AŞKI
Karımı 1998'in sonbaharında kaybettim... Yedi senelik evliliğimizin iki

senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik. Karim, her evlilik
yıldönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler, "Bunlar bizim hayatimizin
gölgeleri" derdi.. Öldüğünde, yedi tane resmimiz vardı

97'in bir gecesinde onu aldattım. Oysa ona sürekli onu ne kadar çok
sevdiğimi ve sonsuza kadar sadık kalacağımı söylerdim. Ölmeden iki hafta
önce yine aynı şeyi tekrarladım. Tuhaf bir gülümsemeyle baktı bana ve
sadece: "Biliyorum" dedi. İzmir’e kar yağıyordu gün, yani bir ay
önce, evdeydim. Fotoğraflarımıza bakıyordum yine... Her çerçevenin
altında bir harf olduğunu ilk kez o gün fark ettim.



>>> > - A.

>>> > - R.

>>> > - K.

>>> > - A.

>>> > - S.

>>> > - I.

>>> > - N.



Gerisi için yılları yetmemişti. Ama sanırım "Arkasına bak" yazmaya filan
niyetlenmişti. Hemen çerçevelerin arkasına baktım. Hiçbir şey yoktu. Sonra
bir şey dürttü beni, hepsini teker teker söktüm. inanabiliyor musunuz,
her birinin arkasından bir mektup çıktı! Geçirdiğimiz her sene için sevgi
dolu sözler yazmıştı. 1997'deki resmimizin içinden çıkan zarf ise
simsiyahtı. Ve içinden su sözler çıktı:

>>> > "14 Mart 1997/Gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi
baktı/

>>>Söylemene

>>> > gerek yok, biliyorum..."

2002'deyiz. Onu kaybedeli 4, aldatalı 5 yıl oluyor. içim acıyor simdi.
Çünkü kadınlar biliyor, hissediyor... Sadece paylaşmak istedim.

Seni seviyorum diyenin sevgisinden şüphe et, çünkü; aşk sessiz, sevgi
dilsizdir...

CeNNeTiN_YüReĞi
01-22-2008, 03:40 PM
VAR MI ACABA BOYLESI ASKI YAŞAYAYAN

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu,öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler.
Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar.
İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı
için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için,her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu...
Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar.
Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular.
Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, “bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur” diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler...“Senin için ölürüm” derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adama
“Hayır,ben senin için ölürüm” diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde,aynanın üzerinde bir not görürdü kadın,
“Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak....” Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, “Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma” Mutfaktaki masadan,salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten.... Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne
kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye
başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde “satılık” levhası asılı olan. “Ne dersin, bu evi alalım mı?” dedi adama. “Bu viraneyi yıktırır, harikabir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan,
martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı...” “Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?” diye yanıt verdi adam. “Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun,burası bizimdir artık....” Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: “Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut...” Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez
gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, “Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat” diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken,“Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım” diye sözünü kesti arkadaşı. “O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç
birkadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya....”“Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları” diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları
kadına nasıl sarıldığını gördü adamın... Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkâr etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan
çıkarken, “sonbir kez kucaklamak isterim seni” diyecek oldu ama kadın, “defol” dedi nefretle... İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikâyesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı
kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadınıgördü. “Sen, buraya ne yüzle geliyorsun” diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. “Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.” Dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: “Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibionunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı..
Oysa ilk karşılaştığınızotobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi...” Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kâğıt duruyordu kutuda. İlk kâğıtta, “Lütfen bütün notları sırayla
oku bir tanem” diyordu... Sırayla okudu; “Seni çok sevdim”, “Seni sevmekten hiç vazgeçmedim”, “Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.” “Fakat benim için ölmeni istemedim” “Şimdi bana söz vermeni istiyorum.”
“Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?” son kâğıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kâğıtta şunlar yazılıydı: “Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım....

CeNNeTiN_YüReĞi
01-22-2008, 03:43 PM
iki kum tanesinin aşkı

Günün birinde bir çölde iki kum tanesi karşılaşmış ve birbirlerini çok
sevmişler uzun bir süre çok yakın olmuşlar. Birbirlerini yanlarında,
canlarında olarak sevmeyi öğrenmişler. Derken bir rüzgar çıkmış kum
tanelerinden biri yerinde kalırken diğeri biraz uzağa savrulmuş. Çok
uzak değillermiş ama yinede göremiyorlarmış birbirlerini. Sevgileri hiç
azalmamış yine sevmeye devam etmişler. Birbirlerine ulaştırabildikleri
sesleriyle, haberleriyle yaşıyorlarmış ve artık görmeden seslerinde
sevmeyi öğrenmişler.
Bir gün biri diğerine "sevdamız sonsuza erişmesi için aynı anda bir
dilek dileyelim" demiş. Ikisi de aynı anda bir dilekte bulunmuşlar ve
tam o sırada bir fırtına çıkmış. Bu kavuşmamız, sevdamızın sonsuza dek
sürmesi olabilir diye ikisi de kendilerini fırtınaya bırakmışlar.
Gözlerini kapayıp fırtına dindiğinde sevdalarının yanı başında olmuş
olmayı arzulamışlar. Fırtına o kadar kuvvetliymiş ki o güne kadar
yıllarca yerlerinden kıpırdamayan kumlar bile başka yerlere
savruluyorlarmış.
Fırtına günlerce sürmüş kum taneleri de oradan oraya savrulup durmuşlar.
Ikisini de bir sabırsızlık sarmış. Fırtına durmuyor aksine artıyormuş.
Fırtına dinmek bilmedikçe onlarda sabırla sevmeği öğrenmişler. Günler
geçmiş sonunda fırtına durmuş gözlerini açtıklarında ikisi de başka
alemlerde bulmuşlar kendilerini. Bu fırtınanın onları birleştireceğine
o kadar inanmışlar ki birbirlerini yanlarında bulamayınca yüreklerinde
derin bir acı hissetmişler ve acıyla sevmeği öğrenmişler. Kendilerine
birazcık geldiklerinde ikisi de bu fırtınayla başka başka yerlere
savrulduklarını anlamışlar. Biran ölmek istemişler ama sonra
birbirlerini hiç görmeden,mesafelere, engellere rağmen sevmeği
öğrenmişler. "Eskisi gibi bağırsakta sesimiz ulaşmaz ki birbirimize"
demişler. Ikisi de yeni yerlerinde kimseyle konuşmamışlar ve yıllarca
hep susmuşlar. Hep yeni bir fırtına ümidiyle birbirlerine ihanet
etmeden beklemişler. Böylece umutla sevmeyi öğrenmişler. Yıllar geçmiş ama
sevgileri hiç geçmemiş.
Birbirlerinden hep umutlu olarak yaşamışlar. Bir gün ikisi de
birbirlerinden habersiz aynı anda gözlerini kapamışlar ve kavuşmak için
yeniden fırtına çıkmasını dilemişler. Beklemişler beklemişler ama
fırtına bir türlü çıkmamış. Kendilerini tüm benlikleriyle fırtınaya
bırakmak için oldukları yerde dönmüş durmuşlar ama hepsi nafile küçük
bir rüzgar bile çıkmamış. Sonunda durmuşlar ve gözlerini açmışlar.
Sevdiklerinin, sevdalarının, yıllarca beklediklerinin tam karşısında
durduklarını görmüşler ve hemen ikisi de yıllar önce diledikleri dileği

anımsamışlar.
Dilek şöyleymiş "Allah'ım bizi birbirimize her şeyiyle sevmeği
öğrendiğimizde kavuştur. Öğle kavuştur ki sevdamız sonsuza erişsin."
Sonunda anlamışlar ki birbirlerinden çok uzaklarda geçirdiklerini
sandıkları yılları aslında birbir yanı başlarında geçirmişler.
Dileklerinin kabul olması için yılların geçmesi gerektiğini öğrenmişler
çünkü onlar sevmeği her şeyiyle öğrenmeği dilemişler.

Dilekleri kabul olmuş umutla, sabırla, acıyla, yakında, uzakta...her
şeyiyle sevmeği öğrenip birbirlerine kavuşmuşlar. Sevmeği bildikten sonra mesafeler, acılar, yıllar, aylar...asla sevdayı
söndürmez ama sevmeği bilmedikten sonra yanı başında ki sevdiğini bile
yıllarca göremeyebilir insan...

Sessiz_Fırtına
01-22-2008, 04:13 PM
:(:(:(
çok güzeldi..emeğine sağlık..

«•Mâvî BôÑCûK•»
01-22-2008, 10:38 PM
paylasilmidi.. emeginize saglik

MeVSiMSiZ_KaR
01-23-2008, 02:59 PM
cok eski bildiğim bir öykü böyle aşk degil ama sevgim var karsılık bulduğunda

MeVSiMSiZ_KaR
01-23-2008, 02:59 PM
yine bildiğim bir öykü eline sağlık

MeVSiMSiZ_KaR
01-23-2008, 03:00 PM
yine okuduğum yazılardan biri eline sağlık

ۣۜ๘ ђüzüภ ۣۜ๘
01-23-2008, 03:06 PM
daha önce okumuştum burda paylaşıldı arkadaşım paylaşım yapmadan önce diger paylaşımlara bakarsan iyi olur aynı şeyler sürekli paylaşılmasın;)

CeNNeTiN_YüReĞi
01-23-2008, 04:43 PM
daha önce okumuştum burda paylaşıldı arkadaşım paylaşım yapmadan önce diger paylaşımlara bakarsan iyi olur aynı şeyler sürekli paylaşılmasın;)

Bu bir aşk hikayesi olduğu için bu konuyu en uygun yer olan "AŞK HİKAYELERİ" köşesinde açtım. Tabi ki konuyu açmadan önce, bu bölümde bir araştırma yaptım belki açmak istediğim konu daha önceden açılmıştır diye, ama rastlamadım.. Eğer siz bu konuyu daha önce burda okudum diyorsanız olabilir, çünkü daha eski bir üyesiniz.. Ama bu bölümde okumadıysanız diğer paylaşan arkadaşı uyarsanız daha iyi olur, çünkü konuyu yerde açmış demektir..

Saygılarla...

CeNNeTiN_YüReĞi
01-23-2008, 11:35 PM
http://img355.imageshack.us/img355/9794/12ks0mu1of3gn2.jpg

Aşkım, bir tanem, sevgilim, herşeyim, *****… Bu hayatta başıma gelen en güzel, en eğlenceli, en tatlı, en mükemmel şeydin sen. Sen benim yaşam destek ünitemdin, beni hayata, Allah'a bağlayan şeydin. Öyle zor anımda geldin ki yanıma, bana herşeyi unutturdun ama şimdi beni tekrar o hale sokuyorsun. Keşke açık açık herşeyi söyleseydin bana, sevmiyorsan sevmiyorum deseydin, seviyorsan bile sevdiğini tam anlamıyla gösterseydin.. Son konuşmamızda sana hala aşkım diyordum, bana aşkım deme diye msj attın bana. Olsun sen benim aşkımsın.. Sakın arkamdan üzülme, en azından üzülmemeye çalış. Bu hayattayken değerimi bilmedin belki de. Belki de beni, benim seni aldığım kadar ciddiye almadın. Neden bıraktın beni be aşkım? O kadar hayalimiz varken, ben seni o kadar çok severken, senin için her şeyi göze alırken.. Hiç mi değer vermedin bana? NEDEN NEDEN NEDEN…?

Annem, babam.. Sizlere diyecek lafım yok, ben hiçbir zaman size layık evlât olamadım. Sizi bu hayatta hep üzdüm.. Ama beni kimsenin anlamadığı gibi sizde anlamadınız hiçbir zaman.. Anacım sakın üzülme arkamdan, unutun beni. Baba senden bir tek isteğim var. Annemi sakın üzme..

Dostlarım, hiç bir zaman benim yanımda olmasanız da varlığınızı biliyorum ben. ******, ****, *****, ******, ****.. Sizler çok iyi insanlarsınız. Sizin gibi arkadaş bu hayatta bir insanın başına kolay kolay gelmez, eminin bundan. Ben sizlerin arkadaşlığına, o ......... kanarak ihanet ettim. Şu son 1 yıldır hayatım o kadar acımasız, o kadar iğrenç, o kadar sıkıcı, o kadar boğucu geçti ki.. Aklıma her türlü şey geldi. Ben hayatım boyunca hiç bu yıl ki kadar ağlamamış, bu kadar yalnız kalmamıştım. Hayatımda hiç yalnız başıma içki içmemişken, bu yıl birileriyle içmeyi özledim..

*****… Sen bir başka insansın, benim için her zaman tepede yerin vardı. Az önce seninle msn'de konuştuk, bu yük bana çok ağır geliyor, tek ihtiyacım olan şey ''dost'' dedim, tek başıma kalkamıyorum bu ayrılığın altından dedim.. Senin lafın yine şu oldu ''dostluklar tek başına kazanılıyor'' ben sana karşı bir hata işledim, bu işlediğim hata benim sonumu getirdi. Etrafım o kadar çok kalabalıktı ki zamanında, kimle konuşacağımı, kimle takılacağımı bilmezdim... ama şimdi.. derdimi anlatacak, ağlayacak, gülecek, sigara isteyecek bir dostum bile kalmadı. Bunun suçlusu tamamen benim…



Soruyorum Şimdi Size; Sizin Bu kadar Berbat Bir Haliniz Olsaydı, Ne Yapardınız??

Bu Dünyada Rahat Yok, Ölüm Belki Kurtuluş


HERKESE ELVEDA...

alıntı

CeNNeTiN_YüReĞi
01-24-2008, 11:30 PM
Moses Mendelssohn hiç yakışıklı bir adam değildi. Çok kısa boyunun olmasının yanı sıra, çok garip bir de kamburu vardı. Moses Mendelssohn, günün birinde Hamburg`da yaşayan bir işadamını ziyarete gitti.

İşadamının, Frumtje adında çok güzel bir kızı vardı. Moses, bu güzel kıza umutsuz bir aşkla tutuldu. Fakat güzel kız onun çirkin görüntüsünden ürkmüştü. O nedenle, değil onun sevgisine karşılık vermek, yüzüne bile bakmak istemiyordu.

Ayrılma zamanı geldiğinde Moses, güzel kızın üst kattaki odasına çıktı ve tüm cesaretini toplayarak onunla son kez konuşma girişiminde bulundu. Kızın güzelliği öylesine olağanüstüydü ki, bir an için onun cennetten geldiğini bile düşündü.

Fakat kızın, başını kaldırıp da yüzüne bakmamaktaki direnci, Moses` i çok üzdü.Güçlükle başarabildiği konuşması sırasında çirkin aşık, bu güzel kıza bir soru sordu: “Evliliklerin kutsal bir özelliği olduğuna inanır misiniz?” dedi.

“Elbette” diyerek yanıtladı güzel kız ve gözlerini yine kaldırmayıp Moses`in yüzüne yine bakmadan, kendi de ona bir soru sordu: “Peki ya siz?” dedi. “Siz inanır misiniz buna?”

Moses bir an bile duraksamadı: “Evet,ben de inanırım” dedi ve ekledi: “Biliyor musunuz? Her erkek çocuğu doğduğunda Tanrı, onun evleneceği kızı belirlermiş.Benim doğumumda da,benim evleneceğim kız belirlenmiş ve bana `Senin karin kambur olacak` demiş. O zaman ben bir istekte bulunmuşum Tanri`dan.

`Tanrım, kambur bir kadın bir trajedi olur. Lütfen onun kamburluğunu bana ver ve onu güzel bir kadın yap` demişim.” Moses` in bu sözlerinden sonra Frumtje gözlerini yerden kaldırdı, onun gözlerinin içine baktı ve elini uzatıp, Moses` in elini tuttu.Ve daha sonra da onun, sevgili eşi oldu.

Bu anlatılan bir “peri masalı” değil, ünlü Alman besteci Mendelssohn`un büyükbabası ile büyükannesinin evlenmelerinin hikayesidir.

MeVSiMSiZ_KaR
01-25-2008, 03:16 AM
vay be cok güzeldi

«•Mâvî BôÑCûK•»
01-25-2008, 03:51 PM
cok harika emeginize saglik

CeNNeTiN_YüReĞi
01-28-2008, 02:44 PM
Çok çok eskiden yeşil bir vadinin içinde bir ırmak kıyısında kurulu bir köy varmış dünyada, taa dünyanın öbür ucunda. Çok eski dedik ya, o zamanlar gündüzleri pek güneşli geçermiş, yağmur yağmadıkça; geceleri hep yıldızlı olurmuş, bulutlar olmadıkça.

Köy sakinleri tarımla uğraşırlarmış, hayvanlar avlarlarmış ucsuz bucaksız arazilerinden, sularını kaynağı çok uzakta olan, köylerinin içinden geçen, ırmaktan alırlarmış.

Köyde herkes birbirini sever, sayarmış. Köyde bir tek kişinin kalbinde öyle büyük bir sevgi varmış ki bütün köyünküne bedelmiş; Dolun'un İntera'ya olan aşkıymış bu.

Kız Dolun'u bilirmişte tanımazmış yakından. Dolun dayanamamış bir gün gitmiş kızın yanına. Sormuş İntera'ya onunla evlenip evlenmeyeceğini. İntera demiş ki Doluna :

"Evlenirim evlenmeye ama benim isteyenim çoktur, her gelen kişiden aynı şeyi ister benim babam. Ancak babamın bu isteğini yerine getiren benimle evlenir." Dolun şaşmış. "Sensin benim kalbimim sahibi" diyerek başlamış sözüne "Senin dileğin benim için bir emirdir, söyle isteğini hemen yapayım" demiş aşkına. İntera demiş ki:

"Bir çiçek vardır yaprakları gümüşten tomurcukları elmastan, onu ister babam benle evlenecekten". Dolun "Bekle beni" demiş İntera'ya, "hemen gidip getireyim o çiçeği ama nerededir yeri?" İntera parmağıyla göstermiş akan ırmağı "İşte bu ırmağın kaynağındadır der babam, kırk gün yürümek gerekirmiş oraya varmak için ama bir giden bir daha gelmedi şimdiye dek çünkü oralar büyülüymüş derler, giden geri gelmezmiş çünkü buralardan çok daha güzelmiş oralar.

Dolun senden daha güzel ne olabilir ki bu dünyada" demiş İntera'ya "Döneceğim, o çiçekle, döneceğim çünkü seviyorum seni, çünkü sensiz anlamı olmaz benim için o güzelliğin".

Dolun çıkmış yola sonra. Kırk gün yürümüş ırmağın yanından. Hep ne kadar sevdiğini düşünmüş İntera'yı yol boyunca. Tek aklındaki İntera'ymış, tek amacı ise o çiçek.

Kırkıncı gün kalkmış Dolun sabah erkenden, yüzünü yıkamış ırmaktan, anlamış ki çok yaklaşmış kaynağına ırmağın suyun serinliğinden. Devam etmiş yoluna sonra. Biraz sonra varmış kaynağa, bütün yeşilliklerle çevrili bir göl varmış kaynakta, gölün ortasında bir adacık, adacığın üstünde de o çiçek duruyormuş. Anlamış İntera'nın anlattığı çiçek olduğunu güzelliğinden. Yüzmeye başlamış adaya doğru hemen. Adaya çıkınca karşışında bir adam belirmiş Dolun'un. Adam Doluna

"Her gülün bir dikeni, koruyucusu, olduğu gibi bende bu çiçeğin koruyucusuyum, eğer almaya geldiysen ben, Salut, izin vermem buna" demiş.

Dolun şaşkın vede kararlı bir tonla "Ben o çiçeği alacağım sonra aşkıma kavuşacağım" demiş "Hiç bir şey beni kararımdan çeviremez". "O zaman beni biraz dinleyeceksin" demiş Salut "Sana neden koparmaman gerektiğini anlatacağım, eğer hala ikna olmazsan o zaman izin veririm almana".

Dolun ikna olmuş ve çökmüş yoncaların üstüne, başlamış dinlemeye... "Eğer bir şeyi çok fazla istersen ve engelin yoksa önünde onu alırsın, hayatta böyledir, insan engelleri aşarsa yaşamına devam edebilir. Bu çiçekte sadece yaşam için bir şeyler yapacaksan engelleri kaldırır önünden çünkü onunda bir görevi var, bu çiçek sadece 28 gecede bir açar yapraklarını ve döker parlayan tohumlarını göle, bu sayede buradaki sular yükselir ve ırmaktan taşar gider zamanla. Bu ırmak sayesinde yaşar bu doğadaki yeşillikler, insanlar, hayvanlar." demiş Salut.

Dolun başlamış düşünmeye, eğer çiçeği koparırsa kavuşacaktır sevdiğine ama kuruyacaktır ırmakları bunun yanında. Sonunda çiçeğin başına çöker kalır Dolun. Gümüş yapraklarında kendini görür Dolun çiçeğin. Yanında İntera vardır ama niye mutsuzdur ikiside. Aslında kalbindeki tek endişeyi görür Dolun.

Zaman geçtikçe Dolun'un düşünceleri yoğunlaşır kafasında. Mutsuzluğunu düşünür, çiçeksiz İntera'sız bir yaşam düşünür. Koparamaz çiçeği günlerce. Dolun artık yaşamaktan zevk almaz şekilde sadece aşkını düşünerek beklemeye başlar olacakları.

Bir gece çiçek tohumlarını bırakırken göle bir tomurcukta Dolun'un sertleşmiş kalbinin üstüne düşmüş, aniden Dolun kalbindeki aşkının büyüklüğü kadar kocaman bir taşa dönmüş, taş o kadar büyükmüş ki dünyaya sığmamış gökyüzüne yükselmiş ve Dünya'yla dönmeye başlamış. Böylece Ay olmuş Dolun'un kalbi Dünya'ya.

O günden sonra sadece 28 gecede bir göstermiş Dolun kalbinin tüm yüzünü, aşkının bütün parıltısını diğerlerine; sadece o gecelerde aydınlatmış Dünya'yı, aynı çiçek gibi...

«•Mâvî BôÑCûK•»
01-28-2008, 07:37 PM
cok harika..emeginize saglik

Dua
01-28-2008, 08:05 PM
çok hoş yha anlatımıda cok akıcı emegine saglık............

seçx26
01-28-2008, 09:20 PM
ne yapacaksın?

gülsüm
01-30-2008, 01:59 PM
emeğine sağlık çok duygulu bi yazıydı

efulim
02-03-2008, 06:34 PM
gerçekten çok güzel bir yazı

Bahar
02-03-2008, 08:54 PM
Çok keyifli bir paylaşımdı teşekkürler

TeBeSSüM
02-04-2008, 09:32 AM
yüreğine sağlık ;)

CeNNeTiN_YüReĞi
02-04-2008, 08:56 PM
Teşekkürler arkadaşlar beğenmenize sevindim..

CeNNeTiN_YüReĞi
02-13-2008, 05:50 PM
Dünyalar Güzeli Bir Sevdiği Vardı.. Sevgililer günü geliyordu...

Günlerce ona ne alacagını düsündü. kıza öyle birsey almalıydı ki, kız hediyeyi açtıgında onu ne kadar çok sevdigini, bir kez daha anlamalıydı..

Aslinda nelerden hoslandıgını bile bilmiyordu.

Önce ona söyle pahalı, göz kamastırıcı bir mücevher almayı düsündü. Kızlar parlak seylere bayılır, hele mücevherlere... Incecik, uzun boynuna ısıktan bir çizgi çekecek pırlanta bir gerdanlık?
Vakit geceyarısını çoktan geçiyordu, kurdugu hayaller büyüktü ama gerçek çok farklıydı.
Istese bile böyle birsey alacak şu anda imkanı yoktu. Hem zaten kızın böyle seylere ihtiyacı yoktu çünki mücevherler kızın güzelliği yanında sönük kalırdı. Onun için maddi değerler önemli değildi.

Peki ama ne olabilirdi diye düsündü. Örnegin bir giysi mi? Bazı dergilerde, filmlerde öyle güzel giysiler görürdü ki, hep o ünlü oyuncuların üstünden giysiyi çıkartır, ona giydirirdi. ona ne kadar yakıstıgını hepsinin içinde bambaska adeta pir peri olduğunu düşünürdü.

Hayır, hayır, bir giysi sıradan bir seydi. Çok farklı, çok özel bir giysi bulmaksa çok zordu.

Yarın ilk isi, eski esyaların satıldıgı semte gitmek olmalıydı.
Belki orada çok eski, çok degerli, anılarla dolu bir sey bulurdu.
Artık kimsenin ilgilenmedigi, belki istese de bulamayacagı türden bir sey.
Ne olabilirdi ki?
Ah, belki de bir gramofon ve evet, evet bu harika bir fikirdi, bir gramofon ve bır plak. Bir tas plak.

Uykusu iyice açıldı. Acaba bulabilir miydi?
Ona kimbilir kaç kez kafasında kurup da kelimelerle ifade edemediği duygularını anlatacak bir plak.
Eski bir sarkı. Eve gidip de gramofonu kurdugunda, plagı çalacak ve elbette her seyi anlayacaktı.

Sabah erkenden kalkıp eskicilerin oldugu semte gitmek üzere yattı.

Bir süre sonra uykuya daldı. Rüya perisi ona ısıltılı çubuguyla dokundu.
Onun yüreginde, hayati boyunca unutamayacagı bir kıpırtı oldugunu, bundan böyle onun için askın bu kıpırtının ta kendisi olacagını biliyordu.
Bu çok özel geceyi unutmamasını istedi. Ve ona çok güzel bir rüya verdi.

Adam rüyasında uçsuz bucaksız bir yesillikte kızla dans ediyordu, yerde biraz ötelerinde duran eski "Sahibinin Sesi" gramofondan "Sen Içimde Bir Yerdesin" adlı tango çaliyordu.
Kız hiç agzını açmıyordu ama çocuk onun, "çok mutluyum ve bana beni sevdigini bundan daha güzel ifade edemezdin bu günü asla unutmayacagım" dedigini duyuyordu.
Yesilliklerin içinde dönüyorlardı ve adam hep, "ne kadar güzel bir gün, günesin ısıklarının bu kadar parlak olabilecegini bilmiyordum" diye düsünüyordu.

Sabah uyandıgında rüyasını oldugu gibi hatırlıyordu ve unutmamak için kendi kendisine tekrarlayıp durdu.
Acaba ne anlam çıkarmalıydı bu rüyadan.

O gün Sevgililer Günü’ydü. Eskicilerin oldugu semte gitmekten vazgeçti. ve kıza, "bugün Sevgililer Günü, onun için sana bir sey aldım", dedi.

"Öyle mi", dedi kız, "ne aldın?"

"Aldım ama veremeyecegim çünkü o bir rüya," dedi çocuk.

"Rüya mı?" dedi kiz, insan bir rüyayi nasil hediye edebilir ki," diye kendi aralarinda gülüstüler.

"Evet, bir rüya", dedi çocuk, "seni çok sevdigimi anlatan bir rüya, çünkü bunu anlatmak için gerçek olan hiçbir sey bulamadim, çok aradım ama öyle bir sey yoktu."

"Güzel bir rüyaymıs," dedi kız, "bugüne kadar aldıgım en güzel hediye oldugunu söylemeliyim". diyerek adama sarıldı..


Tüm Sevgililerin Sevgililer gününü kutluyor, Sevgi yagmurları altında sırılsıklam ıslanmanızı ve tüm dileklerinizin dualarınızın kabülünü diliyor, Sevgi ve güzellik adına gördüğünüz tüm rüyalarınızın gerçekleşmesini Temenni ediyorum...

ferit duman
02-13-2008, 11:01 PM
yüreğine saglık...

KittY
02-13-2008, 11:07 PM
puFff yaF :(

GuL_GuZeLi
02-14-2008, 09:49 PM
ayyy içim gitti emeğine sağlık

İsyanlı Sükut
02-15-2008, 11:36 AM
hımm oldukça güzel bir hikaye...emeğinize sağlık....!

GuL_GuZeLi
02-15-2008, 01:25 PM
emeğine sağlık güzelmiş..

нüzüη çiçєği
02-15-2008, 06:54 PM
14 Şubat 2008
İşte iki aşk hikayesi..

A.A

Aydın'ın Çine ilçesinde 10 yıl önce doktorların kalp yetmezliği teşhisi koyduğu ve tedavi sürecinde 3 ay ömür biçilen Selma Kılışçı (27), aşık olduğu gençle evlenerek yaşama tutundu.


Selma Kılışçı, AA muhabirine, ilkokuldayken okula muayene için gelen doktorların kendisine kalp yetmezliği teşhisi koyarak, sekiz ay içinde ameliyat olması gerektiğini söylemelerine rağmen, maddi imkansızlık nedeniyle ameliyat olamadığını söyledi.


Hastalığının tedavisi için Ankara'da anjiyo olduğunu ve altı ayda bir kontrolden geçtiğini anlatan Kılışçı, yine de şifa bulamadığını ve yaşamdan umudunu kesmeye başladığını belirtti.

“YAŞAMAK HAYALDİ”

Daha sonra kontrol için gittiği İzmir'de doktorların 3 ay ömrünün kaldığını söylemeleri üzerine yaşamanın kendisi için artık hayal olduğunu dile getiren Kılışçı, “O dönemde moral bozukluğundan yataklara düştüm, yürüyemez ve dışarıya çıkamaz oldum. Kullandığım ilaçlar artık fayda etmemeye başladı” dedi.


Hastalığıyla mücadele ettiği sırada eşi Veli Kılışçı ile tanıştığını ve hayatının akışının değiştiğini ifade eden Selma Kılışçı, şöyle devam etti:
“Veli'nin beni ailemden istemeye geleceğini öğrendiğimde babamdan hastalığımı karşı tarafa söylemesini istedim. Çünkü hastalığım yüzünden belkide beni kabul etmeyeceklerdi. Babam hastalığımı eşimin ailesine bildirdi. Bunun üzerine eşim hastalığıma rağmen beni sevdiğini ve kabul edeceğini söyledi. Önceleri 'Acaba ben de bir gün gelinlik giyebilir miyim?' diye hayal ederken 14 Şubat 1999'da yani bir Sevgiler Günü'nde eşimle dünya evine girdik.”

HASTALIĞINI HATIRLATACAK HER ŞEYİ YAKTI

Eşinin kendisine her zaman destek olduğunu, eşinin sevgisi ve desteğiyle tekrar hayata bağlandığını ifade eden Kılışçı, “Bir kadın doktor bu hastalığın en büyük ilacının sevgi ve moral olduğunu söylemişti. Biz de aynen öyle yaptık. Hayatımızda yeni bir sayfa açıp, içinde raporlar ve filmlerin olduğu dosya ile ilaçlarımın bulunduğu kutuyu yaktım. Artık ilacımın eşimle aramızdaki sevgi olduğunu düşünerek, yaşamaya başladım” diye konuştu.

ONLAR İÇİN HER GÜN SEVGİLİLER GÜNÜ

Üç ay süre biçilen ömrünü, eşinin sevgisiyle 10 yıldır sürdürdüğünü söyleyen Kılışçı, “İnşallah bundan sonra da sağlıklı olarak yaşamaya devam edeceğim. Aramızdaki aşk bizim durumumuzda olan çiftlere örnek olsun. Biz Sevgiler Günü'nde evlendik ve her günü Sevgiler Günü kabul edip öyle yaşıyoruz” dedi.
Veli Kılışçı da eşinin evlilikleri boyunca kalp yetmezliğine dair hiçbir rahatsızlık yaşamadığını, hastalığı eşiyle aralarındaki sevgi bağıyla yenmeyi başardıklarını vurguladı.

ENGELLİ GENCİN İNTERNET AŞKI

Aydın'da, internet aracılığıyla birbirleriyle tanışan ve kaçarak evlenen engelli Hüseyin Alkan ile Ankaralı Züleyha Alkan, yaşadıkları birçok zorluğa rağmen, 7 yıldır mutlu bir evlilik sürdürüyor.


Geçirdiği çocuk felci nedeniyle yürüme engelli olan Hüseyin Alkan, AA muhabirine, 2000 yılında internet ortamında tanıştığı lise son sınıf öğrencisi 17 yaşındaki Züleyha Yıldız'ın ailesinin, engelli olması ve kızlarının yaşının küçük olması nedeniyle evlenmelerine karşı çıktığını, bu nedenle Yıldız'ı kaçırarak, Aydın'a getirdiğini söyledi.


Eşinin ailesinin Aydın'a gelip, kızlarını alarak Ankara'ya götürdüğünü belirten Alkan, Yıldız'ın tekrar kaçarak Aydın'a geldiğini, yaşı küçük kızı kaçırmaktan yargılandığını, ancak 9 ay sonra ailesinin izniyle evlendiklerini anlattı.


Züleyha Alkan ise eşini Aydın'a kaçmadan önce hiç görmediğini, telefondaki konuşmalarının kendisini etkilediğini ifade etti.
Ailesinin eşinin engelli olduğu için evlenmelerine karşı çıkmaları nedeniyle kaçtığını söyleyen Züleyha Alkan, “Önceleri böyle bir şeyi aklımdan bile geçirmiyordum. Kimsenin aklına gelmeyecek bir şey yaptım. Ama aşk bunu yaptırdı. Tek çektiğim zorluk ailemi görememem oldu. Beş yıla yakın ailemle görüşmedik. İki yıl önce ilk defa görüştüm. İkinci gittiğimde Hüseyin ile beraber gittim. Eşimi çok beğendiler” dedi.

KIZIMIN ENGELLİ BİRİYLE EVLENMESİNİ İSTEMEM

Hüseyin Alkan, 2002 yılında dünyaya gelen kızları Gülten Ece'nin mutluluklarını pekiştirdiğini ifade ederek, şunları söyledi.
“Engelli biriyle yaşamak, evli olmak gerçekten zor. Ben her işimi kendim görebiliyorum, ancak sonuçta engellisiniz. Kızımın benim gibi engelli biriyle evlenmesini istemem. Çünkü psikolojik ve görsel açıdan zor, kendimden biliyorum.”


Evlendikten sonra aldığı engelli maaşı yetmeyince evini geçindirmek için çalıştığını ifade eden Hüseyin Alkan, anahtarcılık, bisiklet ve motor tamirciliği yaptığını, 5 aydır ise Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde çalıştığını belirtti.

CeNNeTiN_YüReĞi
02-16-2008, 06:03 PM
Birbirlerini severek evlenmişlerdi. Altı yıllık birliktelikleri evlilikle noktalanmıştı. Yedi yıldır da evli idiler, iki yaşındaki küçük Ceren’leri ile mutlu idiler...

Aslında kadın mutluluk rolü oynuyordu. Yaşadığı hayat onu boğuyordu, sanki içinde saatli bir bomba vardı, bir patlasa herkesi yakacaktı. Mutsuzdu ama nedenini bir türlü bilemiyordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir süre
çalışmış ama kocasının farklı yerlere çıkan tayinleri yüzünden bir türlü sürekli bir işi olamamıştı. Mimardı, ama 3 yıldır evde oturuyordu, evde gecen her boş gününü hayatından koparılmış boş bir sayfa olarak görüyor ve hiç bir şey onu mutlu edemiyordu.. Kocası derseniz bir dediğini iki etmiyordu, hayattan isteyebileceği her şey onunken, mutlu olması için gerekli her şeye sahipken o mutsuzdu..

Yağmurlu boğucu bir günde elinden okuduğu kitabı bıraktı, gidip bir kahve
yaptı, sonra gözü kocasının sadece iş için kullandığı bilgisayara erişti, gecen gün gazetede okuduğu yazıyı hatırladı: ''internette chat!!''

Yalnızdı.. yeni taşındıkları bu şehirde üniversiteden bir dost dışında kimseyi tanımıyorlardı.. belki internet sayesinde bir kaç dost edinebilirdi.. bilgisayarın başına oturdu. kahvesini ağır ağır
yudumlarken internette gezinmeye başladı.. arada havadan sudan sohbetler de
yapıyordu chat odalarında, chat yaparken zamanın nasıl geçtiğini fark edemiyordu..

Sonra bir gün gelen bir mesajı açtı. Mesaj da: “Hayatin ucundan tutmayın
tam boğazına yapışın” yazıyordu..
Dondu kaldı kadın. Hayatın ucundan ne kadar isteksiz ve kuvvetsiz ve
ellerinden kayıp gitmesine ne kadar kolay izin verilecek şekilde tuttuğunu o gün fark etti. Hayatın ümüğüne sarılacak gücü yoktu ki..

Altan’la o gün tanıştılar. Altan da onun gibi evli ve bir kız babası idi. Birbirlerine hiç yalan söylemeyeceklerine söz verdiler.

Kadın Altan’la konuşurken dünyayı unutuyor Altan’la uyuyor, Altan’la uyanıyordu, hiç tanımadığı bu adamı bir
dakika bile aklından çıkaramıyordu.
Bir adam nasıl bu kadar zarif olabilirdi? Bilgisayarını her açışında bir demet kırmızı gül buluyordu yollanmış ve güller arasında bir kart: “Günaydın!! Senin için mutlu bir gün olsun, güneş bugün senin için doğsun” Altan ne yaş gününü unutuyordu, ne yılbaşında kart atmayı, zaten her sabah değişik bir kart görme coşkusu ile koşuyordu bilgisayarına kadın, artık Altan soluyor, Altan yudumluyordu. Yüzünü hiç görmediği bu adama delice aşık olmuştu.

Ne yapıyordu kadın? Medcezir gibi ne yaptığını sorgulayan duygularla bir
gelip bir gidiyordu. Altan evli idi, kadın da.. Birer çocukları vardı. Üstelik kadın büyük bir aşkla olmasa da, büyük bir sadakatle kocasını seviyordu.

İki kişiyi sevebiliyormuş insan demek, birbirine benzer ama bir o kadar
farklı duygularla demek diye geçirdi içinden.. Sonra, toparladı kendini. Açmamalıydı artık bilgisayarını, bu şekilde noktalamalıydı bu aşkı.

Aldığı kararı açıklamak için oturdu bilgisayarın önüne, hoşça kal diyecekti.. Bu peri masalı bitmeli, yoksa biz biteceğiz diye başlayacaktı söze.

Altan gene bir demet kırmızı gül yollamıştı. Üzerine “Yarın sevgililer günü seni yakamozda bir demet gerçek gülle bekleyeceğim, saat 13.30 da sevgilim” yazmıştı..
Kadın yine dondu. Kaç zaman boş gözlerle ekrana baktı kim bilir? Sonra yazmaya başladı. gözlerinden akan yaşlar sel olmuştu.
Sevgili Altan, yarın ne yakamozda olacağım, ne de senin güllerini alacağım. Biz yıllar önce yaptığımız seçimleri yaşıyoruz. Seni sevmedim diyemem, ama 13 yılımı verdiğim bu aşkı da bitiremem. Aradığımız bir heyecandı. Bunu aşk adı altında yaşadık. Artık uyuduğumuz rüyadan kalkalım. Her şey çok güzeldi ama her güzel şey gibi bitti. Hoşça kal. Gitmeden önce söz veriyorum.. ucundan tutmayacağım hayatın tam boğazına sarılacağım.. Hoşça kal Canım!
Bütün gece uyumadı kadın. Kocası bu garipliği fark ediyordu. Sevgililer gününü evde geçirelim demişti kocasına, ama kocası ısrarla dışarı çıkmak istiyordu.
Direnecek gücü yoktu kadını gidip giyindi. Kızlarını bir arkadaşlarına
bırakıp yemeğe çıktılar. Yol boyunca pek konuşmadılar zaten son 3 aydır çok az konuşuyorlardı. Altan'la tanışalı 3 ay olmuştu.

Deniz kenarında bir balık restouranına oturdular, yemeklerini ısmarladılar. Çaylarını yudumlarlarken adam:
“sevgililerin en güzeline” diyerek bir küçük kutu uzattı.
Kadın çok şaşırmıştı, kocası uzun zamandır hediye almayı bırak özel günleri bile hatırlamıyordu çünkü.. kutunun içinden çıkan yüzüğü parmağına geçirirken gözleri doldu kadının..
Tam o sırada garsonun uzattığı bir demet kırmızı gülle irkildi. Güllerin arasındaki kartta “Boğazına yapıştığımız bu hayatı sonuna kadar birlikte geçirelim, seni yakamoza getiremedim ama 13 yıl sonra tekrar kendime aşık ettim, sevgilim''

Kocan Turgay(Altan) yazıyordu..
Kadın artık gözünden süzülen yaşlara engel olamıyordu bu sefer hüzünden
değil mutluluktan ağlıyordu.. 13 yıl sonra kocasına tekrar aşık olmuştu..
Sevgiyi lütfen uzaklarda aramayın...

CeNNeTiN_YüReĞi
02-16-2008, 06:11 PM
İki muhteşem hikayeyi bizimle paylaştığın için çok teşekkürler.. İki hikayede de kendimi buldum..

GuL_GuZeLi
02-16-2008, 06:50 PM
süperdi emeğine sağlık

CeNNeTiN_YüReĞi
02-17-2008, 03:48 AM
Ne güzel başlamıştı. İkimizde gençtik deli doluyduk, coşkunluğumuzun son safhasında kanımızın kaynadığı bir anda gördük birbirimizi, sevdalandık.
Geceler boyu uykusuz kaldık birbirimizi düşünmekten, en güzel heyecanları, en güzel bakışları yaşadık. Hemen aşkı yaşadık, zamanı durdurup utançları ve sitemleri yaşadık. Kavgaların en güzellerini de biz yaptık. Çünkü barışmakta ayrı bir zevk veriyordu bize.

Sevdik, sevildik, doruğuna vardık kutsal duyguların.Aşk yeminleri ettik tutamayacağımızı bile bile. Günlerce aylarca yalnız ikimiz varmış gibi yaşadık. Ne alaylı bakan gözlere, ne karşı çıkan büyüklere, ne de dost sözüne aldandık. Kendi ateşimizde yandık, en önemlisi bir birimizi anladık.

Romantik şarkıları serin aksam üstüleri yaşadık seninle. En güzel çiçekleri verdin bana. Rüyalarda bile hep ikimiz vardık. Gerçek aşkı tattık bunu sende biliyorsun.

Öyleyse hep aynı duygularla kalmalı değil mi? Biz birlikte olmasak da... güzel başlayan çok güzel yaşanan bu aşkı aynı temiz duygularla bitirmeliyiz. Şimdi de ayrılığın en güzelini en acısını yine biz yaşıyoruz...

Ne dersin bu da Allah’ın bir lütfü değil mi bize? Lütfen ağlama. Neden benimkilerle yarışıyor göz yaşların? Sen benim güçlü kocaman sevgilim değil misin? Güçlüsündür sen... seni hep böyle hatırlamak istiyorum, haydi sil gözyaşlarını. Hava da kararmak üzere, zaman bize hep acımasızdı zaten. Yine öyle çabuk olmamızı istiyor herhalde.

Sana bir şey söylemek istiyorum. Mavi gömleğin sana çok yakışıyor bir daha kız tavlamaya niyetlenirsen bu sözlerim aklında bulunsun. Bir de küçük bir istek arkana dönüp bakma tamam mı her şey burada bitsin, hoşça kal...

нüzüη çiçєği
02-19-2008, 03:55 PM
Eski zamanlarda civarın kralının kızı ile bir balıkçı birbirlerine aşık olmuş. Ancak, kral kızı balıkçıya varamaz...Hal böyle olunca, kız ile delikanlı gizli gizli buluşuyorlar tabii...Kral baba bunu zaman içerisinde öğreniyor ve bir gece takip ettiriyor kızını... Diyorlar ki; balıkçı denizden geliyor, kız kumsalda onu bekliyor, bulunduğu yeri ışıkla işaret ediyor delikanlıya...Ve kral kızı ile delikanlı, gün ağarana kadar aşk oyunları yapıyorlar birbirlerine... Kral bir gece askerlerine kızını yakalamalarını ve kumsalda ışıkla balıkçıya işaret göndermelerini buyuruyor.Delikanlı ışığı görünce atlıyor kayığına ve kürek çekiyor bir manga askerin üzerine doğru...Kız askerlerin elinden kurtuluyor ve koşmaya başlıyor sevdiğini kurtarabilmek için ama koyun taaa öbür ucuna yetişmesi imkansız...Ama sevda bu; kural falan dinlemez, atıyor kendini sulara...

İste o anda bir mucize gerçekleşiyor!Kızın adim attığı her yer kumsala dönüşürken pesinden koşan askerler bastıkça denize gömülüyor onca ağırlıkla...Kız kayığa kadar koşabiliyor...Ancak bir okçu tam o anda delikanlıyı hedefleyip salıyor okunu...Heyhat! Kız ile delikanlı birbirlerine sarılmışlardır bile ve ok gelip kızla buluşuyor...Derler ki; o kumlar, kızın kanI denize karışınca kırmızıya boyanmış...Delikanlı ise aldığı gibi gidiyor kızı, sonrasını ne gören var ne duyan!...(Marmaris'e karayolu ile 1.5 saat uzaklıkta...) Simdi sıra resimde!
http://img143.imageshack.us/img143/2467/kizkumuay04wx5ca1ft.jpg

нüzüη çiçєği
02-19-2008, 03:56 PM
Sizin için ne derece önemi var bunu bilmiyorum ama ben bu satırları yazarken gözümden damlalar akıyor klavye üzerine. Erkekler ağlamaz lafı bana göre değil. Ağlamaktan hiç utanmadım,duygularım,acılarım beni boğduğu zaman hep ağladım.Yine ağlıyorum... Sizleri tanımıyorum ama sizlerle paylaşmak istiyorum.Lütfen;bu satırlara bir seven olarak sahip çıkın ve lütfen yazılı satırlar olarak geçmeyin. Okudukça yeryüzünde insanlar neleri yaşarmış diyeceksiniz buna eminim. Bir memur ailenin en küçük çocuğu olarak babamın tayininin çıktığı bir köye taşındık.Huzursuzdum,okulumu bir köy okulunda
okumaktansa ,şehirde medenice okumak istiyordum.kaydımı yaptırdı babam okula.İlkokul 4. sınıftan başladım köy okuluna.Beni bir sınıfa
verdiler.Öğretmen köyde yabancı olduğumu biliyordu ve hangi sıraya
oturmak istiyorsan otur dedi bana.Bir kızın yanı boştu sadece oraya
oturdum.Hayatımı adadığım,gidişiyle beni bitiren insanla ilk o zaman tanıştım.İsmi Altınay idi.Çocuk yaşımda bile onun güzelliği beni çok etkilemişti.Masmavi gözleri,gamze yanakları ile arada bir bana dönüp gülüşü,yanlış yazdığım notlarımda kendi silgisiyle defterimdeki hatayı silmesi beni o minik yaşımda ona bağladı.O dönemlerde çocukça bir arkadaşlıktı. Zaman ilerledikçe onsuz tek saniye geçiremiyordum.ya ben onlara gidip ders çalışıyor, yada o bize geliyordu.Mükemmel bir paylaşımcıydı.Yüreğini,sevgisini,dostluğunu daha o
yaşta vermişti bana.İlkokulu birlikte okuduk ve aynı sırada bitirdik.Hep
onunla hep ona biraz daha alışarak. Ortaokula geçtiğimizde ailelerimize rica ettik ve bizi aynı okula yazdırdılar, hatta aynı sınıfa,hatta aynı sıraya
oturmamız için babalarımız öğretmenlere adeta yalvardılar.Başarmıştık.
Yine aynı sıradaydık.Geride kalan ilkokul dönemindeki iki yılda anladım ki
onsuz hayat bana huzur vermiyordu.Yaşımız olgunlaştıkça o beni,ben onu daha çok seviyordum.Çocukça başlayan arkadaşlığımız sevgiye aşka dönüşmüştü ortaokul yıllarımız bitmek üzereyken.Şehir merkezinde.Ailelerimiz liseye geçtiğimiz
sırada ortak bir karar aldılar.Buna göre tek ev kiralayacak ikimiz aynı
evde kalacaktık.Annem de bizimle kalacaktı.Allah\\\'ım o karar bize
iletildiğinde dakikalarca sarmaş dolaş kutlamıştık bunu.Ona aşık olmuştum.Aynı duyguları oda paylaşıyordu ve bunu fark eden ailelerimiz okul bittiğinde evlendirelim...diye karar almışlardı bile.Ona tapıyordum artık.Haşa Allah\\\'a şirk koşar gibigünah işlercesine seviyordum.İlk elini tuttuğumda sakın bir daha bırakmademiştim. Yanakları kızarmıştı,utanmış ve başını önüne ! eğmiş,gülümsemiş veelimi sıkı sıkı kavramıştı.Artık her gün elele tutuşup okula gidiyor okuldançıkarken elele dolaşıyor geziyor öyle gidiyorduk evimize.Arada bir elleri
terler ve her terleyişte elini elimden kurulamak için çekerdi.Bunu her
yaptığında kızar elimi bırakma diye azarlardım,hep tamam tamam diyerek
gülümser ve hızla elini avucuma sokuştururdu . Her şey harikaydı,dünya
cennet gibiydi gözümüzde.Yıllar akıp gidiyordu mutluluk içinde.Nihayet liseyi de bitirmek üzereydik.karne dönemi gelmişti.Karnelerimizi aldık hiç
kırığımız yoktu.Sevinçle sarıldık birbirimize elimi tuttu.bunu kutlamak için bir cafeye gidip cola içerek kutlayacaktık.Okulun az ilerisinden geçen bir
çakıl yol vardı.Her zaman toz duman içinde olurdu.çakıllarla kaplıydı.O yolun benim ve ölürcesine sevdiğim insanın ayrılmasında bu kadar rol
oynayacağını bilsem hiç girer miydik o yola.Neler vermezdim o yolu yürümemek için. Eli yine elimdeydi,ansızın elini çekti,terlemişti yine eli.Sanırım dört adım atmıştım.Dönüp yine azarlayacaktım.Çünkü hem elimi bırakmış,hem de geride kalmıştı.Dönüp baktığımda Dünya başıma yıkıldı.Sanki gök kubbenin altında kaldım.yerdeydi ve yüzünden kan fışkırıyordu.ne yapacağımı bilemedim üzerine
kapandım yüzüne yapışmış saçlarını kaldırdığımda hayatımı bitiren o
görüntüyle karşılaştım.Başı kesilmiş bir tavuk gibi çırpınıyordu.Suratına
bir taş parçası bıçak gibi saplanmıştı ve bakmaya doyamadığım mavi
gözlerinden biri akmıştı.Suratının yarısı yoktu.Hırlıyordu bana bir şeyler
demek istiyor kanla kaplı diğer gözünü temizleyerek bana bir şeyler
demeyeçalışıyordu.Yoldan geçen bir kamyonun tekerinin altından fırlayan bir taş suratına saplanmıştı.Ölürcesine bir aşkı,geleceğimizi kibrit
büyüklüğünde bir taş parçasının bitireceğini bilemezdim.Donuk donuk hiç konuşamadan yüzüne bakmaktan başka bir şey yapamıyordum. Ellerini tuttum kaldırdım başını göğsüme dayadı ve elimi sıkı sıkı tuttu.Akan kan ellerimize damlıyordu.Yoldan geçen bir araba durmuş bizi seyrediyordu,hastaneye yetiştirelim dediğimde kanlı olduğu için almadı ve kaçtı gitti.Kimse arabaya
almıyordu.çevreme bakıp yardım eden demekten,ona dönüp seni
seviyorum,beni
bırakma,dayan demekten başka bir şey yapamıyordum.İki dakikalık bir
çırpınıştan sonra kucağımda öldü.Cennet olan Dünya 5 dakikada cehenneme
döndü.Tam dokuz yıl oldu onu yitireli.
Kendime olan güvenimi yitirdim.Artık kimseyi sevemem,kimsede beni
sevemez
korkusundan kurtaramıyorum kendimi.Bitkisel hayatta gibiyim.Tek elimde
kalan
bu net.bu net aracılığıyla sizinle paylaşmak istedim.Yitiren,ya da ben
yitirenle paylaşmak isteyen herkese elleri terlese bile ellerimi
bırakmamaları şartıyla elimi uzattım.Dost,kardeş,arkadaş ne olursanız
olun
ama elimi bırakmayın.Size sesleniyorum, elimi bırakmayın lütfen...

Bu yazıyı okurken sizinde eliniz terlediyse o zaman bilin ki sizde sevdiniz...
duygulandınız hatta ağladınız ama işte kader...alıntı

CeNNeTiN_YüReĞi
02-19-2008, 10:56 PM
Gecenin bir yarısı, uzun zamandır tatmadığı uykunun tam ortası, irkilerek uyandı.
Göz yaşlarının ıslattığı yastığa sarılarak tekrar uyumaya çalıştı. Son zamanlarda kabusları artmış, uykuya kapanmakta inat eden göz kapakları ağlamaktan mı? Uykusuzluktan mı? Bilinmez, kırmızıya boyanmıştı. Bir rüyalarda hoyratlaşıyordu gözleri ve sadece rüyalarında görebiliyordu terk eden sevgilisini. Ve hep o son sahne, aşklarının ebediyeti yüzüğü kızın parmağından çıkarırken duyduğu acı ve nefret dolu kabuslar süslüyordu rüyalarını. Kız vermek istememişti, ölünceye kadar salkıyacağım bu yüzüğü, senden kalan tek hatırayı alma benden diye yalvarmıştı ama nafile. Ne kızın göz yaşlarına aldırdı nede yalvarışlarına. Acı çekiyordu. Hayatında tatmadığı ağrılar saplanıyordu yüreğine, kızın acılarını görmezden geliyor, kendi yarasının acısıyla inliyordu. Çok savaşmışlardı bu yüzükler için, kızın babasını ikna etmek hiçte kolay olmamıştı. İki sene önce babasının yasakları ve diretmeleriyle ayrılmışlar ve nihayetinde babası yumuşamaya başlayınca tekrar kavuşmuşlardı. Uzun bir aradan sonra telefonla gelen güzel habere öyle sevinmişti ki delikanlı, kızın bunca zamandır neden hiç aramadığını sormayı bile unutmuştu. Mutluluğu kafasındaki bütün soruları perdeliyordu. Aceleyle, bir aksilik çıkmasına mahal vermeden sözleri kesilmiş, yüzükler bu beraberliği aileler arasında resmileştirmişti. İkisi de çok mutluydu, onlar kadar mutlu olan biri daha vardı, kızın annesi. Delikanlıyı çok seviyordu kadın. Evladından ayrı tutmuyor, bir oğlum olsa seni sevdiğimden daha fazla olmaz sevgim diyordu. Kısa bir süre sonra evlilik planlanıyordu, ama gün geçtikçe kızın tavırları değişiyor, ilk ayrılıklarındakine benzer sürtüşmeler çıkıyordu. Delikanlı acı çekiyor, kendini işine veremiyordu. Bir süre sonra korkulan olmuş delikanlı işinden ayrılmıştı. Şimdi sevgilisine daha çok ihtiyacı vardı. Ama problemler gün geçtikçe artıyor kızın soğukluğu su yüzüne çıkıyordu. Fazla dayanamadı delikanlı, o zaten bir kere ölmüştü bir daha ölemezdi ya. Bir akşam ansızın otobüse binip kızın yanına gitti. Sabahın ilk saatleriyle kapıya dikilip zile bastı. Annesi karşılamıştı onu ve karşısında görünce hayli şaşırmıştı. Neler olduğunu annesine soruyor, her cümlesinde acısını kusuyordu. Annesi de bir anlam veremiyordu olup bitenlere, oda çok üzülüyordu. Kız uyanmış delikanlıyı karşısında görünce şaşırmıştı. Ardı arkası gelmeyen sorular peş peşe sıralanıyor, kızın cevapları, suallere merhem olmuyordu. En sonunda babam diyebildi;
Babam öğrenmiş
Şaşkınlıkla neyi diyebildi.
Babası mezhep ayrılığını bahane ediyordu. Delikanlının kolu kanadı kırılmıştı, babasının ne kadar inatçı olduğunu biliyordu. Ya baban, ya ben diyebildi yüreği parçalanarak.
Babam kelimesi çınlayıp duruyordu kabuslarında. Kızın babama inat takacağım dediği, vermek istemediği, boynundaki zincire geçirilmiş yüzüklerin ağırlığıyla uyanıyordu her gece.

Sabah içinde bir sıkıntı, telefonun sesiyle uyandı.
Ağlayan bir ses, kızım ölüyor, kızım ölüyor diye feryat ediyordu. Bir el uzanmış ciğerlerini parçalıyor ansızın nefessiz bırakıyordu. Boynundaki yüzükleri avuçlarının içine almış, daha önce hiç olmadığı kadar tanrıya dua ediyor, benim canımı al diye pazarlık ediyordu. Aceleyle toparlanıp kızın yanına, yattığı hastaneye gitti. Dört saatlik yolculuk ömründen ömür çalmıştı. Kızın annesi karşıladı delikanlıyı.Tüm aile oradaydı, babası da. Bir kaza geçirmiş böbrekleri iflas etmişti. Aileden kimsenin dokuları uyuşmuyor, bazıları da tatlı canlarını riske etmek istemiyordu. Delikanlı çaresizlik içinde, benim böbreklerimi alın diye haykırıyor, doktorlara yalvarıyordu. Aşkın mucizesi gerçekleşmiş, delikanlının böbreği uyuşmuştu. Hemen dedi, hemen çıkarın böbreklerimi. Ameliyat masası hazırlanmış delikanlıyı hazırlıyorlardı. Bir dakika dedi delikanlı, bir dakika onu görmeme izin verin, kimse hayır diyemedi. Yanına girip,

son defa sevgili, son defa, gözlerimin yüzüne değişi,
ben şanslıyım, sen göremiyeceksin beni bir daha
boynundan çıkarttığı zincirden aldığı yüzüğü kızın parmağına taktı, alnına bir buse iliştirip bir damla göz yaşıyla ameliyat masasına gitti.
Kız ,başarılı bir ameliyattan sonra kendine gelmiş, hareket etmeye başlamıştı, ilk annesinin yarı ağlamaklı gözleri karşıladı onu. Kız, annesine gördüğü kabusu anlatmaya çalışıyordu.

Onu gördüm anne, yanıma geldi, beni alnımdan öptü, sonra gitmesi gerektiğini, tanrıya söz verdiğini söyleyip gitti. O ölüyordu anne, benim yerime ölüyordu.
Annesi göz yaşlarını tutamadı, hıçkıra, hıçkıra ağlıyordu. Kızın gözü parmağındaki ağırlığa ilişti. Hastanenim koridorları aynı sesle inliyordu,

Hayırrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr

CeNNeTiN_YüReĞi
02-19-2008, 11:07 PM
Gerçekten güzeldi,emeğine sağlık..

GuL_GuZeLi
02-23-2008, 01:36 PM
canım çok güzeldi emeğine sağlık

Bozlak
02-23-2008, 03:07 PM
Güzel bir yazı Acem_Kizi...yürek dolusu teşekkürler..

HayaLTeaM
02-23-2008, 04:16 PM
evet güzel bir paylaşım oldugu kadar yazılım da bir güzel olmuş eline salık okurken bile içlendim açıkca saygılar. RakipsiZ...

sudamlası
02-23-2008, 05:09 PM
Daha önce de okumuştum ama bu sefer çok etkilendim nedense :( bugün duygusal günüm mü acaba...

emeğine sağlık arkadaşım.

CeNNeTiN_YüReĞi
02-25-2008, 06:44 PM
Beş yıl olmuştu beraberlikleri başlayalı, Atilla çok yakışıklı, Büşra ise çok güzeldi çok uyumlulardı birbirlerine çok mutlu ve örnek bir aşkları vardı kimseyi umursamadan aşklarının tadını çıkartıyorlar ve sevgilerinin karşısında kimse duramıyordu kendi aralarında sözlenmişlerdi büyük bir aşktı bu. Bir gün yanlış bi anlaşılma yüzünden Atilla ile Büşra kavga ettiler ve Büşra Atilla'yı yüz üstü bırakıp ayrıldı ondan aynı mahallede oturuyorlar ve evleri karşılıklıydı Atilla ne yaptıysa olmadı bir türlü Büşra'nın geri dönmesini sağlayamadı ve uzun süre ayrı kalmışlardı Atilla artık eskisi gibi gülemiyor ve eğlenemiyordu Büşra ise Atilla'yı dışarıda gördüğünde suratına bile bakmıyordu.
Bir gün Atilla arkadaşlarıyla bir çay bahçesinde buluşup erkek erkeğe muhabbete dalmıştı birden çay bahçesine giren bir çift Atilla'nın dikkatini çekmişti, birde dönüp bakınca o erkeğin sarıldığı kızın Büşra olduğunu görmüştü ve o an donmuş kalmıştı Büşra Atilla'yı görmüş ama görmezlikten gelmiş Atilla o günden sonra kimselerle konuşmaz olup susmuştu. Artık ne camdan Büşraya bakıyor nede dışarı çıkıyordu artık hayata küsmüştü ve bir gün, Atilla bir çocukla Büşraya bi şiir yollamış Büşra şiiri alıp okumaya başlamış...
-Bir sabah sen uyurken, bir çığlık kopacak
Bu çığlık seni ve herkesi uyandıracak
Kalkıp nereden geliyor diye bakacaksın
Baktığında bizim evden geldiğini anlayacaksın
Sen daha şaşkınlığını atamadığın bir anda
Bir sela sesi çınlayacak bu şehrin sokaklarında
Tüm insanlar toplanacak birden oraya
Benim öldüğümü söyleyecekler sana
İnanmak istemeyeceksin onlara
Sonra koşup geleceksin bizim eve
Sarmışlar beni beyaz bir çarşafa
Bir hoca, dua edecek baş ucumda
Derken tabuta koymak isteyecekler beni
Vermemek için tutacaksın beyaz kefenimi
Yalvaran gözle bakacaksın onlara
Dokunmayın diyeceksin ne olur dokunmayın ona
Ben koyarım onu tabutuna
Ellerin varmayacak beni tabuta koymaya
Mecbur olduğunu anlayacaksın bir anda
Koyacaksın beni o uzun sandığa
Ve dönüp onlara beni sevdiğini söyleyeceksin
Sonra dönüp bana
İnan bu sözüm yalan değil diyeceksin
Sarılıp tabutuma bir off... çekeceksin
İşte o an benim aylarca çektiğimi
Sen bir anda çekeceksin
Geçte olsa hatanı anlayacaksın
Bir an yaşlı gözlerle bana bakacaksın
Bak sana döndüm diye yalvaracaksın...
Mecburen seni seveni..
Beyaz kefeninde bırakacaksın
Ve o günden sonra insanların dilinde
Geç dönen sevgili olarak anılacaksın"
Büşra şiiri tam bitirmiştiki birden bire Atilla'ın evinden bir çığlık koptu ve Büşra koşturdu o çığlığa ve Atilla'nın tavanda bir urganla asılı olduğunu gördü ve Büşra şiirin aynısını yaşadı. Bu olaydan sonra Büşra`yı ve Atilla'yı tanıyan kişilerin dilinde "GEÇ DÖNEN SEVGİLİ" diye anıldı...

HayaLTeaM
02-25-2008, 07:20 PM
emegine salık güzel paylaşım. saygılar. RakipsiZ

HayaLTeaM
02-26-2008, 09:47 AM
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.

İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder
birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.

Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur.

İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
"Sırf senin hatırın için ey su" diye...

Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı
birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.

Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
"Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar.

Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek,
alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni
seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek
yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der.
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...

Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.

Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der
ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek
artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine...

Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben,
gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum
karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder
çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumu
ümitsiz artık elimizden birşey gelmez."

Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir
bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum...
Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.


Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
"Seni seviyorum" demek yetmemektedir...

HayaLTeaM
02-26-2008, 09:48 AM
Dünyadaki en güzel sey temiz bir sevgi

Kadin her sabah oldugu gibi o günde beyaz degnegi ve el yordami ile otobüse
binmisti.

Soför : -Soldan üçüncü sira bos hanimefendi, dedi.

Kadin 32 yasinda güzel bir bayandi ve esi oldukça yakisikli bir hava subayi
idi.

Bundan birkaç ay önce yanlis bir teshis sonucu gerçeklestirilen ameliyatla
gözlerini kaybetmisti genç kadin ve asla göremeyecekti.

Kocasi ameliyattan sonra aci gerçegi ögrenince yikilmis ve kendi kendine bir
söz vermisti.

Asla karisini yalniz birakmayacak, ona sonuna kadar destek olacak, kendi
ayaklari üzerinde durana kadar cesaret verecekti.

Günler geçiyordu. Kadin her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok
sevdigi kocasina yük oldugunu düsünüyordu.

Esinin bu içine kapanik,karamsar hali kocayi çok üzüyordu.

Bir an önce bir seyler yapmasi gerekiyordu, karisi günden güne kendi içine
kapanik dünyasinda kayboluyordu.

Bütün gün düsündü koca nasil yardim edebilirim güzeller güzeli esime.

Birden aklina esinin eski isi geldi. Geri dönmesini isteyecekti.

Ama bunu ona nasil söyleyecekti, çünkü artik çok kirilgan ve nesesizdi.
Bütün cesaretini toplayarak aksam karisina konuyu asti.

Karisi dehsetle gözlerini asti. - Ben bunu nasil yaparim ben körüm, diye
bagirdi.

Kocasi ona destek olacagini her sabah ise onu kendisinin birakacagini ve
aksam alacagini ve ona çok güvendigini söyledi.

Çünkü esini taniyordu ve bunu basarabilecegini biliyordu.

Kadin büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü esini çok seviyordu ve onu
kirmak istemiyordu.

Her sabah esini isine birakiyor ve aksamlari aliyordu fedakar koca. Günler
böyle ilerledi karisi eskisinden biraz daha iyiydi.

Fakat kocasi daha fazlasini istiyordu , kendisine söz vermisti sonuna kadar
gidecekti.

Aksam karisina: - Artik ise kendin gidip gelmelisin, dedi,. Kadin
sasirmisti. Bunu asla yapamayacagini söyledi.

Kocasi israr edince onu yine kiramadi ve bütün cesaretini topladi bunu
kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu.

Sabahlari kadin artik otobüs duragina kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve
otobüsten inerek isine gidebiliyordu.

Günler günleri kovaladi hiçbir problem yoktu.

Yine bir gün otobüse binerken, soför : - Sizi kiskaniyorum, hanimefendi
dedi.

Kadin kendisine söylenip söylenmedigini anlayamadan, neden , diye sordu.

Soför, - Çünkü her sabah sizin arkanizdan bir hava subayi genç adam otobüse biniyor

ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakiyor, otobüsten indikten sonra yesil

isikta yolun karsisina geçmenizi bekliyor
siz binaya girdikten sonra arkanizdan öpücük yollayip
size her gün sevgiyle el salliyor , dedi.

HayaLTeaM
02-26-2008, 09:50 AM
http://img522.imageshack.us/img522/6844/papatyasf9.jpg (http://imageshack.us)


Uzak bir ülkede küçük bir kasabada yaşayan bir papatya varmış. Her sabah gözünü aştığında gördüğü güneşi tutkuyla seyredermiş Hep başını onun gittiği yerde tutar bir an olsun ayrılmak istemezmiş gözlerinden, fakat her akşam olduğunda papatyanın gönlüne bir acı çöreklenirmiş. Acıdan çok bu güneşine duyduğu özlemdir.

Akşam olup güneş batınca papatyanın da dalarlı büzülürmüş sarılmış adeta bir yastığa bir yorgana sarılır gibi bedenine. Her sabah bir önceki akşamın hüzününü unutup gülücükler saçarmış doğan güneşine. Bu yıllar yılı böyle gelip geçmiş papatyanın içindeki sevgi gün geçtikçe büyümüş ve artık bu yükü taşıyamaz hale gelmiştir. Bazen hiç yapmadığı şeyleri yapar güneşe sırtını dönermiş. Hatta o kadarda değil güneşinden vazgeçmeyi bile düşünürmüş zaman zaman, fakat bu uzun sürmezmiş kısa zamanda yine eski haline döner güneşine hayranlıkla bakarmış. Ancak bir türlü içindeki karamsarlığı atamazmış. Ya bi gün güneş doğmazsa ve ben onu hiç göremezsem deyip dururmuş kendi kendine. Bu düşüncelere daldığı çoğu gece uykusuz geçmiş gözyaşı ile dolmuştur . ve bi gün gelmiş rüzgarla tanışmış ona güneşi ne kadar sevdiğini anlatmış ve ona kavuşmak için her şeyini verebileceğin söylemiş. Rüzgar da papatyayı çok sevmiş ancak güneşe kavuştuğu zaman yanacağını asla onunla bir arada duramayacağını bildiği için bunu papatyaya anlatmaya çalışmış hep; ancak papatya içindeki sevdasını atamadığı için rüzgarın söylediklerini umursamayıp bazen onu bile kırarmış. Bir kere aklına koymuştu güneşine gidecekti ona sımsıkı sarılacaktı. Uzaktan baktığı gözlerine daha yakın olacaktı hayalince. Ancak nasıl yapacaktı. Yerinden toprağından ayrılıp gitmesi imkânsızdı tek başına. Bunun için rüzgardan yardım istedi. Ne olur beni buradan al güneşin yanına götür ona bir kez olsun sarılmak istiyorum her şeye razıyım demiş. Rüzgâr bu duruma şiddetle karşı çıkmış. Papatyayı çok sevdiği için onun hayatına kıyma pahasına da olsa böyle bir girişme kalkışmasını istememiş. Papatya yalvarmış yakarmış rüzgar sonunda dayanamamış peki tamam demiş. Madem bu kadar istiyorsun götüreyim demiş. Papatya sevinçten havalara uçmuş adeta. Ve rüzgar gözyaşları içinde Tüm Gücü İle papatyayı yerinden almış güneşe doğru yola çıkmışlar. Papatya sevinçten uçuyordu adeta. Ancak güneşe yaklaştıkça yaprakları solmaya yanmaya başlamış korkusu ona sarılmadan öpmeden ölmekti. Yaklaştıkça soldu yaprakları yaklaştıkça eridi tüm bedeni yandı kül oldu.
Boynu bükük öldü papatya güneşine kavuşamadığı için ve rüzgar ömrü boyunca pişmanlık içinde esti deli gibi sağa sola yağmur oldu ağladı bazen karanlık şehirlere tüm gücüyle ağladı tüm gücüyle esti belki gözyaşlarımla güneşi söndürürüm de başka papatyalar yanmaz diye o gün bu gündür rüzgar eser yağmur yağar ama bu aşkın güneşi hiç bir zaman sönmez…. Saygılar

Hayatta her şeyi değiştir sekte uzak yazılmış kaderi değiştiremeyiz
dilerim Kaderiniz Sevginizden ayrı Bir Kağıtta Yazılmaz !!!!

HayaLTeaM
02-26-2008, 09:52 AM
http://img522.imageshack.us/img522/2459/kalpler7zg7.jpg (http://imageshack.us)Genç kız feci bir hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Yaralı kalbi artık bu dünyaya daha fazla dayanamamaya başlamıştı. Çok zengin olan ailesi tüm gazetelere, kalp nakli için ilân vermişlerdi... Canını feda edecek birini arıyorlardı...Genç kız ise her gün hastane odasında biraz daha solmaktaydı.


Yine yalnızdı odasında, gözü yaşlı, boynu bükük ölümü bekliyordu...
Gözlerini kapadı, bu küçük odada gözyaşı dökmekten bıkmıştı... Yine de
engel olamadı pınar gibi çağlayan gözyaşlarına. Sevdiği geldi aklına,
fakir ama onu seven sevgilisi... Her gün aynı şeyleri düşünüyor,
anıları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu...

"Param yok ama sana verebileceğim sevgi dolu bir kalbim var" demişti
delikanlı... Genç kızda zaten başka birşey istemiyordu...Sevgiye muhtaç biri,
sevdiğinin sevgisinden başka ne isteyebilirdi ki... Ama olmamıştı işte,
dünyalar kadar olan sevgilerinin arasına, o lanet olasıca para girmeyi bilmiş,
onları ayırmıştı... İşte paranın geçmediği zamanlara gelmişlerdi...
Ne önemi vardı artık? Şu son günlerinde, sevdiği yanında olsa yeterdi...

Ayrılıklarından bu yana beş bitmeyen, çile dolu yıl geçmişti...Her günü zehir,
her günü hüsran... Ama genç kız hep sevgisini yüreğinde taşımış, kalbini
kimseyle paylaşmamıştı. Sevdiğini düşündü işte o an.. Acaba o neler yapmıştı
bu kadar sene boyunca.. Kimbilir kiminle evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştı...
Gözlerinden bir damla yaş daha damladı kurumuş, bitmiş ellerine. Ellerine baktı,
bir zamanlar ellerinin, elerini tuttuğunu hayal edip, her gün saatlerce ellerini
seyrederdi... En çok da saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği öpmüş,
koklamıştı onları. Her bir tanesi koptuğunda, kalbine bir ok daha saplanıyordu.
Kalbi yine sızlamaya başlamıştı. Belki sevdiği yanında olsa,
kalbi bu kadar yorulup, veda etmezdi yaşama... Zaten artık ölüm umrunda
değildi genç kızın. Sevdiğinden ayrı yaşamanın ölümden ne farkı vardı ki...

Tekrar o geldi aklına... Keşke keşke yanımda olsa dedi. Son bir kez elini tutsa
yeterdi. Gözlerini son bir kez öpse, rahatça ebediyen gözlerini kapatabilirdi artık...
Gözleri pınar gibi çağlamaya başladı. Sevdiğini son bir kez göremeden ölmek
istemiyordu.. Ufak da olsa ondan bi hatırasını almadan bu dünyadan göçmek
istemiyordu... Sevdiği, kimbilir kiminle beraberdi? Kendi, sevgi dolu kalbini kimseyle
paylaşmayı düşünmemişti bile ama acaba o paylaşmış mıydı? Onun sevgisini
silmiş atmış mıydı acaba kalbinden? İçi birden nefretle doldu. Üstüne büyük bir
ağırlık çöktü. Onu düşündükçe her dakikasının zehir olması artık çok daha
ağır geliyordu genç kıza... Ölmek istedi, artık yaşamak istemiyordu bu dünyada...
Ama sevdiğinden bir hatıra almadan ölmeyeceğine and içmişti.

Tekrar gözlerini açtı. Kimbilir belki de sevdiği onu unutmuştu.. Bu düşünceler
içinde daldı... Birden babası girdi odaya, kızına kalp nakli için bir gönüllü
bulduklarını müjdeleyecekti. Fakat genç kız çoktan uykuya dalmıştı...
Bir meleği andıran masum yüzü, sevdiğinin özleminden sırılsıklamdı...

O gece biri gözlerini dünyaya kapadı, genç kız ameliyata alındı. Tekleyen ve
görevini yerine getirmeyen kalbi değiştirilmişti. Bir hafta sonra tekrar gözlerini
açtı dünyaya genç kız. Ama dünya daha farklı geldi ona. Sanki bir şeyler eksikti...

Aradan aylar geçmiş genç kız artık iyice iyileşmişti. Ama içindeki burukluğu bir
türlü atamıyordu. Sevdiği aklına gelince kalbi eskisinden daha çok sızlıyordu...
Bir kere, bir kere görebilsem diye mırıldandı... Kalbi yine sızlamaya başlamıştı.
Yeni kalbi onu iyileştirmişti ama nedense her gece aniden hızlanıyor, onu
uykusundan uyandırıyor ve sanki yerinden çıkacakmış gibi atmaya başlıyordu...
Genç kız bir anlam veremediği bu durumu doktora anlatmıştı ama
ameliyatı kolay değildi, bir aya kalmadan geçer demişti doktor.

Aylar geçmişti ama hâlâ aynıydı durum. Çiçeklerinin yanına gitti. Her gün
onlarla saatlerce dertleşiyor, zaman zaman ağlıyordu onlara.. En çok kan
kırmızısı gülünü seviyordu. Çünkü kırmızı gülün onun için yeri apayrı idi.
O da genç kızla beraber gülüyor, onunla beraber ağlıyordu. Onu sevdiği gibi
görüyordu genç kız. Ve gülünü sevdiğini ilk gördüğünde ona hediye edeceğine
dair yemin etmişti. Başka türlü paylaşamazdı gülünü kimseyle...

Kapı çaldı aniden. Kapıyı açtı ama kimse yoktu. Gözü yerdeki beyaz zarfa ilişti.
Yavaşça eğilip zarfı yerden aldı. Birden kalbi deli gibi atmaya başladı. Ne
olduğunu anlayamıyordu. Zarfın üzerinde ne bir isim, ne bir adres vardı.
Zarfı açtı, içinden beyaz bir kağıda yazılmış bir mektup çıktı. Kalbi daha hızlı
atmaya başladı. Onun kokusu vardı kağıtta. Evet, onun kokusu vardı.
Yıllar yılı özlemini çektiği, yanında olabilmek için canını bile verebileceği
sevdiğinin kokusu vardı mektupta... Başı dönmeye başladı. Koltuğuna geçip
oturdu yavaşça... Kağıdı açtı ve elleri titreyerek okumaya başladı.

"Sevgilim, senden ayrıldıktan sonra, bir kalbe iki sevginin sığmayacağını
bildiğimden dolayı, ne bir kimseyi sevebildim, nede kimseye bakabildim... Her
günüm diğerinden daha zor geçti, çünkü her gün özlemin daha da artıyordu...

Sana kitapları dolduracak kadar şiirler yazdım. Her biri diğerinden daha da
hüzünlüydü. Yazdım, okudum, ağladım... Her gün yazdım, her gün okudum, senelerce
ağladım... Her gece seni düşündüm sabahlara kadar, her gece senin yanında
olmayı istedim. Ve her gece sensizliğe lanet ettim, uykuları haram ettim kendime,
sensiz olmanın acısını gözlerimden çıkardım... Ve bir gün her şeyi değiştirecek
bir fırsat çıktı önüme. Bunu fırsatı değerlendirmeyip, kendime haksızlık edemezdim.
Ve değerlendirdim... Senden çok uzaklara gittim, belki seni unuturum diye...
Ama tam tersi oldu. Seni daha çok özlüyorum artık...

Senden çok uzaklardayım belki ama yine de seni görmek için uzaklardan
gelebiliyorum. Hem de her gece...Seni seviyor, seyrediyor ve eğilip sen uyurken
yanağına bir öpücük konduruyorum.. Bazen gözlerini açıp bakıyorsun, geldiğimi
bildiğini sanıyorum ama yine o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Yarın birbirimizi
sevmemizin altıncı senesi... Hep ben geldim şimdiye kadar senin yanına, yarın da
sen gel olur mu sevgilim.. Ha, unutmadan, sana hep sözünü ettiğim, kalbime iyi bak
olur mu? Çünkü göz yaşlarımla, adını yazdım ona... Seni senden bile çok seven bir
sevgi var kalbinin içinde unutma. Kırmızı gülü de unutma olur mu?
Seni Seviyorum, Yanıma Gelinceye Kadar da Seveceğim...

SEVGİLİN

HayaLTeaM
02-26-2008, 09:55 AM
http://img522.imageshack.us/img522/7112/ildq1.jpg (http://imageshack.us)Bir dilin bütün sözcüklerini kullansam seni tarif edemeyeceğimi biliyorum. Ulaşılmaz oldun hep, dokunmak, hissetmek ve dolu dolu yaşamak isterken seni, kocaman bir yalnızlıktı payımıza düşen.Payıma düşen her seyi erteledim ama erteleyemediğim bir şey vardı, sana benziyordu.
Su olsan, dokunduğumda bozulurdun. Bozulmayan bir "şey"din... Gidilecek bir yer olsan sonu olurdu, sonu olmayan bir "şey"din. Uykuda görülecek bir rüya olsan

uyanırdım, beni rüyamdan uyandırmayacak bir "şey"din... Seni gözlerinden, üç ırmağın birleştiği yerden öpeyim desem, aklına ırmaklar gelir. Düşün ki, bir dağdan aşağı iniyoruz ve dünyada iki kişilik türkü kalmış onu söylüyoruz. Öyle bir "şey"sin sen... Seni düşündükçe yoruluyorum desem, dünyanın en büyük yalanı olur. Yalanım yok. Bugünden yarına ne kalır bilmem amam sen kalırsın tıpkı yatağı değişmeyen ırmak gibi. Bana hep kendimi hatırlatan bir "şey"sin sen. Uzaksın, yakınsın, özlenensin ama bugün değil yarın gibi bir "şey"sin sen. Gecenin en karanlık yerinde, küçücük bir ışık bile olsan yine de istiyorum seni. Bugün her ölümle biraz ölürken, seni düşündükçe hayata dönüyorum yeniden. Gelincikler gibi bir mevsim değil, dört iklim, köşe bucak... Kim ne derse desin dönmeye niyetim yok. Bir kentin ortasında tek başına kalsam da çığlık çığlığa bagırarak söylerim seni sevdigimi. Bir tek benim sevgimle yaşasa da bu sevda seviyorum seni. Sensiz dallarımı yitirmiş bir ağaç gibi yapayalnız olurum, kalabalığın ortasında bile. Fırtınalı bir denizin en sakin limanı gibi bir "şey"sin sen.

O limandaki tek yolcu da ben...

HayaLTeaM
02-26-2008, 09:59 AM
http://img239.imageshack.us/img239/6153/gulkizgs0.jpg (http://imageshack.us)


Genç adam, işe giderken hergün yolunun

üzerindeki güllerle dolu bahçeye bakmadan

geçemezdi. Her sabah o rengarenk güller içini

neşeyle, sevinçle dolduruyordu. Günler geçtikçe

güllere bakan gözleri, bahçedeki eve takılmaya

başladı . Çünkü, son günlerde o evde, tül perdenin

gerisinde bir genç kızın silüetini görüyordu. Her

geçişinde güllere ve pencerede belli-belirsiz görünüp

kaybolan genç kıza bakmadan edemiyordu.


Bir sabah her zamankinden daha erken yola çıktı.

Bahçenin önüne geldiğinde yüreğinin titrediğini,

içinin ürperdiğini hissetti; her gün tül perdenin

arkasında gördüğü kız, bahçede gülleri suluyordu.

Güzel kız, genç adamı görünce yüzü kızararak içeri

kaçtı. Genç kızın hayali gözlerinden kaybolmasın

diye gayret eder gibi gözlerini sabit bir halde bir

güle dikerek öylece kalakaldı. Gördüğü güzelliğin

etkisinde kalmış, sevdalandığını düşünüyordu.

Genç adam, artık hergün bir öncesine göre

biraz daha erken geçiyordu, kızı tekrar görürüm

umuduyla. Fakat tüllerin gerisinde görünüp kaçan

bir silüetten başka şey göremiyor, kahroluyordu.

Genç kız da her sabah heyacanla tüller arkasına

geçiyor, genç adamın gelmesini bekliyordu.


Bir gün, genç adam bahçenin önünden geçmedi.

Genç kız gün boyunca boşuna bekledi. Ertesi gün,

daha ertesi gün yine boşuna bekledi, genç adam

gelmedi. Genç kızın yüreğine hüzün doluyordu.


Başka bir gün, yine umutsuz gözlerle yola

bakarken, bir grup insanın omuzlarında tabutla

geçtiklerini gördü genç kız. Aklından geçen

korkunç düşünceden tüm vücudunun titrediğini

hissetti, yüreği sıkıştı; yoksa genç adam ölmüş

müydü !.. Genç kız yine hergün tüllerin arkasına

geçiyor, boş gözlerle dışarı bakıyordu. Yüzü de,

artık bakmadığı, sulamadığı gülleri gibi soluyordu.


Genç adam bir gün yine geçti bahçenin önünden.

Bir aydır yattığı hastaneden sonunda çıkmış,

ilk iş olarakta güllü bahçenin önüne gelmişti.

Ama ümit içinde geldiği bahçenin önünde, gülen

yüzü asıldı; bahçedeki güller solmuş, pencere kara

perdelerle sımsıkı kapatılmıştı. Genç adam yolda

oynayan çocuklara sordu; "Bu evde kimse

yaşamıyor mu?" Bir çocuk; "İhtiyar bir kadın

yaşıyor." dedi. Genç adam cevabını duymaktan

korkarcasına, başka bir soru sordu ;

" Burda yaşayan genç kız ne oldu ?"

Çocuklardan biri atıldı; "O öldü."dedi, genç adamın

yana düşen kollarını, yaşaran gözlerini görmeden

başka bir çocuk atıldı; "Verem olmuş, dün öldü."


Yıllar sonraydı, küçük bir çocuk heyacanla

annesiyle babasının yanına koştu,

güller arasında, sallanan sandalyede

oturan ihtiyar adamı göstererek bağırdı;

"Dedem gülüyor, dedem gülüyor baba !.."

Koşarak ihtiyarın yanına gittiler, gülerken hiç

görmedikleri yüzüne baktılar. Elinde bir gül olan

ihtiyar adamın yüzüne, gerçekten bir gülümseme

yayılmıştı; biten bir hasrete seviniyormuş gibi,

yıllardır görmediği birine kavuşuyormuş gibi mutlu

bir gülümseyişti bu. Fakat gözleri kapalıydı...

<<ReaListiM>>
02-26-2008, 10:27 AM
çok etkiliyici okurken gözlerim doldu,off yaa emeğine sağlık paylaşım için tşkler arkadaşım gerçekten çok güzeldiii...

HayaLTeaM
02-26-2008, 10:50 AM
saol okudugun için ve yorumların için gözlerine salık. :) saygılar RakipsiZ

CeNNeTiN_YüReĞi
02-27-2008, 04:57 PM
GİTARCININ AŞKI
Sabah erkenden gitarını alıp evden çıktı. Posta kutusu boştu gene. Yoo, hayır. Beyaz birşeyler vardı. Kalbi hızla çarparken, kutuyu açıverdi. Elektrik faturası gelmişti. Hem de her zamankinden "hoş" bir miktarda. Başka birşey olmadığını bildiği halde, gene kutunun içine baktı. Boş...
Dışarısı, ne soğuk ne de sıcak. Kapalı bir havaydı. Yağmur yağmaması için dua etti. Şemsiye evde kalmıştı ne de olsa. Karşıya geçmek için trafik lambalarının yanında durdu. Önünden son sürat geçen araba, bütün çamuru sıçrattı. En sevdiği siyah pardesüsü de batmıştı. Karşıya geçti. Karnı açtı. Her pazar sabahy uğradığı cafe'ye gitti. "Tadilat nedeniyle kapalıyız" yazısını okurken, gülümsedi. Aklına mezar taşına yazılabilecek bir şey geldi "Tadilat nedeniyle öldü...açlıktan" neyse dedi kendi kendine "o kadar da aç değildim"...

Sonra bir yerlerde yerim diye düşünerek yürümeye başladı. Derken yanından geçen bir grup çocuk, ona sertçe çarptı. Yere yığıldı. Karşısında, evin balkonunda oturan bir grup genç kız, gülüyorlardı. Ona gülüyorlardı... Ayağa kalkarken, cebindeki bozuklukların düştüğünü farketti. Her biri ayrı bir yöne yuvarlanıyor; çatlaklardan, deliklerden düşüp kayboluyordu. Parası da gitmişti. Bir gitarı, bir de canı vardı... Yemek yiyecek, eve gidecek parası kalmamıştı, yorgundu...

Mektup yazmayan, arayıp sormayan, çok sevdiği o kızla bir zamanlar gittikleri parkı hatırladı. Orada küçük çocuklar bileklik, kolye gibi hediyelik eşya satarlar. Müzisyenler maharetlerini gösterir, para kazanır, kızlara hava atarlardı. Parktaki o eski neşe kalmamıştı. Yolun kenarına geçti. Elindeki gitar çantasını yere koydu. Gitarını çıkarıp, o "en" hüzünlü besteyi çaldı...Sonra, o kıza bestelediği parçayı... Ve bir başkasını... Ve bir başkasını... Çaldı... Çaldı...

Kulağına gelen takırtı sesleriyle kafasını kaldırdı. Gitar çantasına para dolmaya başlamıştı. Sonra, neşeli bir parça çaldı. Para geldikçe, şarkılar daha bir hareketli, daha bir neşeli oluyordu. Güneş batmaya başladı. İleride zabıtalar göründü. Daha fazla kalamazdı orada. Gitarı çantaya koydu ve kalktı. Eve gidecek, yemek yiyecek parası vardı. Belki kirayı hala veremeyecekti, bu ay ama, hiç değilse düşürdüğünü karşılıyordu bu miktar...

Derken yağmur başladı... Eve daha çok var, diye geçirdi içinden. Ne zordu hayat! Yağmur altında yürümeyi severdi ama yalnızken değil. Yalnızken, daha bi ağır yağıyordu sanki yağmur... Daha bir soğuk... Eve vardığında, kuşu öterek karşılamadı onu. Sessizlik dolu ev, o an ürpertti... Kafesin yanına gittiğinde, minik kuşu kafesin tabanında yatıyordu hiç kıpırdamadan. Öylece... "Ölüm" dedi, "sürprizleri seviyor" Islak giysilerini çıkardı. Kuş gibi o da ölecekti, bu sefil hayatta.

Gitar çantasını açtı, kalan bozuklukları almak için. Arada beyaz bir kağıt gördü. Açar açmaz, yazı tanıdık geldi. O beyaz ellerin yazdığı notu okurken, önce heyecanlandı, sonra üzüldü... Notta:

Demek hala bizim parçamızı çalıyorsun... Ve yine çok hüzünlü bir şekilde. Beraber aldığımız kuşları hatırlıyor musun? Bendeki bu sabah öldü... Ayrılığa dayanamadı herhalde... Ama, biz insanız, dayanabiliriz değilmi? Yarın gidiyorum bu şehirden. Kendine iyi bak... Hoşçakal!

Anladı o an, işlediği hatayı... Ne kadar da bencil olmuştu bugüne kadar. O bu şehirdeydi ve hiç aramamıştı, o arar diye. Şimdi aynı şehirde bile olmayacaklardı. Gün batışını aynı anda izleyemeyecek, aynı ortamda aynı havayı solumayacaklardı. Ama, o da affetmezdi ki... Yoksa eder miydi? Dal rüzgarı affeder, ama kırılmıştır bir kere, diye geçirdi içinden. Kapı çaldı. Ne de çok istedi o an için, kapıdakinin o olmasını... Bu nedenle açmadı kapıyı... O umudu taşımak istedi hep içinde... Sonra uykuya daldı... Uyanmamak üzere...

(Alıntı)
Bazı Şeyleri Yapmak İçin Geç Kalmayalım..Çünkü Telafisi İçin Çok Geç Kalmış Olabiliriz..Sevgiyle Kalın......

CeNNeTiN_YüReĞi
02-27-2008, 05:04 PM
Güzel paylaşım arkadaşım ancak forumda daha önce verildi..

http://www.sevgi.name.tr/showthread.php?t=6516

sevgilerle

HayaLTeaM
02-27-2008, 05:09 PM
emegine salık :) saygılar. RakipsiZ

HayaLTeaM
03-01-2008, 11:50 AM
Hayatla röportaj yaptığımı gördüm rüyamda.

"Benimle röportaj mı yapmak istiyorsun?" diye sordu Hayat.

"Zamanın var mı?" diye sordum.

Gülümsedi.

"Benim zamanım Sonsuzluk" dedi Hayat. "Ne sorular var yüreğinde?"

"İnsanlarla ilgili en çok neye şaşıyorsun?" diye sordum.

Hayat yanıt verdi.

"Çocukluktan sıkılıp büyümek için acele ediyorlar, sonra yine çocuk olmanın özlemini duyuyorlar. Para kazanmak için sağlıklarını kaybediyorlar, sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybediyorlar. Gelecekle ilgili endişelenmekten şimdiyi unutuyorlar. Sonra da ne şimdiyi ne geleceği yaşayabiliyorlar. Deneyim iyi bir öğretmendir diyorlar ama deneyimin faturasını ödemek istemiyorlar. Hayatlarını kazanmak için eğitim alıyorlar ama yaşam ustası olmayı bilmiyorlar. Bu nedenle de, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç yaşamamış gibi ölüyorlar."

Hayat elimi tuttu. Bir süre sessiz kaldık.Derin bir nefes aldım. Ona, insanların neleri öğrenmelerini istediğini sordum.

Hayat yanıtladı.

"Hiç kimseyi seni sevmeye zorlayamayacağını, yapabileceğin tek şeyin seni sevmelerine izin vermelerini isterdim. Affetmenin affederek öğrenilebileceğini öğrenmelerini isterdim. Başkalarıyla kendilerini kıyaslamamayı öğrenmelerini isterdim. İki insanın aynı şeye bakıp farklı şeyleri görebileceğini öğrenmelerini isterdim."

"Zengin insanın en çok şeye sahip olan değil, en az şeye ihtiyaç duyan insan olduğunu öğrenmelerini isterdim. Bir sevecen yüreği derinden yaralamanın bir anda olduğunu; ama iyileştirmenin çok uzun sürdüğünü öğrenmelerini isterdim. Seni seven insanların duygularınmı nasıl ifade edebileceklerini bilmedikleri için seni sevmediklerini sanmak yerine onların sevgisini hissetmeyi öğrenmelerini isterdim."

Hayat derin bir nefes verdi. Hayatın nefesi kelimelere dönüştü.

"Söylediklerimi yüreğine kaydet" dedi. Söylediği cümleyi yüreğime kaydettim.

"Başkalarını affetmek yeterli değil, kendini de affetmeyi öğren".

Yüreğim kuş gibi hafiflemişti.

"Son bir soru daha, Hayat" dedim. "Benden ne istiyorsun?"

Bütün odayı beyaz bir ışık kapladı... ve Hayat yanıtladı.

"Senin kendin olmanı istiyorum, yoksa başkası olurdun. Sana bugün ihtiyacım olduğunu bil, yoksa bugün benimle olmazdın. Kendi eşsizliğini ve biricikliğini bil; çünkü ben kendimi tekrar etmeyecek kadar yaratıcı ve zenginim. ve gerçekten TEK değerli olanım. Değerimi bil."

Hayat'ın içimde dışımda her yerde aktığını hissettim. Kendimizi sevdiğimiz kadar Hayat 'ı sevebilirdik ancak. Ne daha az ne daha fazla

HayaLTeaM
03-01-2008, 11:54 AM
Bilmelisin ki ...

Duvarda asılı diplomalar
insanı insan yapmaya yetmez.

Bilmelisin ki ...

Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa,
anlam yükü o kadar azalır.

Bilmelisin ki ...

Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında,
çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.

Bilmelisin ki ...

Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!

Bilmelisin ki ...

Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Bilmelisin ki ...

Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan
ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.

Bilmelisin ki ...

Ne kadar yakın olursa olsunlar
en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.

Bilmelisin ki ...

Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Bilmelisin ki ...

Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

Bilmelisin ki ...

Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Bilmelisin ki ...

İki kişi münakaşa ediyorsa,
bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

Bilmelisin ki ...

Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

Bilmelisin ki ...

Sevgiyi çabuk kaybediyorsun,
pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.

HayaLTeaM
03-01-2008, 11:58 AM
Bir büyümüş çocuk varmış... Evden işe gelirken yolda durmuş... Caddede arabalar hızla yanından geçiyormuş... Hala yaşıyor olmak büyük bir mucize diye düşünmüş...
Annesi erken kalkmasını tembihlediği halde yine bildiğini okumuş... Şimdi yasak saatte işe gitmek için durakta otobüs bekliyormuş... Beklediği otobüs uzun süre gelmemiş... Beklemek sıkıcıymış... Arkasındaki parkta çim biçiyormuş bir makine, vızır vızır... Durak sarsılmış, dengesini kaybeden makine camları parçalamış. Hastanede açmış gözlerini büyümüş çocuk... Yüzü sargı içinde, annesi bir köşede şaşkın ağlıyor, “Yüzü bir daha asla eskisi gibi olamaz” diyor doktor... “Göz kapaklarını kontrol edebilir belki.”
Birden irkilmiş, çim biçme makinesi hala çalışıyormuş vızır vızır parkta... Hayalle gerçek arasında kısa bir an durmuş... Hayalin baskın durumu iyi gelmiş
Derken yanına bir kurt gelmiş... Nereye gidiyorsun büyümüş çocuk demiş... İşe gidiyorum demiş büyümüş çocuk... Kurt demiş ki bu saatte işe mi gidilir?.. Al kitabını, dergini git Sultanahmet’e, otur çayını iç, zaten geç kalmışsın... Bir günlük tatil ver kendine...
Büyümüş çocuk düşünmüş... Evet, iyi fikir... Ama kurt bu, sözüne güven olmaz ki... Basmış Sultanahmet’e gitmiş... Oturmuş çayını içmiş... Gerçekten bu ara vakit ona iyi gelmiş...
Kurt bu arada gitmiş, büyümüş çocuğun patronunu yemiş... Oturmuş patronun yerine beklemiş... Masal ya bu!.. Gelip soracaklar, patron senin ağzın neden bu kadar büyük diye... Ne gelen olmuş, ne giden... Kimse bir şey sormamış kurda...
Bir Varmış Bir Yokmuş, Hayallerimiz Küçülmüş
Gidenin yokluğu, kalanın boşluğu, fark edilmez olmuş dünyada... Hayallerimiz bir bardak çay mesafesi kadar küçülmüş... Yasak ormanda çiçek toplamak, sepetinde mis gibi kek kokusu yok artık... Ya da hiç olmadı... Çocukken inanmak daha kolay olduğu için mutluyduk belki de... Artık yapabileceğimiz en büyük yasak, işe bir saat geç gitmek... Ama onun da sonu sorumsuzsun diye ‘yuh’lanmak
Diğer taraftan; özlediğimiz, beklediğimiz şeylerin gölgesinde kalıyor sahip olduklarımız... Gerçekten mutlu yaşamak için biraz kabullenmek lazım, biraz elimizdekiyle yetinmek...
Gerçek olmadığına şükredeceğimiz hayaller kurmalıyız bazen... Yasak orman yok... Ne kötü!.. Hastanede uyanmak, parçalanmış bir yüz de yok... Ne iyi!..
Olamayacak iyi şeylerin olabilirliğine inanmak, olabilecek kötü şeylerin olmadığına şükretmek lazım... Hiçbir şeyin yolunda gitmediğini düşünürken... Bir sabah yerinde olmayan elimize, çok sevdiğimiz bir insanın cenazesine, yanmış evimizin küllerine bakarken bulabiliriz kendimizi... Daha kötü şeyler de sıralayabiliriz ya, neyse...
Yeniden başlayabilmek için, kaybetmeyi beklemek zorunda değiliz...
Yani ne kurdun dediğine bakalım, ne kuzunun gözüne... Var olanı yaşayalım, olmayana var olunca bakalım Gülümseme.. Bildiğimizi söyleyelim, bilmediğimizi okuyalım... Kitaplarda bulamıyorsak, bir bilene soralım...
Ses verelim insanlara... İçimizi boş bırakmayalım ki yankı yapmasın... Çok zorlanırsak belki, biraz susalım... Ama susarsak dönüşümüz muhteşem olsun...
Çünkü; ne var ne yok önemli değil çok fazla... Önemli olan biz varız... Bu zamanda ve bu mekanda... Haykıralım ki sesimiz çıksın fezaya

HayaLTeaM
03-01-2008, 12:02 PM
Günlerden bir gün aşk meleği oklarını yanlışlıkla iki kişiye fırlatır.
"Bu ne biçim melek" demeyin olmuş bir kere..

Dünyada en son aşık olması gereken iki zıt karakterdir kahramanlarımız.
Bir arada olmaması gereken bu iki karakter aslında ömürleri boyunca acı çekmişlerdir ta ki meleğimiz hayatının en büyük hatasını yapana kadar..

Oklar isimlerinin başharfi D ve M olan iki şanssız karakterimizi yaralamıştır.
O büyük buluşma gününde yarım olan karakterlerimiz D ve M diğer yarısını bulmuştur ancak ortada çok büyük bir problem vardır.

D ve M daha önce hiç hissetmedikleri ve belki başka hiçbir zaman hissedemeyecekleri güzel şeyler hissetmişlerdir ama bunun sonu olmadığından yakınıp durmuşlar bir süre..
İki karakterimizde işini gücünü bırakmış,dünyadan ve sorumlu oldukları insanlardan bihaber inzivaya çekilmişler.

Ancak bu sırada dünya birbirine girmiştir,insanlar çıldırmış,dünya sanki tersine dönmüştür sadece D ve M'nin değil tüm insanların hayatı alt üst olmuştur.

Tabii aşkın gözü kördür D ve M'nin bunun farkına varması uzun zaman almıştır bu süre içinde küçük kıyametler kopmuş D ve M ancak dostlarının uyarmasıyla durumun farkına varmışlardır.
Kahramanlarımızdan M'nin gözünün önündeki perdeler kalkıp olayın ciddiyetini fark edince D'ye artık ayrılmaları gerektiğini yoksa sadece ikisinin mutlu olması uğruna birçok insanın hayatının kararacağını anlatmıştır.

Ancak, D kabullenememiş, bunun mümkün olmayacağını, onsuz hayatın zindanda yaşamaktan farklı olmayacağını anlatmış durmuştur, fakat M

kafasına koymuştur bir kere ayrılmalarının en doğru karar olacağını söylemiş,bırakıp gitmiştir D'yi..
O günden sonra D ve M hiç aramamış, sormamışlar birbirlerini..
Ama ne D mutludur ne de M..

İkiside kendilerini görevlerine adamış hep başkaları için çalışmıştır,ne bir başkasına gönül verebilmişler ne de yaşadıkları o güzel günleri unutabilmişlerdir.
D hiçbir zaman yedirememiştir,anlamamamıştır sevdiğini..
Ama gururunu yenipte gidememiştir M'ye..

M hep bu kararın en doğru karar olduğunu düşünmüş ama yürekten inanamamıştır buna sadece öyle yapması gerektiği için yapmıştır,mutsuzdur ama yapılabilecek başka bir şey yoktur.
O günden sonra D ve M aynı yerde bulunmamak için çok çabalamışlardır.
Aslında çoğu zaman buluşmuşlar mecburiyetten her buluşmada küçük kıyametler kopmuş,insanlar üzülmüş,ağlamıştır hatta kimi insanın canına mal olmuştur bu buluşma...

Merak ettiniz değilmi bu iki bahtsızın gerçek adını daha fazla meraklandırmayayım sizi.

Duygu ve Mantıktır asıl isimleri..

Dünyada en son bir araya gelmesi gereken iki geçinemeyen sevgili

CeNNeTiN_YüReĞi
03-01-2008, 04:28 PM
Adam genç eşini çok seviyor,bir o kadarda kıskanıyordu öyleki iş yerinde yemek verildiği halde,her öğlen o uzun yola rağmen evine gidiyor,eşiyle birlikte yemek yiyordu.Kadın, eşinin sadece yemek yemek için geldiğini düşünüyordu.Bilmediği bir şey vardı eşi kendisini kontrol ediyordu.Bu bilinmeyenle uzun süre birlikte yediler yemeklerini taa ki adam gelipte eşini evde bulamayana kadar.

Kapıyı açıp seslendi eşine ses yok...Odaları gezdi bir bir...yok...yok...yok...Telefona sarıldı hemen.Kapalıydı kadının telefonu.İrkildi birden."korktuğum başıma geldi kesin aldatıyor beni" diye düşündü.........Tanıdığı herkesi aradı ailesi,arkadaşları,aile dostları,komşuları hiç kimse görmemişti kadını saatler geçiyor kadından ses çıkmıyordu.Akşam oldu adam evin içinde ümitsiz ve karışmış düşüncelerle dönüp duruyordu.Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte adam kararını vermişti boşanacaktı avukat arkadaşına giderek dava açtırdı.Kesin aldatmıştı kocasını ve dönmeye yüzü yoktu artık herşey bitmişti.
Eve dönünce eşine ait ne varsa attı resimleri yırttı,elbiselerini yaktı,takılarını karşılıksız verdi bir eskiciye geriye sadece bir sevgililer günü kartı kalmıştı." hep seninim...hep senin kalacağım..."yazıyordu üzerinde.adam nefretle bakarak duvara astı kartı uzun uzun baktı elinde tuttuğu içki kadehini sıktığının farkında bile değildi.Elleri kan içinde kalmıştı ama o görmüyordu bile.
Telefonun sesini duyduğunda ancak farketti elinin acıdığını ve kan içinde kaldığını açtı telefonu

ADAM __ buyrun dedi adam
TELEFONDAKİ __ iyi günler beyfendi ........ beylerin evimi?
ADAM __ buyrun benim
TELEFONDAKİ __ ben ........... hastanesinden arıyorum iki gün önce yaralı bir bayan getirdiler hastanemize henüz bugün kendine gelebildi sizin isminizi öğrenebildik hemen gelebilirmisiniz?

Adam yığıldı olduğu yere yanlış duymuş olabilirmiydi."kesin sevgilisi dövdü" dedi içinden gitmekle gitmemek arasında bocaladı birden sonra "gidip yüzüne tükürmeliyim"diye düşündü.Fırlayıp çıktı sokağa attığı adımların sesini duyuyordu sadece koştu,koştu...Hastaneye ulaştığında nefesi tıkanmıştı danışmadan eşinin kaldığı odanın numarasını öğrendi artık biliyorduki anlatılan doğruydu eşi yaralıydı ama neden?merdivenleri nasıl çıktığını hatırlamıyordu.Kapıya geldiğinde doktorları gördü.Kendisini tanıttı ve eşini görmek istediğini söyledi.Doktorlardan birisi başını öne eğdi "başınız sağolsun eşinizi kurtaramadık dedi adam aldatılmışlığın acısıylamı yoksa sevdiği içinmi bilinmez, bakamadı eşinin yüzüne son kez cenaze işlemlerini bile eşinin ailesine bıraktı.

Aradan 10 gün geçmişti adam iyiden iyiye yıpranmış,çökmüş,sanki hayattan elini eteğini çekmişti devamlı duvarda asılı duran karta bakıyordu o arada kapı çaldı.Genç bir kurye,büyük bir paket bıraktı kapının önüne.Gülümseyerek "doğum gününüz kutlu olsun efendim eşiniz 10 gün önce ayırdı hediyenizi ve bugün için size teslim etmemizi tembihledi.Çok şanslısınız beyfendi dedi ve çıkıp gitti ne yapmalıydı bilmiyordu adam.Açtı kutuyu elleri titreyerek bir kazak vardı en üstte "çok beğenmiştin bu tazağı ama bana elbise alabilmek için vazgeçmiştin bundan güle güle kullan aşkım" yazılı bir kağıt iliştirilmişti bir paket daha vardı kutuda açtı...saatti bu.Yine bir yazı. "eve geleceğin zamanlar,geç kaldığın her dakika ölüm gibiydi.Umarım artık geç kalmazsın" en alttada bir kart vardı.Sanki sonunu biliyormuş gibiydi yazdıkları "son olacak belki belkide hep yanında,hep birlikte kutlayacağız.Bizli nice yıllara aşkım"

Genç kadın,eşi için seçtiği hediyeleri,doğum gününde teslim edilmek üzere bırakmıştı mağazaya dönüşte şarjı bittiği için telefonu kapanmıştı.Yolun karşısındaki kulübeden eşini aramak istemişti merak etmesin diye ama hızla gelen arabayı farkedememişti...

HayaLTeaM
03-01-2008, 04:30 PM
elİne Salik GÜzel Saygilar.

HayaLTeaM
03-02-2008, 03:32 PM
ÇOK ÖZEL BİR EVLENME TEKLİFİ

Günlerce, gecelerce hep onu düşünmüştüm. O ise beni sadece bir iş arkadaşı olarak görüyordu. Hatta bir seferinde, kız arkadaşıyla kavga etmiş ve bana cep telefonunu uzatarak, onu aramamı ve ikna etmemi rica etti. Göz yaşlarımı içime akıtarak, kıza telefon açıp barışması için ikna etmeye çalıştım. Sanki tanrı dualarımı duymuştu. Kız hiçbir şekilde barışmaya yanaşmıyordu. Ben üstüme düşeni fazlasıyla yapmıştım. Aradan birkaç hafta geçmişti. Haldun olanları unutup, eski neşesine kavuşmuştu. Bir akşam saat 22:00 sularında cep telefonuma bir mesaj geldi. Mesajın sahibi Haldun'du. Mesaj şöyleydi; "Yarın bana son kez yardım etmeni istiyorum. Hayatımın aşkını buldum. Ne olur benimle evlenmesi için onu ikna et." Bu mesaj beni beynimden vurmuştu. Gün ışıyana kadar yanağımdan süzülen yaşlar, yastığımda acı ve unutulması mümkün olmayan bir iz bırakmıştı. İşe giderken ayaklarım beni geri geri götürüyor, yol bitmesin diye sürekli dua ediyordum. Hayatımda ilk ve son kez aşık olmuştum ve bu aşkı ben kendi ellerimle yok edecektim. Mesaime yarım saat geç gittim. İçeri girer girmez Haldun, bu günün hayatındaki en mutlu gün olduğunu ispatlar gibi neşeli ve bir çocuk gibi heyecanlı yanıma geldi. Ben ise yenilgiyi çoktan kabullenmiştim. Ama sevdiğimin mutluluğu beni teselli ediyordu. Haldun, "iyi günler" dedikten sonra hemen konuya girdi; "Yeşim, senin hakkını nasıl ödeyeceğim bilmiyorum. Ama inan çok yüce bir olaya vesile oluyorsun." Elindeki telefon numarasını bana uzattı. Bu numarayı arayıp, karşı tarafa; "Haldun seni hayatını paylaşacak kadar çok seviyor. Lütfen onu kırma ve evlilik teklifini kabul et. İnan seni şimdiye kadar kimseyi sevmediği kadar çok seviyor" dememi istedi. Sonra da masama; "Bu emeğinin karşılığı değil ama" diyerek küçük bir hediye paketi bıraktı. Masamdaki iş telefonunu alıp elimdeki telefon numarasını çevirmeye başladığımda, Haldun parmaklarımdaki titremeyi görecek diye çok endişelendim. Telefon çalmaya başlamıştı. Birden masamdaki kutudan love story müziğini duydum. Telefon halen kulağımdaydı. Bir yandan da kutuyu açmaya çalışıyordum. Kutuyu açtığımda bir cep telefonu gördüm. Telefonu aldım ve açtım. Haldun bir hamle ile masamdaki iş telefonunu kulağımdan aldı. Ben ise gayri ihtiyari cep telefonunu kulağıma götürmüştüm. Haldun, şimdiye kadar duymayı her şeyden çok istediğim, bir kerecik duyduğumda ölmeyi bile kabul edeceğim o cümleleri söylemeye başladı. Ben ise göz yaşlarımı tutamadım ve boynuna sarıldım.

HayaLTeaM
03-02-2008, 03:35 PM
Binlerce renk renk çiçeğin açtığı, bitkilerin bittiği, sürü sürü kuşların geçtiği, pırıl pırıl suların aktığı, çeşit çeşit h
ayvanların barındığı bir dağın yamacında güzeller güzeli Büşra adında bir kız yaşarmış.

Büşra her sabah uyandığında dağlara bakıp yüreğini bin çeşit renkle nakış nakış işler, güneşin rengiyle sevgisini, umudun mavisiyle umudunu . süsler, çağlayan sulara, esen rüzgarlara türküler söylermiş...

Henüz bakir doğası insanlar tarafından kirletilmemiş, bozulmamış; yalanın, dolanın, kokuşmuşluğun hiç uğramadığı bir yermiş burası...

Büşra her sabah erkenden kalkar çiçeklerle koklaşır, kuşlarla, kelebeklerle konuşur, dağ tepe demeden güneşe gülümseyerek mutlu bir şekilde kuzularının peşinde dolaşır dururmuş... Her seher bereket tohumları ekilirmiş dağların doruklarına, umut umut yeşerip halaya dururmuş çiçekler her bahar...

Bir gün hiç beklemediği bir anda karşısına genç bir adam çıkıvermiş, şiirler okumuş ay ışığında, şarkılar söylemiş, masallar anlatmış Büşra’ya. Sık sık buluşmuşlar... Sevdalanmış sonra Büşra, bırakmış kendini kollarına genç adamın hiç bir kötülük düşünmeden, . başlamış rüyalarda, masallarda yaşamaya...

Çiçekleri, kuşları, kelebekleri bırakıp gece gündüz genç adamın hayaliyle yaşamaya başlamış... Sevdası yeryüzüyle, gökyüzünün sevdası kadar büyük; suyla, çiçeğin aşkı kadar da masum ve temizmiş... Sonra sevdasını açmış büyüklerine Büşra, hoş karşılamışlar kızlarının sevdasını, evlenmelerine izin vermişler... Davul zurna eşliğinde üç gün üç gece düğün olmuş, halaylar çekilmiş, inlemiş dağ taş...

Bir sabah uyandığında canından bir parça eksilmiş gibi irkilmiş Büşra, o çok sevdiği adam buralarda sıkıldığını, kendisini unutmasını isteyip bir kağıt parçası bırakarak çıkıp gitmiş... Oysa her sabah uyanır uyanmaz “sen dünyanın en güzel varlığısın, seni ölümüne seviyorum”diye övgüler dizermiş...

Çünkü dünyada ki; tek güzel Büşra değilmiş, her yerde kandırılacak dünya güzeli yüzlerce Büşra bulunurmuş yalancılar, sahtekarlar için...

O gün ilk kez ağlamış Büşra, mavi mavi pınarlar akmış gözlerinden. Ceylan gözleri o gün ilk kez üzgün bakmış dağlara... Aylarca belki döner umuduyla uçan kuştan, esen yelden haber beklemiş, dalgın dalgın bakmış sulara... Ama ne gelen olmuş ne de giden...
Daraldıkça çıkıp bir dağ başına haykırmış içindeki ateşi yankılı kayalara... Bazen sessizce solumuş bir hazan yaprağı gibi, içi kanamış her baktığında dağların doruklarına... Gözpınarlarından akan damlalar bir nehir gibi süzülerek munzur suyunun esrarengizliğine karışmış.... Kanadı kırılmış yavru bir kuş gibi uçmak istemiş masmavi gökyüzüne ama uçamamış...

Yağmurun gözyaşlarına karıştığı bir gece dönmüş yüzünü ve bırakmış kendini kayalardan aşağı ölmek istemiş...

Yalancıların, sahtekarların, acıların var olduğu bir dünyada yaşamak istememiş...

Sonra geçmiş zaman, gözyaşları betonlaşmış, çiçekler kokusunu yitirmiş, o güzelim dağlar kötülüklere . esir düşmüş... Kayalar ağlamaya başlamış her gece... Ay ve yıldızlar doğmamış bir daha o kayaların üstüne, kuşlar uçmamış, her gece rüzgar esmiş çığlık çığlığa. O gün bu gündür ‘Çığlık kayası’ olarak kalmış ismi...

O günden bu güne sevginin, masumluğum,
temizliğin timsali olarak hala onun sevgisi konuşulur oralarda. Kimi kez onu “Çığlık kaya”nın başında sevgilisini seslerken geyiklerin içinde görüldüğünü söylerler, kimileri bir pınarın başında geyiklere su içirirken.

Herkes yok olmuş, yalan olmuş, masal olmuş ama o hep var olmuş, dünya döndükçe de var olacak dağlar kızı Büşra...
İşte böyle olmuş, böyle anlatılmış yıllar yıllı bu .

HayaLTeaM
03-02-2008, 03:37 PM
Adam genç eşini çok seviyor,bir o kadarda kıskanıyordu öyleki iş yerinde yemek verildiği halde,her öğlen o uzun yola rağmen evine gidiyor,eşiyle birlikte yemek yiyordu.Kadın, eşinin sadece yemek yemek için geldiğini düşünüyordu.Bilmediği bir şey vardı eşi kendisini kontrol ediyordu.Bu bilinmeyenle uzun süre birlikte yediler yemeklerini taa ki adam gelipte eşini evde bulamayana kadar.

Kapıyı açıp seslendi eşine ses yok...Odaları gezdi bir bir...yok...yok...yok...Telefona sarıldı hemen.Kapalıydı kadının telefonu.İrkildi birden."korktuğum başıma geldi kesin aldatıyor beni" diye düşündü.........Tanıdığı herkesi aradı ailesi,arkadaşları,aile dostları,komşuları hiç kimse görmemişti kadını saatler geçiyor kadından ses çıkmıyordu.Akşam oldu adam evin içinde ümitsiz ve karışmış düşüncelerle dönüp duruyordu.Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte adam kararını vermişti boşanacaktı avukat arkadaşına giderek dava açtırdı.Kesin aldatmıştı kocasını ve dönmeye yüzü yoktu artık herşey bitmişti.
Eve dönünce eşine ait ne varsa attı resimleri yırttı,elbiselerini yaktı,takılarını karşılıksız verdi bir eskiciye geriye sadece bir sevgililer günü kartı kalmıştı." hep seninim...hep senin kalacağım..."yazıyordu üzerinde.adam nefretle bakarak duvara astı kartı uzun uzun baktı elinde tuttuğu içki kadehini sıktığının farkında bile değildi.Elleri kan içinde kalmıştı ama o görmüyordu bile.
Telefonun sesini duyduğunda ancak farketti elinin acıdığını ve kan içinde kaldığını açtı telefonu

ADAM __ buyrun dedi adam
TELEFONDAKİ __ iyi günler beyfendi ........ beylerin evimi?
ADAM __ buyrun benim
TELEFONDAKİ __ ben ........... hastanesinden arıyorum iki gün önce yaralı bir bayan getirdiler hastanemize henüz bugün kendine gelebildi sizin isminizi öğrenebildik hemen gelebilirmisiniz?

Adam yığıldı olduğu yere yanlış duymuş olabilirmiydi."kesin sevgilisi dövdü" dedi içinden gitmekle gitmemek arasında bocaladı birden sonra "gidip yüzüne tükürmeliyim"diye düşündü.Fırlayıp çıktı sokağa attığı adımların sesini duyuyordu sadece koştu,koştu...Hastaneye ulaştığında nefesi tıkanmıştı danışmadan eşinin kaldığı odanın numarasını öğrendi artık biliyorduki anlatılan doğruydu eşi yaralıydı ama neden?merdivenleri nasıl çıktığını hatırlamıyordu.Kapıya geldiğinde doktorları gördü.Kendisini tanıttı ve eşini görmek istediğini söyledi.Doktorlardan birisi başını öne eğdi "başınız sağolsun eşinizi kurtaramadık dedi adam aldatılmışlığın acısıylamı yoksa sevdiği içinmi bilinmez, bakamadı eşinin yüzüne son kez cenaze işlemlerini bile eşinin ailesine bıraktı.

Aradan 10 gün geçmişti adam iyiden iyiye yıpranmış,çökmüş,sanki hayattan elini eteğini çekmişti devamlı duvarda asılı duran karta bakıyordu o arada kapı çaldı.Genç bir kurye,büyük bir paket bıraktı kapının önüne.Gülümseyerek "doğum gününüz kutlu olsun efendim eşiniz 10 gün önce ayırdı hediyenizi ve bugün için size teslim etmemizi tembihledi.Çok şanslısınız beyfendi dedi ve çıkıp gitti ne yapmalıydı bilmiyordu adam.Açtı kutuyu elleri titreyerek bir kazak vardı en üstte "çok beğenmiştin bu tazağı ama bana elbise alabilmek için vazgeçmiştin bundan güle güle kullan aşkım" yazılı bir kağıt iliştirilmişti bir paket daha vardı kutuda açtı...saatti bu.Yine bir yazı. "eve geleceğin zamanlar,geç kaldığın her dakika ölüm gibiydi.Umarım artık geç kalmazsın" en alttada bir kart vardı.Sanki sonunu biliyormuş gibiydi yazdıkları "son olacak belki belkide hep yanında,hep birlikte kutlayacağız.Bizli nice yıllara aşkım"

Genç kadın,eşi için seçtiği hediyeleri,doğum gününde teslim edilmek üzere bırakmıştı mağazaya dönüşte şarjı bittiği için telefonu kapanmıştı.Yolun karşısındaki kulübeden eşini aramak istemişti merak etmesin diye ama hızla gelen arabayı farkedememişti...:(:(

HayaLTeaM
03-02-2008, 03:46 PM
Genç kız yine acılar içinde odasında yatıyordu. Henuz hayatının baharında ölümle yüz yüzeydi. Babası onu kurtarmak için gazetelere ilan vermiş, para teklif etmişti. Ama onun kalbinin teklemesi değil, kalbinin içindeki sızı ilgilendiriyordu. Sevdiği aklına geldi bir damla yaş daha döküldü gözlerinden. Ayrıldıklarından beri tam beş çile dolu yıl geçmişti. Aslında sevgilerinin arasına o kahrolası para girmişti. Hatırlıyorduda sevdiği ona birkeresinde:
- Ben zengin değilim belki ama seni seven bir kalbim var. Sana sadece onu verebilirim, demişti.

Zaten sevgiye muhtaç birisi başka ne isteyebilirdiki. Kendisini sevmesi yeterdi.O en çok Saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği öpmüş koklamıştı saçlarını. Her dökülen saç yüreğine bir hançer olup saplanıyordu. Şimdi tek isteği sevdiğinin son anlarında yanında olmasıydı. Ne olurdu onu birkez daha görebilse, onu birkez daha koklayabilse.Bu düşünceler arasında uykuya daldı.

Babası heyecanlı bir şekilde kızının odasına girdi. ` Müjde kızım,kalp bulundu ` dediğinde kızının bir peri güzellliğinde, sevdiğinin özleminden ıslanmış yüzüne baktı ve çıktı odadan...

Genç kız, bir hafta sonra kendine geldiğinde sanki başka bir dünyadaydı. İçinde acaip bir his vardı. Sanki bu dünya ona çok farklı gelmişti. Aklına yine sevdiği geldi. Kalbi eskisinden daha hızlı atmaya başladı. Kalbi değişmişti ama sevdiğini eskisinden daha çok sever olmuştu.

Bir . gece ansızın uyandı uykusundan kalbi çok hızlı atıyordu. Bu durum sürekli böyle devam etti.Doktora gitti, durumunu anlattı. doktor:
- Bir aya kalmaz geçer, demişti.
Ama aradan aylar geçmesine rağmen durum aynıydı.

Birgün bahçeye çıktı Çiçekleri seviyordu. Kırmızı güllerin yanına gitti. Kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. En çok kırmızı gülleri severdi. Çünkü sevdiği ona benzediğini söylerdi hep. Birden kapı çaldı. Kapıyı açtı kimse yoktu. Yere baktı bir mektup vardı ve onaydı. Mektubu açtı ve kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. Bu onun kokusuydu. Koltuğuna zarzor oturabildi. Zarfın içinden mektubu titreyen ellerle çıkardı ve okumaya başladı :
` Sevdiğim, bugün sevdamızın altıncı . yılı. Seni hep sevdim. Seninle ayrılmak zorunda kaldığımızdan beri, bir kalbe iki sevginin sığmayacağını bildiğimden ne birini sevdim ne de evlendim. Her günüm çile ve azapla geçti. Hergün sana şiirler yazdım, hergün şiirlerimi okudum ve hergün ağladım. Tam beş yıl boyunca hergün yazdım, okudum, ağladım. Birgün önüme bir fırsat çıktı. Bu fırsatı reddedip kendime daha fazla haksızlık edemezdim. Belki seni unuturum diye senden çok uzaklara gittim. Ama şimdi seni daha çok özlüyorum. Her gece yanına geliyorum o masum yüzünü okşuyor yanaklarına öpücükler konduruyorum, sen uyanıyorsun benim geldiğimi anladığını sanıyorum ama sen o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Sevdiğim hep ben geldim senin yanına artık sen gel olurmu. Kırmızı güllerimize iyi bak. Ve artık unutma içinde seni senden daha çok seven bir kalbin var artık. Ona iyi bak olurmu. Kırmızı güllere ve kalbimize iyi bak. Seni yanıma gelene kadar bekleyeceğim sevdiğim Hoşçakal...`

HayaLTeaM
03-02-2008, 03:49 PM
birgun yakisikli genc delikanli rastgele ugradigi bir muzik marketinde kasada duran guzel kizi gorunce ondan etkilenir, eve geldigindeyse halen daha etkisinin altindadir, odasina gecer ve kizi dusunmeye baslar, yarin oldugundas yine ayni yere gider ama bir turlu cesaret edipte kizla konusamaz, daha sonra en iyisi bir cd alirsam belki birkac kelime konusabilirim diye dusunur, cdyi alir ve kasaya yonelir, gencin nerdeyse kalbi duracakmis gibi olur, aldigi cdyi kasadaki kiza uzatir ve paket yapmasini soyler, kizda paketleyip buyur eder, genc delikanli eve geldiginde cesaret edip adini soramadigi icin kendine kizar ve aldigi paketdeki cdyi hic acmadan oldugu gibi firlatir dolabin icine, o gunden sonra yakisikli genc hergun ayni seyi yapar, muzik marketinden bir cd paketletdirerek alir ve ordan cikar, hergun yapdigi gibi eve gelip hic acmadan firlatir dolabin icine, genc artik hep o kizin hayalinle yasamaya baslar hep konusamadigi icin cesaret edemedigi icin kizar kendine odasindan cikmaz hep onu dusunur olur, annesi oglunun bir derdi olup olmadigini sorsa bile pek yanit alamaz gencten, artik genc o kasadaki hos ve guzel kizin hayalinle yatar kalkar ve hergun birgun bile aksatmadan ordan bir cd paketleterek ayrilir ordan. zavalli genc okadar cok severki kendisinin kanser olusu halen daha kizla konusamamasi kadar yikmaz olur, aradan 3 ay kadar zamna gecmisdir genc hic birgun cd alip kizin kasasina gitmeyi eksitmemisdir. kanser olan genc bir zamnadan sonra iyice kotulesir ve artik yataklara duser, kizin o guzel yuzunu goremedigi konusamadigi icin hergun daha cok aci ceker, hergun genci gomeye alisan genc kizinda dikkatini ceker gencin daha ugrayip ayni sekilde bir cd paketletmeyip almasi, aradan fazla gecmez ve yakisikli genc ne hastaliga nede kiza duydugu buyuk sevgiye dayanamaz ve bu dunyadan ayrilir,
bir hafta sonra
gencin annesi anca bu bir haftalik zamandan sonra gencin odasina girmeye cesaret eder, duzeltmek icin gencin dolabini acdiginda birden butun paketli cdler yere dokulur, kadin hayretle bakar ve paketin bir tanesini acar, icinde cdle beraber bir not bulur, sizi cok begendim tanismak isterseniz beni arayin numaram ........ diye bir not. gencin annesi sasirir ve bir paket daha acar ondada ayni sekilde bir cd ve bir not vardir, neden beni aramadiniz yoksa cirkinmiyim, lutfen arayin diye bir notdur buda, anliycaniz sekilde ilk gordugunden itibaren kizda gencden hoslasmis ve oda aldigi her paketin icine bir not birakmisdir. aylarca ask acisi ceken ve buyuzden kanser olup olen genc cdleri acmadigi icin notlarinda hicbirini gormemisdir. siz siz olun sevdiginizi soylemekten cekinmeyin utanmayin, yarin bizi neler bekledigini nerden bilebilirizki. ozaman sevgiyi ertelemeyelim.
__________________

Zaman gelir yollarına kar yağar,etrafını hüzün bulutları sararsa,ne zaman bir dosta ihtiyaç duyarsan dost olabildiğim kadar burdayım.

HayaLTeaM
03-02-2008, 04:08 PM
Neden bu kadar hayatımın içindesin ki sanki? Beklenmeyen bir anda geldin ve hayatımın tamda merkezine oturdun kaldın... Oysa ki sen davetsiz bir misafirdin sence de haddini aşmamış mıydın uzun zamandır kimsenin girmediği(giremediği)kalb imin gizli kapısını tıklarken(!) ? Önce o kapıyı duymamazlıktan geldim , kaçmaya çalıştım ; yok olmadı işte... Sen o masumluğunla o kapıyı tıklarken sana karşı kayıtsız kalamazdım duyuyordum seni..
Günden güne alıştım sana... Oysa ki ben çok korkuyordum sana alışmaktan; çünkü biliyordum , adım gibi biliyordum bir gün gideceğini... Sen bambaşka bir mevsimin çiçeğisin , ben hep sonbahar.
Adı aşk mı bu alışkanlığın? Aşk olmamalı ben hep kaçtım aşktan , aşk beni böyle ansızım , ummadığım bir anda yakalamış olamaz..Yoo aşk değil bu , aşk olamaz , olmamalı peki öyleyse ne olabilirki..

Biliyor musun kalbimin senden önceki davetsiz misafiri de böyle masumca ansızın gelmişti... Kendimce kalbimdeki misafire hürmette kusur etmemiştim ; ama neden bilmiyorum o giderken kalbimide yakıp yakıp öyle gitmişti , ancak toparlandım derken şimdi de sen?
Ah bir bilsem ki hak edeceksin bu sevgiyi kabulümdür senle gelen her hüzün ; ama bilmiyorum.. Tek bildiğim er ya da geç gideceksin, beni benle tek bırakıp gideceksin...

Evet korkuyordum sana alışmaktan , korktuğum başıma geldi alıştım; ama daha vakit erken gideceksen şimdi git sana daha çok bağlanıp sevmeden... Hiç girme kalbime sessiz sedasız git...
Gitmeyeceksen de öğret bana sevgiyi taa en başından yalansız , yanlışsız!!!

HayaLTeaM
03-02-2008, 04:11 PM
Bir kız ve bir delikanlı, bir motosikletin üzerinde 180 Km hızla
gidiyorlar ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyor;

Kız : Lütfen yavaşla, ben korkuyorum

Delikanlı : Hayır, bak ne kadar eğlenceli

Kız : Lütfen, lütfen, çok korkuyorum

Delikanlı : Peki, beni sevdiğini söyle

Kız : Seni çok seviyorum, lütfen yavaşla

Delikanlı : Şimdi de bana sıkıca sarıl

Kız delikanlıya sıkıca sarılır

Delikanlı : Şapkamı alıp, kendine takar mısın? Başımı çok sıktı..

Ertesi gün gazetelerde şöyle bir haber çıktı:

MOTORSİKLET KAZASI ;

Motorsiklet, fren arızası nedeniyle, bir binaya çarptı. Üzerindeki 2
kişiden sadece biri kurtuldu.

Gerçek ise şöyleydi; Yolun yarısında, delikanlı frenlerin bozulduğunu
anlamış ama bunu kıza belli etmek istememişti.
Bunun yerine, kızdan kendisini sevdiğini söylemesini istemiş ve
kendisine son defa sarılmasını istemişti.
Sonra da kendi ölümü pahasına, kızın başlığı takmasını ve hayatta
kalmasını sağlamıştı. :cry: :cry:

İŞTE GERÇEK AŞKIN ANLAMIDA BUDUR GALİBA . . .a

HayaLTeaM
03-02-2008, 04:16 PM
Yalnız Olanlara;

Aşk bir kelebek gibidir, peşinden koştukça hep senden kaçar.. En iyisi bırak uçsun, inan ki hiç beklemediğin bir anda gelip omzuna dokunuverir... Aşk mutlu eder, bazen de üzer ama aşk özeldir, aşkını hak eden birine sunarsan eğer..


Sevgilisi Olanlara;

Aşkın amacı birileri için "Mükemmel insan" olmak değildir, seni mükemmelliğe en çok yaklaştıracak insanı bulmaktır..


Çapkınlara;

Sevmediğin birine asla "Seni seviyorum" deme.. İçinde olmayan duygulardan varmış gibi söz etme.. Kimsenin hayatına kalbini kırmak için girme.. Sevgi dolu bakan gözlere asla yalan söyleme, çünkü birine verebileceğin en büyük acı, aşık olmadığın birini kendine aşık etmektir...


Evli Olanlara;

Seven insan "Senin hatan" yerine "Özür dilerim" diyendir... "Neredesin?" yerine "Ben buradayım" diyendir.. "Nasıl yaparsın?" yerine "Niye yaptığını anlıyorum" diyendir.. ve aşk "Keşke" yerine daima "İyi ki" diyendir...


Kalbi Kırık Olanlara;


Kalp yarası siz kanatmaktan vazgeçinceye kadar sürer ve ilacı bu acıya alışmak değil, ondan ders çıkarabilmektir..


Aşık Olmaktan Korkanlara;

Aşka düş ama tökezleme, anla ama bekleme, paylaş ama isteme, yaralan ama asla acıyı içinde büyütme...


Sevdiğini Fazla Sahiplenenlere;

Sevdiğinin bir başkasıyla mutlu olduğunu görmekten daha acı bir şey varsa, o da sevdiğinin seninle mutsuz oldugunu görmektir..


Aşkını İtiraf Etmeye Çekinenlere;

Sevdiğinden ayrılınca aşk acı verir, sevdiğin seni terk edince daha da çok acı verir ama en acısı, onu ne kadar sevdigini bilmesine hiç fırsat vermemektir..


Dönmeyecek Birini Hala Bekleyenlere;

Hayatın en hüzünlü anı, deli gibi sevdiğin insanın buna hiç değmediğini gördüğün andır ve en büyük kaybın onun için harcadığın yıllardır... Senin aşkını şu gün hak etmeyen, bil ki 10 sene sonra yine hak etmeyecektir... Bırak, gitsin...

CeNNeTiN_YüReĞi
03-02-2008, 04:19 PM
Bilmelisin ki ...

Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!



Gerçektn güzeldi, emeğine sağlık..

HayaLTeaM
03-02-2008, 04:20 PM
bu olay japonya'da gerçekleşiyor.Bir garsonn kızla bir fotoğrafçı çocuğun hikayesi...çocuk yoldan geçen herkesin fotoğraflarını çeker.Bir gün garson kızı da görür ve onu da çeker.Kız bunun nedenini anlayamaz.Ama kız çocuktan hoşlanmıştır.Çocukta garson kızdan.Bunlar bir süre birlikte olurlar.Hep güsel vakitler geçirirler.Kız bir gün çocuğun ewine gelir.Çocuk çok mutlu olur ama kız ewden kötü ayrılacaktır.Kızın gözlerine yakıcı bir madde dökülür ve kız gözlerini kaybeder.ÇOcuk kendini sorumlu tutar.Bu yüzden gözlerini kıza verir.Çocuk tabi kör olur.Kız gözleri açıldığı için çocuğun evine gider ama çocuğu bulamaz.Kız artık ümidini kesmişti.Ama seyahata diye çıktığı şehirde o çocuğu buldu. çocuğun gözlerini ona verdiğini bilmiyordu.çocuğu gören kız ağlamaya başlar ve kız çocuğun yanında bir fotoğraf görür ki o fotoğrafta garson kızın resmidir.

HayaLTeaM
03-02-2008, 04:21 PM
Yeni ders yılı dönemi başlamış, genç kız okulun ilk günü heyecan içinde yola koyulmuştu. O’nun için okul, baskıcı ailenin özgürlüğünü kısıtlayamadığı, tüm sorunları unutturan bir kaçış yolu ve ayrı bir dünyaydı. Okul döneminde hafta sonu tatillerinin bile gelmesini istemezken, o koca sıkıcı yaz dönemine dayanmak ne kadar da zor gelmişti. En çok da en yakın arkadaşları Müjde ve Meltem’ i özlemişti. Önceki yıl ders seçimlerinin farklı olması nedeniyle Müjde ‘yle sınıfları ayrılmıştı. Yine de ders aralarında hemen birbirlerinin sınıflarına koşarlardı. Okul kapısına geldiğinde onlarca arkadaşı O‘nu kapıda bekliyordu. Hep sevilen ve aranan biriydi. Kapıda uzun uzun kucaklaştılar. Kalabalıkta tanımadığı bir erkek dikkatini çekti, Müjde hemen okula yeni gelen sınıf arkadaşıyla O’nu tanıştırdı. Çok hoş bir çocuktu. Birbirlerinin gözlerine bakakaldılar. Kızın pek hissetmediği duygulardı bunlar. Etrafın alayıyla kendilerine geldiler. Erkekler ‘oğlum sen bu kıza heveslenme, o kimseye bakmaz! ‘ diyerek çocuğu iyice utandırmışlardı. Daha sonraki günlerde çocuk bir dakika olsun kızın peşini bırakmıyor, çıkmaları için yalvarıyordu. Kız da ailesinin tavrından korktuğu için bu tür teklifleri hep reddetmişti. Sonunda hisleri, yakın arkadaşlarının ısrarları ve görüşmelerine yardımcı olacakları vaadleri ilk kez bir çıkma teklifini kabul ettirmişti. Küçük bir kaçamakla bir cafede buluşmuşlardı. Ardından hiç doyamadıkları uzun telefon sohbetleri… Ders araları birbirlerine koşmalar ve hiç vazgeçemedikleri okul bahçesindeki ağaç altı… Kızı bu ilişki heyecanlandırdığı kadar korkutuyordu da… Arkadaşlarının desteklediği oyunlarla dışarıya çıkmak için bahaneler yaratıyor ve erkek arkadaşıyla buluşuyordu.
Bir hafta sonu arkadaşlarından birinin yaş günü partisi yapılacaktı. Ne yaptıysa gitmek için izin alamamıştı. Arkadaşlarının çabaları da sonuçsuz kalmıştı. Müjde ve Meltem teselli etmeye çalıştılarsa da faydası yoktu. Yanlarından aksi bir tavırla uzaklaştı. Erkek arkadaşı ve diğer arkadaşları yaş gününde eğlenirken O yatağına uzanıp, acı bir şiir yazmıştı. Hafta başı okula geldiğinde erkek arkadaşı her zamanki gibi O’nu kapıda beklemiyordu. Sınıfına doğru gitti. Soğuk bir tavırla karşılanınca hüznü bir kat daha artmıştı. Tabi ki haklıydı çocuk, hiçbir erkek telefon konuşmalarıyla yetineceği bir ilişki istemezdi. Müjde ve Meltem’in davranışları da tuhaftı. Onlardan da aksi tavrı için özür diledi.1, 2 gün süren durgunluktan sonra erkek arkadaşıyla tekrar eskisi gibi olmuşlardı.
O hafta sonu arkadaşlıklarının 3. ayı dolacaktı ve aynı gün yapılacak okul partisine denk geliyordu. Kız artık oraya gidebilmek için günlerce izin almak için uğraşmış ve sonunda amacına ulaşmıştı. En sevdiği kırmızı kıyafetini giymiş ve yola koyulmuştu. Partinin yapılacağı salona girdiğinde sırayla bütün arkadaşları koşarak O‘nu öpmüş ve geldiğine ne kadar sevindiklerini söylemişlerdi. Erkek arkadaşı hemen gelip elini tutmuş ve kız kendini pistte dans ederken bulmuştu. Hiç bitmeyecek güzellikte bir rüya gibiydi herşey. En sevdikleri Sezen şarkısı çalıyordu. İçinden ‘galiba bu aşk’ diye düşünürken gözleri Müjde’ ye takıldı oturduğu yerden onları seyre dalmıştı. O anda Meltem’ in Müjde’den farklı bir yerde oturduğunu farketti.O ana kadar hiçbir ortamda ayrılmamışlardı. Meltem’e tekrar baktı ve O’nun dolu dolu gözlerini gördü. Herkes kendisine acı bir ifadeyle bakıyordu. Neden? Ne olmuştu? Erkek arkadaşının yüzüne baktı ve anlık bir önseziyle, ‘O günkü yaş günü partisinde ne oldu!’ dedi. Çocuğun yüzü bembeyaz kesildi ve ‘ Hiç!’ dedi. Evet bir şey olmuştu, dansı bıraktı, kollarını iki yana indirdi, duymaya korkuyordu ama ısrarla ‘ söyle!’ dedi . ‘Hiçbir anlamı yoktu ben seni seviyorum.’ diye cevap vermişti çocuk ‘kim söyle’ diye bağırdı kız.
‘ Müjde!’
Gerisini duymamıştı, duyamamıştı… Kulaklarında sadece ‘Müjde ‘ yankılanıyordu. O an hiç bitmeyecek güzellikte olduğunu düşündüğü rüya işte bir kabusa dönüşmüştü. Dışarıya doğru koşmaya başlamıştı, sadece koşuyor yoluna çıkan ağaç dallarını, çiçekleri elleriyle savuruyordu. Yine o hiç değişmeyen soru beynine yerleşmişti. Neden? Durdu ve bir banka oturdu. O anda kolunda bir acı hissetti, baktığında 3 tane derin yara izini gördü. Savurduğu güller kolunu yaralamıştı. Kanı kırmızı kıyafetine karışmıştı. 3. aya 3 yara izi, ne kadar da anlamlıydı!? Kalbi acımak buymuş demek ,içi acımak… Yanına gelen Meltem ağlayarak yaş gününde Müjde’yle kızın erkek arkadaşının uzun süre dans edip daha sonra uzun süre bir odaya kapandıklarını anlatıyordu. Çocuğun daha sonra birlikte olduklarını itiraf ettiğini, pişman olduğunu ve kıza olanları kendisinin anlatması için Meltem’e yalvardığını anlatmıştı. Ama ne O, ne de Meltem bunu nasıl söyleyeceklerini bilememişlerdi .Meltem ‘Affet beni söyleyemedim! ’dedi.Tüm arkadaşları uzak bir köşede onları izliyordu. Çocuk ve Müjde yaklaştı. Konuşmaya başladıkları anda kızın kolundaki derin yaraları fark ettiler. Kız, koluna panikle uzanan çocuğun elini iterek gözyaşları içinde ‘Umarım bu üç çizgi hayatım boyunca geçmez ve her baktığımda bir daha hiç kimseye güvenmemem gerektiğini hatırlarım’. Müjde’ya döndü ve ‘tabi ki bu dost kazığını da’ dedi ve Meltem‘le birlikte oradan ayrıldılar. O gün o yaranın bir işaret olduğuna inanmıştı .
Sonraki günler çok daha zor geçmişti. Kızın hayatında en çok değer verdiği iki insanı sonsuza dek silmesi hiç de kolay olmamıştı.Çocuk her akşam evinin önünden geçiyor, balkonuna güller atıyor, durmaksızın arıyor, kızın ders aralarında defterlerinin arasına sevgi ve pişmanlık dolu mektuplar bırakıyordu. Ama artık hiçbirşeyin anlamı kalmamıştı. Kız o dans ettikleri şarkılarını defalarca dinleyip her defasında kendisine unutmaya söz vermişti.Ve bitti! ...
Yıllar sonra bir dost kazığı daha yedi kız. Bir acı darbe daha. Dostuyla paylaştıkları her şeyin koca bir yalan olduğunu anlamıştı. Yine aynı kalp acısı. Kolunu anımsamıştı, 3 çizgiden biri hafifçe kaybolmuş diğer ikisi ise hala belirgindi.’Evet’ dedi, ‘bu da ikincisi.’
Kız bu yaşadıklarından dolayı insanlara küsmedi. Dostluğun ve güvenin değerini daha çok anladı. Belki bir sepet elma almıştı ve ikisi çürük çıkmıştı.Ama hala diğerleri sağlamdı. Üzüldüğünde,sıkıntılarında hep yanındaydılar gerçek dostları. İnsanlara güvenmekten,onları sevmekten hiç vazgeçmedi. Ama hala kolunda 3. bir iz olduğunu da unutmadı!

Ve hala o şarkıyı duyduğunda gözyaşlarını tutamaz...

HayaLTeaM
03-02-2008, 04:25 PM
Sen Git.. Aşk Bana Kalsın

Her gidişine ayrı anlam yüklüyorum, yapma Allah aşkına!

Ya hep kal benimle söz etme gidişlerden, ya da silinsin ismin de, cismin de...

Oynama benimle, dengemi bozuyorsun.

Aşkı yaşayacak yürek bırakmıyorsun insanda, böyle değildin sen…

Bittiyse heyecanın bileyim ben de.

“Seni çok seviyorum” diye başlayan ve “Ama..” ile devam eden cümleleri duymaktan bıktım.

Seviyorsan seviyorsundur, aması olmaz bu işin.

Üstelik bir cümlede “Ama” varsa bir önceki yargının hiçbir hükmü yoktur artık.

“Seni çok seviyorum; ama, birlikte olmamız imkansız…” İmkansız diyebiliyorsan eğer sevmiyorsun demektir.

Bahanelerin arkasına sığınma.

İnsanların hayatına sorgusuz sualsiz girip, darmadağın eden, sonra da hiçbir şey söylemeden gitmeye çalışanlardan nefret ediyorum.

Böyle misin sen de?

Gerçekten gitmek mi istiyorsun? Yürekli ol biraz, haydi konuş.

Söyle gitmek istediğini. İki çift sözü hak etmedi mi bu aşk?

Yaşanılan bunca şeye hiç mi saygın yok?

Ah, ben niye yanılıyorum hep? Niye tam “İşte bu” dediklerim sömürüyor aşkımı?

Biraz daha mı katı olmalıyım? Biraz daha mı kapalı tutmalıyım kapılarımı?

Bazen bu dünyadan olmadığımı düşünüyorum. Bu devrin adamı değilim.

Oyun çeviremiyorum, hesap yapamıyorum.

Bana ait olmayan kişiliklere bürünüp bir plan dahilinde hareket edemiyorum.

İnsanız biliyorum, hepimizin zaafları var, hepimiz egolarımıza boyun eğebiliyoruz.

İyi de hep beni mi bulacak bunlar?

Hiçbir kaygıya yer vermeden, hiçbir hesabı düşünmeden açsaydın bana yüreğini işte o zaman görürdün bir aşkın nasıl efsaneye
dönüşebileceğini.

Sen gözlerini kapıyorsun, bir sen varsın, başka hiç kimseye bakmıyorsun.

Her şey senin çevrende şekillenmeli, her şey sana göre düzenlenmeli.

Beceremiyorum, kusura bakma. Aşk tam teslimiyet ister.

Kendini aşkın kollarına ya bırakırsın ya da bırakmazsın.

“Bir yanım dışarıda kalsın” dediğin noktada aşkı boğarsın.Yok edersin o güzelim duyguyu.

Bu yüzden hep cesurların işidir aşk.

Kaçışları, yalanları, aptalca oyunları kabul etmez. Aşk; saf, duru insanları sever.

Kafasında binbir tilki dönenler aşkı yaşayamaz. İsteseler de yaşayamaz. Arınmalısın.

En saf, en duru haline dönmelisin ki yaşayabilesin aşkı.

Kısacası sevgilim, sana göre değil bu iş. Senin yolun açık olsun, bırak aşk bana kalsın…

CeNNeTiN_YüReĞi
03-02-2008, 04:27 PM
Oturuyorum gözlerim kapalı,düşünüyorum bir hayal kuruyorum.Seninle bizim yaşadığımız evi düşünüyorum.Sabah,ben erkenden uyanıyorum.Hazırlanıp dışarı çıkacağım.Hazırlık yapmamız gerek akşama misafirlerimiz var.Önce güzel bir duş alıyorum,sonra giyiniyorum. Sen hala daha mışıl mışıl uyuyorsun.Seni uyandırmak istemiyorum.O kadar güzelsin ki bunu sana anlatamam.
Dışarı çıkıyorum arabamızın anahtarları elimde,otoparka giriyorum ve yavaş vayaş arabanın yanına yanaşıp kapıyı açıyorum.Güzergah en yakın market...Gerekli alışverişi yapmam fazla sürmüyor.Geri dönüş yoluna giriyorum.Bir şey mi unuttum acaba...Yolun kenarında bir çiçekçi var.Arabayı sağa çekiyorum ve çiçekçiye girerek senin için sarı bir gül alıyorum.Sonra tekrar arabaya, geldiğim yoldan geri dönerek tekrar eve dönüyorum. Ve kapıdan içeri girerken “hayatııım” diye sesleniyorum sıcak ve marur bir sesle..Fakat sen halen daha güzellik uykundan uyanmamışsın.Çiçeği yanıma alıyorum.Küçük bir not “ uyandırmaya kıyamadım.“Başucuna bırakıyorum.Sana bağlılığın bir ifadesi...Mutfağa geçip kahvaltılık bir şeyler hazırlamaya koyuluyorum.“Aşkım uyandığında her şey hazır olmalı “diyorum kendi kendime..Biraz domates,peynir,salam..Kahvaltı sofrasının kalabalık olmasını istemiyorum..Oranın kalabalığı biz olmalıyız..Çay evet şimdi çay hazırlanıyor.Hmmm..Bide rafadan yumurta..Şimdi oldu...Soframız hazır..Bu arada senin uyandığını farkedemiyorum.Oysa seni hissetmek isterdim..Herşeyinle..Sessizce ben hazırlık yaparken sen arkadan sarılıyorsun..“ Canım benim,seni seviyorum.. “diyorsun bana “ bende..bende seni seviyorum...”Mutluyuz ikimizde,çünkü mutluluğumuza gölge düşürecek hiç bir şey yaşamadık,çünkü birbirimize sevgiyle bağlıyız,çünkü bizim tek güvencemiz yine ikimiziz..Eeee ne de olsa bu dünya bizim kendi dünyamız ve bunu biz kurduk.Kendimiz için,çoçuklarımız için..Kimsenin mutluluğumuzu engellemesine izin veremeyiz.Birbirimize o kadar çok güveniyoruz ve o kadar çok bağlıyıyz ki nikah işlemlerini bile önemsemiyoruz.“Off allahım biz şimdi haftaya Cuma evleniyormuyuz” diyerek birbirimize gülüyoruz,sonrada “ne gerek vardı ki biz böyle iyiydik” diyoruz.Birbirimize ve kendimize güveniyoruz...
Şimdi iş vakti,seni yalnız bırakmak istemiyorum. Masayı toparlamak için birbirimize yardım ediyoruz.“Keşke bitmeseydi..”diyoruz birbirimize bakıp ama biz bunları sürekli yaşıyoruz. Ben çıkış kapısına doğru yavaşça yaklaşırken sen arkamdan geliyorsun.Elimi tutuyorsun sürekli beni bırakmak istemez gibi bir halin var.Biraz da yaramazsın tabi ama bu çekilir bi durum..Bana sıkıca sarılıyorsun..
“- Akşama geç kalma..
- Peki canım..
- Biliyorsun misafirlerimiz var...
- Hıhım biliyorum canım..
- Seni seviyorum canım..
- Bende ben de seni seviyorum..
- Gitmeni istemiyorum.. Ne zaman bitecek bu işler.. Ne zaman seninle....”
Elimi yüzüne uzatıyorum ve işaret parmağımla dudağını engelliyorum..
“ -Şşş bana şimdi öyle bir hediye ver ki hayatımın bir anlamını olduğunu,gittiğim yerde başarılı olmak için bir sebebim olduğunu,ve kendime dikkat edip her zaman geri dönmem için mutlak bir sebep olduğunu bana unutturmasın..
- İşte hediyen canım..”
Yoğun bir dudak temasından sonra dışarı çıkıyorum.. Dış kapıdan da çıktıktan sonra yavaşça geri dönüp pencereye bakıyorum..Ordan masum bir ifade ile beni izliyorsun.. Öeylece duruyorum bana sanki bir daha geri dönmeyecekmişim gibi bakıyorsun..“Üzgünüm canım ama bizim ve çocuklarımızın geleceği için gitmem gerek “ diyorum ve hızla yola koyuluyorum.Of Allah’ım yapılacak çok iş var..Ama sen hep aklımdasın..Dudağımda öyle bir iz bırakmışsın ki ne yapacağımı,nereye gideceğimi, kendime nasıl dikkat edeceğimi iyi biliyorum.İnsanlar sokaklarda,bir adam var koşuyor.. sanırım işine geç kalmış..Bende geç kalmamalıyım.Şu gaza biraz daha bassam iyi olacak.. Bir an önce gidip işlerimi halletmeli ve sana geri dönmeliyim.Ne kadar güzel bir hayat.. Senin aklında ben,benim aklımda sen..Evet bu hayatın güzelliğinin;senin için ben,benim için de sen olduğunu hatırlayarak hızımı biraz daha arttırıyorum........
......Evet sonunda...Paydos..Bu günkü iş bitti..Ama önümde çok günler var..Şimdi dönüş yolundayım..Fakat o da ne ?Telefon çalıyor..Sanırım geç kaldım..

- Efendim
- Hayatım nerdesin?
- Yoldayım canım geliyorum..
- Tamam canım,seni özledim ve misafirlerimiz de geldi..
- Anlaşıldı komutanım..
- Hmmm..Bunun bir de cezası olacak tabi..
- Anlaşıldı komutanım..
- Seni bekliyoruz..
- Tamam canım geliyorum.
Allahım nasıl geç kalırım..bir an önce gitmeliyim..Hızımı arttırıp vitesi yükseltiyorum.. Çalıştığım iş alanının sınırları içerisindeyim.Yol karanlık..Ne bir sokak lambası ne karşıdan gelen ne de beni takip eden bir araç var..Daha fazla geç kalmamalıyım..Bir vites daha yukarı..sanırım bu dört oldu..Hmm dikkatli olmam gerek..Sanırım bu yoldan bir tanker geçmiş.. Yolda boylu boyunca uzanan bir yağ şeridi var..Arada bir şerit kesiliyor tekrar başlıyor......Aman Allah’ım....
.......O hiçbir şeyden habersizdi..Bildiği tek şey aşkının yolda olduğu ve her an için kapıyı açabileceğiydi..Misafirleri ile ilgilenmesi gerekiyordu..Ablası gelmişti eşiyle birlikte...Tatlı bir muhabbetin ortasındaydılar..Birden bir kapı sesi duyar gibi oldu..Yerinden fırladı aşkım geldi diye.. Ama yok! gelen kimse yoktu..Ablası sordu ne oldu diye..“Hiiç sadece kapı açıldı sandım..”ama gelen yok!..Üzgün bir tavırla tekrar kalktığı koltuğa geri döndü.. Önündeki sehpaya gözleri daldı..Ve derin bir iç çekti..“Off neden bu kadar geç kaldı?” İçinde nedenini anlamadığı bir endişe vardı..Ablası
- Neden bu kadar heyecanlısın bu akşam bakalım
- Hiiç
- Pek te hiç değilmiş gibi
- Evet
- Nedir?Bir müjdemi var yoksa
- Nerden bildin ablacım?
- Sadece tahmin ettim.Bende müjde vereceğim zaman böyle heyecanlanırım
- Evet bir müjdem var.Yani aslında bunu ona dün akşam söyliyecektim ama Söyleyemedim bu müjdeli haberi sizinle beraber vermek istedim.Yani en azından söylerken güçlük çekmemek için
- Nedir müjden?Bizi bekletmezsin herhalde gerçi ben tahmin eder gibi oldum ama sen yinede söyle
- Evet su bence de söyle bende meraklandım iyice
- Şeyy..Bir çocuğumuz olacak
- Ne kadar güzel ama bunu ona söylemek bu kadar zormuydu?
- Heyecan ablacım heyecan
Kısa bir sessizlik oldu ve gözleri yine önündeki sehpaya daldı..Yine bir iç çekti ve kendi kendine
- Yolunda gitmeyen bir şeyler var
- Ne gibi?
- Bilmiyorum..İçimde henüz anlam veremediğim bir hüzün var
- Sanki bir şeyler olacak gibi sanki..sanki.....
- Dert etme bu kadar Su bende bir erkeğim o da şimdi senin yanında olmak için can atıyordur..Sabırsızlanıyordur..Hatta her an için kapıdan girebilir..
Yine bir sessizlik gözleri yine sehpa da bir iç çekiş daha “ Ne oldu niçin hala gelmedi? “Bir anda sehpa da odaklanarak göz bebekleri büyümeye başlar..Ruhunun derinliklerinden gelen o acı kalbine tıpkı bir bıçak gibi saplanıverir..Artık hüzünden eser yok..Yüzü kasılmaya başlar..Ellerini titreyerek göğsüne doğru götürür ve kendine tıpkı sevgilisine sarılıyormuşcasına sıkı sıkıya sarılmaya başlar ve kısık ve hızlı bir şekilde nefes almaya başlar..Ablası ve eniştesi şaşkınlıktan dona kalmıştır..Her şey bir anda olur..Acı giderek artıyor.. Yüzündeki ve nefesindeki kasılma hat safhada, bu sırada ağızını sonuna kadar açıp başını yukarı kaldırıyor..Çığlık atmak istiyor fakat sesi çıkmıyor..Gözlerindeki buğulanma yaş damlalarına dönüştü bile yavaşça yanaklarında süzülüyor...Ablası büyük bir refleks ile yerinde fırlayıp omuzlarından tutuyor..Ve geri dönüp eşine “
- Çabuk bir kolonya su falan bir şeyler getir..
- Allah’ım Su ne oluyor..
- Su yalvarırım cevap ver..
- Titremeye başladı çabuk oll
- Su konuş beninle kendine gel ne olur..
Ve yavaş yavaş gözleri kapanmaya başlar..Nefesindeki ve yüzündeki kasılma yavaşça yumuşar ve sanki son nefesini verircesine bir nefes bırakır dışarı doğru..Yavaşça koltuğun üzerine yığılır..“İşte kolonya geldi.. “Ablası ne olduğunu anlamadan ellerine bileklerine alnına kolonya sürmeye onu kendine getirmeye çabalar ama nafile “ Su “ der boğuk bir sesle gözlerini açmaz açamaz..Sağ elini hem korkuyla hemde titreyerek boynuna uzatır..“ Aman Allah’ımmm!!!! “ Suuu!!” diye bir çığlık atar.. “Olamaz hayır bu olamazzz “fakat oldu. O öldü..Nasıl yada nerde öldüğünüz önemli değildir..Önemli olan bir şey varsa o da öldükten sonra nereye gideceğinizdir..
Bu arada o!O bir daha o eve hiç gelemeyecek..Ve belki de hatırlayacağı tek şey acı bir lastik sesi..Hepsi bu kadar..Birbirini delicesine seven iki insan artık asla ayrılmayacaklar.. Hep beraber,hep birlikte olacaklar..Ve orda sevdiklerini sevenlerini bekleyecekler..Onlar artık sonsuza dek beraberler...Ve mezar taşlarında dünya yok olana dek“Öyle birini sev ki sen ölünce o yaşamasın”Yazacak....

HayaLTeaM
03-02-2008, 04:30 PM
Sen benim gözlerime hiç bakmadın ki...

Gözlerin kayıyor gözlerimden , sözlerin birer bIçak gibi ; karnIma saplanıyorlar teker teker.
sen anlatmaya devam ederken , ben asLında seni dinlemiyorum. kokuların anlatıyor bana gidecegini , simdiden gitmeye başladıLar bile.

ellerini bir yukarı, bir aşagı hareket ettirirken bile gözlerin yükselmiyor yerden.sürekli aynı kelimeleri seçiyorum cümlelerinden "olmadı." "olmaz." , bir döngü halinde iki cümlede bir kendilerini tekrar ettiriyorlar , sen benim gözlerime hala bakamazken.

bütün oda dağıLmış , kitaplar yerlerde , yastıgım kucagımda , bıraktıkların ise yatagın üzerinde duruyorlar ; dokunulmamış.
kırık kapımın hemen berisinde durup bana bakıyorsun , agzına gelen her lafı söylerken.

ben seni dinlemiyorum ki ; sadece ileriye geriye saLLanıyorum. kokularIn gidisinin yasını tutuyorum.

uzun bir sessizlikten sonra "bir şeyler söyle" lafınla bozuluyor sessizlik.

ne diyebilirdim ki sana ; ellerim titrerken , ben yastığıma sarıLmış ileri geri sallanırken.diyecek gücüm mü vardı ki?

hatta , sana bir "gitme" diyebilecek gücüm bile yoktu. yastıgı sıkıyordum ben bütün gücümle ve senden kalanlar yatağın üzerinde duruyordu.

sen beni "hiçbir seysizlik" ile suçlarken , ben seni dinlemiyordum ki.

sen benim "imkansızLık"larımdan bahsederken , ben seni hiç mi hiç dinlemiyordum.

sen bana küfür ederken , ben senin gözlerine son bir kez daha bakmaya çaLışıyordum.

ki , sanırım başarısız oldum.
çünkü ; sadece gözlerim anlatabilirdi sana ne oldugunu. ne hissettigimi , neden yaptığımı , o gün ne olduğunu , kapımı neden kırdığımı , neden sürekli tırnaklarımı yedigimi , neden iç çektigimi , neden olduğum yerde saydığımı.

ama sen benim gözlerime hiç bakmadın ki.
hiçbir kelime anlatamazdı sana , seni ne kadar çok geri istedigimi , eskisi gibi.
ama sana dur da diyemedim , gücüm yoktu.
yitiktim , kötü bir sekilde düsmüstüm.
ve bu sefer kaldıran bir "sen" yoktun.

sen orada senden geri kalanlarI çabucak toplarken , ben yastığımı ısırıyordum , ileri geri sallanıyordum. içimden "gitme" diye bağırıyordum , gözyaşlarıma engel olmaya çaLışarak.

"hala bir sey söylemeyecek misin?" derken parçalandı içim , kendimi bir türlü inandıramadığım "senin gidecegin" gerçegini artık beynim de algıLamaya başlamıştı.

ne diyebilirdim ki.
gitme demeye cesaretim ve gücüm yokken ;
"hosça kal" çıktı ağzımdan.

sen benim Kırık kapımı vurup çıkarken , ben yastığıma sarıLıyordum yere yatıp , kırıLmış camların üzerine , ilk ve son yas töreni için.

sana , "gitme" diyecektim.

ama sen benim gözlerime hiç bakmadın...

HayaLTeaM
03-02-2008, 04:42 PM
http://img171.imageshack.us/img171/552/13hd3fm4.gif (http://imageshack.us)

Ölme ne olursun..!
Karla kaplı kaldırımda kayıp düşmemek için ağır ağır yürürken birkaç gündür diline doladığı Manga&Göksel Dursun Zaman isimli şarkıyı mırıldanıyordu.. “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu, elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” ve tekrar başa dönüp “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu, elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” ve tekrar başa, tekrar başa.. Metro’dan evine kadar olan o mesafede hep aynı bölümü tekrarladı.. Gözyaşları öyle güçlü bir şekilde dış dünyaya açılma gayreti içerisinde olsalar da odasına kadar sabredebildi.. Odasının ışığını yakmadan koltuğuna oturdu ve sessiz hıçkırıklarla ağladı.. En son 1999 yaz mevsiminde bu kadar yoğun ve güçlüydü yanağından süzülen yaşlar..Bir süre sonra odasının soğukluğuyla kendisine geldi, sigarasını yaktı, bilgisayarını açtı ve yazmaya başladı.

“Yıllarca hep O’nu bekledim, mutlaka gelecekti çünkü O’da beni bekliyordu.. Biliyorduk bir gün bir şekilde karşılaşacaktık ve ilk karşılaştığımızda bulduk diyecektik.. Bu derece emindim ve yıllarca “ acaba O mu? “ diyerek başka ellerde, başka gözlerde, başka dudaklarda onu aradım.. Üniversite yıllarımdı ve bir sonbahar gününde O geldi.. Muhteşem güzelliğiyle, zekasıyla ve adına da çok yakışan göz alıcı ışıltısıyla “Güneş” bir gün geldi.. Öyle derin, öyle sevecen, öyle harikulade bir şekilde geldi ki ve öyle ışık saçıyordu ki gözleri, geçmişimdeki tüm karanlıkları dahi aydınlattı.. Artık sabah doğan akşam batan güneşe ihtiyacım yok diye düşünmeye başlamıştım.. Güneş’im her şeye yetecekti, beni ısıtacak aydınlatacaktı.. Birbirimizi tanımak tanıtmak için hiç uğraşmadık çünkü dediğim gibi biz birbirimizi bekliyorduk, tanıyorduk.. Ve her şey o kadar güzeldi ki birlikteyken, biraz ayrı kalsak o muhteşem dakikaları çok özlüyorduk.. Artık yetmiyordu birkaç saatlik görüşmeler, bunu anlamıştık.. Birlikte uyuyup birlikte uyanmak nedir bunu da yaşamıştık ama bir-iki günle yetinmemiz artık olanaksızdı.. Birlikte yaşlanmalıydık, buna inanmıştık.. Güneş ve ben.. “Birde oğlumuz olsun adını Kurtuluş koyalım” teklifimi öyle tebessümle karşılamış ve o kadar tatlı boynuma sarılmıştı ki o an şu birkaç yıl hemen bitsinde mezun olup sonsuzluğa imza atalım istedim..”
* * *
“1999 baharı her şeyi ile muhteşem bir şekilde Güneş ile birlikte geçti gitti ve sıcaklığı ile bunaltan yaz mevsimi geldi.. O zamanları daha çok Beşiktaş ve Ortaköy’deki sahildeki çay bahçelerinde değerlendirdik. Ve asla vazgeçemediğimiz hafta sonu ada turlarımız, fayton..
İyi hatırlıyorum çok sıcak bir Pazartesi akşamıydı, Beşiktaş sahilde küçücük taburelerin olduğu salaş çay bahçesinde (Şu sıralar Barbaros Hayrettin Paşa iskelesi olarak adı geçen iskelenin yanı) çaylarımızı yudumlarken bir anda Güneş’e bir şeyler olmuştu. Rengi solmuş, durgunlaşmış, ışıltısı yok olmuştu..

-Neyin var Güneş? Bir anda durgunlaştın seni hiç böyle görmemiştim?

-İçime bir sıkıntı saplandı, ilk defa bu denli bir şey oluyor bu yüzden tarif edemiyorum nedenini çözemiyorum..

-Kalkalım mı? Yürüyelim ister misin?

-Hayır, sen burayı çok seviyorsun.. Kalalım ve sadece beni sevdiğini söyle..

-Sen normal değilsin Güneş, öyle ise bende normal olmayacağım..

Ayağa kalktım ve her zaman tamamı dolu olan çay bahçesindeki ve çevresindeki insanlara aldırmadan bağırabildiğim kadar bağırdım “SENİ SEVİYORUM..!” Şok olmuştu. Ellerinden tutup ayağa kaldırdım ve sımsıkı sarıldık. Gülenler de oldu alkışlayanlar da.. Hiç aldırmadan sarıldık ve sonra yüzüne baktığımda parıl parıl parlıyordu Güneşim, kendine gelmişti.. Sonra çay bahçesinden ayrıldık, yolu uzundu, Beşiktaş’tan Avcılar’a gidecekti bu yüzden geç olmadan onu evine uğurladım.. Ben de evime gitmek için otobüste bir cam kenarına oturdum, camda onun o hali beliriyor içim ürperiyordu.. Ne olmuştu acaba? düşüncesi içinde evime ulaştım. Odamda masamın üzerine O’nun yerleştirdiği ve ikimizin yan yana olduğu resim vardı. Alıp uzun uzun O’na baktım.. O’nun o muhteşem tatlılığına daldım ve bir süre sonra telefonum çaldı;

-Ben evime geldim özlediğim.

-İyisin di mi?

-Nasıl iyi olmam ki çay bahçesinde yaptığından sonra. Eve gelene kadar düşündüm ve karar verdim. Sen delisin ve ben bir deliyi seviyorum..

-Deliyim evet aksini hiç iddia etmedim ki.
Sonra birkaç hoş söz ve gülüşmeler eşliğinde telefon görüşmemizi bitirdik. İçim rahatlamıştı ve neşeli şekilde salona geçtim. Neşeli halim televizyona konsantre olmuş ev arkadaşımın da gözünden kaçmamış olacak ki sordu;

-Hayırdır yüzünde güller açmış..

-Güller güneşi severler bilirsin.

-Ha o mesele, bu arada benim yarın doğum günüm bilesin.

-Nasıl yarın?

-Eee 17 Ağustos işte..

-Tamam yapacakların belli. Pasta, kola, mum falan al, akşam sen mumları üflerken resmini çekerim, sonra doğum günün kutlu olsun derim. Nasıl ama?

Salonda bu neşeli sohbet ile saat baya ilerlemişti. Odama gidip yatağıma uzandığımda saat 00:30 civarıydı.Karışık düşünceler içerisinde uykuya daldım. Derken gecenin sessizliğini yırtan telefonumun sesi ile ansızın uyandım, arayan O idi;

-Bilirsin sana kıyamam, bu saatte asla aramam uyandırmam seni ama sesini duymak istedim.

-Güneş, bak bana doğruyu söyle neyin var?

-Yemin ederim bilmiyorum, tek bildiğim uyuyamadığım.Ve bir de sesini duymak zorundaydım.

-Nasıl zorundaydım? Nedir bu? Ne olur söyle? Neyin var Güneş?

Bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum…

-Bak aklından tüm kötü düşünceleri at ve uykuya dal, yarın bu konuyu mutlaka konuşacağız..

-Tamam hayatım, seni seviyorum, iyi uykular.

-Bende seni seviyorum Güneşim.. iyi uykular.

Aklım iyice karışmıştı, yarın ne olduğunu mutlaka öğrenmeliydim. 15-20 dakika tavana bakarak düşüncelere daldım.. Derken ondan bir mesaj geldi.. “Beni hiç bırakmayacaksın di mi? Hiç bir şey bizi ayırmayacak di mi?” “O nasıl söz Güneş’im, sen bir sabah doğmasan zifiri karanlıkta ben yaşayabilir miyim sanıyorsun? Seninleyim ve bizi ancak ölüm ayırabilir, başka bir neden asla olamaz..”

Mesajı gönderdiğimde O’nun artık rahatça uyuyabileceğini düşünürken o da neydi??? Çok derinden çok garip bir gürültü. Nedir bu?? Yataktan kalkamıyorum.. Nedir bu Allahım!! Neler oluyor? Güneş.. Güneş...

Deprem..!?!?!?! Nasıl bir şeydir bu, kendimi sokağa atmalıydım.. Yatağımın yanındaki telefonu iradem dışında alarak kapıya doğru yöneldim.. Yürüyemiyordum, her yer sallanıyor durmuyordu.. Apartman boşluğuna ulaştığımda herkeste bir panik, ev arkadaşımın gözlerindeki dehşet, bağrışmalar, çocukların ağlamaları.. Merdivenlerde korku dolu gözler, anında kesilen elektrik, her yer kapkaranlık.. Uzun süren sarsıntı yeni durmuştu ve caddeye fırladığımda herkes oradaydı.. Ailem?? Güneş..?? Güneş’i aramalıydım, ailem uzaktaydı, orada hissetmemişlerdir bile diye düşünerek Güneşi aramalıyım dedim.. Güneş.. Güneş.. Aç telefonu!! Lanet olsun! Güneş aç telefonu! Sonra lanet olası şebeke problemleri.. Güneşe ulaşmalıydım, komşumuz Kemal Abi, arabasını istediğimde o korku-panik halinde hiç düşünmeden “Al ama anahtar yukarıda kaldı” dedi.. İçimdeki o korku öylesine yok olmuştu ki, direk herkesin uzak durduğu apartman boşluğundan Kemal Abinin dairesine ulaştım.. Aşağıya fırladığımda herkesin yüzünde o kapkara korkuyu yeniden gördüm.. Arabaya bindim ve gidebileceğim en kestirme yollardan Avcılar’a doğru yola çıktım.. Ne kadar sürdü bilmiyorum sonunda Güneş’in oturduğu evin sokağına ulaştım. Sokağın başında bir panik.. Arabadan indim ve kalabalığı yararak o sokağa girdim. Sokağın diğer ucuna yakın, açık mavi mozaiklerle kaplı bir binaydı.. Koştum.. Olamazdı, bina yoktu, vardı ama yoktu..Yedi katlı bu bina yıkılmış beton enkazına dönmüştü.. Çıldırmak üzereydim.. Güneş diye haykırıyordum.. Hiçbir yerden O’nun sesi gelmiyordu.. Etraftaki insanların içinde onu aradım.. Yoktu, hayır o enkazın altında olamazdı.. Güneşim orada olamazdı..! Panik içinde bağırmaya devam ettim. Enkaz üzerine doğru çıkarak elime geçen tüm taş parçalarını, kiremitleri sokağa doğru fırlatıyordum.. Bir polis memuru yanıma yaklaşarak “Sabaha doğru kurtarma ekipleri gelecek, onlar gelene dek enkazın üzerinde yapacağınız bilinçsiz hareketler enkaz altında yaşama şansı olanların bu şanslarını azaltabilir..” diyerek koluma girdi ve beni enkazdan 10 metre uzakta bir kaldırım üzerine oturttu.. Hayır Güneş’e bir şey olmuş olamazdı.. Yaşayacaktı, o muhteşem güzelliği ile karşıma oturup gülümseyecekti bana..
* * *
Sabah kurtarma ekipleri geldi, Güneş’i kurtaracaklardı.. Gücümün sonuna dek kurtarma ekiplerine yardım ettim ama olmuyordu.. Yedi katlı binanın ikinci katında yaşıyordu Güneş ve bina olduğu yere çökmüştü.. Kurtarma ekibi olağanca hızıyla çalışıyordu. Saatler ilerledikçe herkes umudunu yavaş yavaş yitiriyordu. Ben ise O’nun beni asla bırakmayacağını biliyordum. Ellerim beton kütlelerini kaldırmaya çalışmaktan parçalanmıştı ama yorgunluk hiç hissetmiyordum.. Sesimin kısılmış olmasına rağmen tüm gücümle bağırmaya çabalıyordum.. Ve bu çabalar içerisinde çok uzun saatler geçti.. Tehlikeli saatler gelmişti ve artık herkes bu saatten sonra yaşaması mucize olacaktır şeklinde mırıldanıyordu.. Ve yaklaşık 40 saat sonra bir hareketlenme oldu enkaz çevresinde. Kurtarma ekipleri elleriyle birbirlerine işaretler yapıyorlar, ben ise ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.. Hemen enkazın üzerine gittim.. Oradaydı..! Güneşim oradaydı..! Sadece saçı ve biraz da sırtı görünüyordu ve üzerinde geçmişte benim olan ve bundan bir ay önce o istediği için ona hediye ettiğim t-shirtüm vardı. Hiç sesi çıkmıyordu, kimseye yanıt vermiyordu. O sıra birkaç makine ile onu çıkartmak için betonları kaldırdılar, beton demirlerini kestiler.. Bu iş 1-2 saat sürdü ve sonunda ekipten birkaç kişi sakince O’nu yukarı doğru çekip bir sedyeye yatırdılar. Güneşim diye haykırarak eğildim O’na doğru. Gözleri kapalıydı, hiçbir yaşam belirtisi göstermiyordu ama hala o ilk gördüğüm günkü parıltısını saçıyordu, hiçbir yara izi yoktu.. Ekipten doktor olduğunu söyleyen adam O’na doğru eğildi.. Ve kısa bir süre sonra adamın yüzü bir anda beton griliğine büründü.. Hayır kötü bir şey söylememeliydi.. Hayır Güneş’im ölmüş olamazdı..

Adam titreyen sesi ile bir elini omzuma koyarak “O’nu kurtaramadık evladım..” dediğinde Güneş’e doğru eğilip sımsıkı sarıldım bir eli kolyesine kenetlenmiş cansız bedenine.. Sonrasını ise hatırlamıyor belki de hatırlamak istemiyordum..”
* * *
Geçen 6,5 senenin birikimini ilk defa yazıya döküyordu adam ve gözyaşlarının ıslattığı yanağı parlıyordu florasan ışığında.. Şarkının şu sözleri ise her şeyi ile O’nu yaşatıyordu odasının her tarafında.. “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu..Elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” “Giderken bıraktığın bütün renkler siyah oldu..” Ve yeniden O’nu son gordüğü anı hatırlıyordu ; Güneş’in cansız bedenine sarıldığında, Güneş’in bir eli kolyesine kenetlenmiş, diğer eli ise sımsıkı cep telefonunu sarmıştı.. Cep telefonunu Güneş’in avucundan çekip aldığında telefonun ekranındaki, Güneş’in o felaket gecesinde sevdiğine cevap olarak yazdığı ama belli ki göndermeye fırsat bulamadığı “Bizi ölüm bile ayırmasın..” cümlesine cevap verircesine “Güneş’im, bizi ancak ölüm ayırır demiştim.. Yanılmışım Güneş’im..! Yanılmışım..! Hala bendesin Güneş’im..” diye bağırarak hıçkırıklarla ağlıyordu.. 17 Ağustos 1999 Saat 03:02’deki büyük depremde doğa, bir bedeni diğer bedene işte bu şekilde taşıyordu..

HayaLTeaM
03-02-2008, 04:51 PM
http://img520.imageshack.us/img520/9281/lmszakod1ho2.jpg (http://imageshack.us)


Genç kız yine acılar içinde odasında yatıyordu. Henuz hayatının baharında ölümle yüz yüzeydi. Babası onu kurtarmak için gazetelere ilan vermiş, para teklif etmişti. Ama onun kalbinin teklemesi değil, kalbinin içindeki sızı ilgilendiriyordu. Sevdiği aklına geldi bir damla yaş daha döküldü gözlerinden. Ayrıldıklarından beri tam beş çile dolu yıl geçmişti. Aslında sevgilerinin arasına o kahrolası para girmişti. Hatırlıyorduda sevdiği ona birkeresinde:
- Ben zengin değilim belki ama seni seven bir kalbim var. Sana sadece onu verebilirim, demişti.

Zaten sevgiye muhtaç birisi başka ne isteyebilirdiki. Kendisini sevmesi yeterdi.O en çok Saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği öpmüş koklamıştı saçlarını. Her dökülen saç yüreğine bir hançer olup saplanıyordu. Şimdi tek isteği sevdiğinin son anlarında yanında olmasıydı. Ne olurdu onu birkez daha görebilse, onu birkez daha koklayabilse.Bu düşünceler arasında uykuya daldı.

Babası heyecanlı bir şekilde kızının odasına girdi. " Müjde kızım,kalp bulundu " dediğinde kızının bir peri güzellliğinde, sevdiğinin özleminden ıslanmış yüzüne baktı ve çıktı odadan...

Genç kız, bir hafta sonra kendine geldiğinde sanki başka bir dünyadaydı. İçinde acaip bir his vardı. Sanki bu dünya ona çok farklı gelmişti. Aklına yine sevdiği geldi. Kalbi eskisinden daha hızlı atmaya başladı. Kalbi değişmişti ama sevdiğini eskisinden daha çok sever olmuştu.

Bir gece ansızın uyandı uykusundan kalbi çok hızlı atıyordu. Bu durum sürekli böyle devam etti.Doktora gitti, durumunu anlattı. doktor:
- Bir aya kalmaz geçer, demişti.
Ama aradan aylar geçmesine rağmen durum aynıydı.

Birgün bahçeye çıktı Çiçekleri seviyordu. Kırmızı güllerin yanına gitti. Kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. En çok kırmızı gülleri severdi. Çünkü sevdiği ona benzediğini söylerdi hep. Birden kapı çaldı. Kapıyı açtı kimse yoktu. Yere baktı bir mektup vardı ve onaydı. Mektubu açtı ve kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. Bu onun kokusuydu. Koltuğuna zarzor oturabildi. Zarfın içinden mektubu titreyen ellerle çıkardı ve okumaya başladı :
" Sevdiğim, bugün sevdamızın altıncı yılı. Seni hep sevdim. Seninle ayrılmak zorunda kaldığımızdan beri, bir kalbe iki sevginin sığmayacağını bildiğimden ne birini sevdim ne de evlendim. Her günüm çile ve azapla geçti. Hergün sana şiirler yazdım, hergün şiirlerimi okudum ve hergün ağladım. Tam beş yıl boyunca hergün yazdım, okudum, ağladım. Birgün önüme bir fırsat çıktı. Bu fırsatı reddedip kendime daha fazla haksızlık edemezdim. Belki seni unuturum diye senden çok uzaklara gittim. Ama şimdi seni daha çok özlüyorum. Her gece yanına geliyorum o masum yüzünü okşuyor yanaklarına öpücükler konduruyorum, sen uyanıyorsun benim geldiğimi anladığını sanıyorum ama sen o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Sevdiğim hep ben geldim senin yanına artık sen gel olurmu. Kırmızı güllerimize iyi bak. Ve artık unutma içinde seni senden daha çok seven bir kalbin var artık. Ona iyi bak olurmu. Kırmızı güllere ve kalbimize iyi bak. Seni yanıma gelene kadar bekleyeceğim sevdiğim Hoşçakal..."

HayaLTeaM
03-02-2008, 05:02 PM
http://img131.imageshack.us/img131/9751/yeni22222vs6ev1.gif (http://imageshack.us)

Hayata dair ne varsa paylaşmak istedim seninle,
güleceksek birlikte ağlayacaksak birlikte olmalıydı.
Önümüze aşkımızın ışığını alıp hiçbir engele takılmadan korkusuzca, cesurca yürümeliydik , ancak böyle yaşanırdı bir aşk.
YAŞAMADIN.....


Herkesin ayrı bir dünyası vardı biliyordum.Ama aşk ayrı dünyaları bir potada toplayıp yeni bir dünya yaratmak değilmiydi? yaratılan o dünyada kimsenin benliğini kaybetmeden ortak tutkuları, duyguları yaşamak değilmiydi aşk? Her türlü çatışmaya rağmen, bir küçük gülümseyiş, bir sıcacık bakışla unutmak değilmiydi kızgınlıkları?
UNUTMADIN...
Ben seni kaybetme duygusunu taşırdım içimde. İncineceksin diye dokunmaya korkardım. Yokluğunu düşünmenin verdiği acıyla uykusuz geceler geçirdim. Sabaha kadar kırpmadım gözlerimi de, sabah seni gördüğümde de sanki saatlerdir uyuyormuş gibi enerjiyle dolardım. Kıpır kıpır olurdu içim. Tarifi imkansız bir heyecan, bir yürek çarpıntısıyla sarılırdım sana, sen sarılmadın Şimdi yorgun yüreğim bunca çabaya rağmen o mutluluk gülüşünü yüzünde göremediğim için yorgun Cesaretsizliğinle, Umursamazlığınla, Aşka burun kıvırmanla yorgun. Bu yüzden daha fazla kaldıramayacak seni .Daha fazla yaşayamayacak bu umutsuz aşkı (becerebilirse tabi) Yüreğim seni bu aşkın en zayıf haLkası seçti ...
Güle Güle...

CeNNeTiN_YüReĞi
03-02-2008, 05:04 PM
Arkadaşım güzel bir hikaye ancak forumda daha önce paylaşılmıştı..

http://www.sevgi.name.tr/showthread.php?t=8088

Biraz daha dikkat edelim, Sevgilerle..

CeNNeTiN_YüReĞi
03-02-2008, 05:08 PM
Güzel ve etkileyici bir yazı olmuş emeğine sağlık.

CeNNeTiN_YüReĞi
03-02-2008, 05:16 PM
Güzel bir hikaye arkadaşım ancak aynı konuyu işleyen bir başlık daha önce forumda paylaşılmıştı..


http://www.sevgi.name.tr/showthread.php?t=7290

Yinede emeğine sağlık.. Sevgilerle..

HayaLTeaM
03-02-2008, 05:18 PM
http://img253.imageshack.us/img253/3898/teardropssuy0.jpg (http://imageshack.us)

Sabah uyandiginda midesinde bir yanma hissetti yanmanin nedeni aksam yedikleri degil uyanir uyanmaz bugün yapacaklarinin aklina gelmesiydi. Bugün 2 yildir götürmeye çalistigi bir birlikteligi bitirecekti aslinda bunda geç bile kalmisti. Bitmeli dedi içinden her gün; bu tatsiz uyanis bitmeli... Içinde bir muhakeme baslamisti, kendi kendine söyleniyordu:

“Ona da haksizlik etmek istemiyorum belki hatali olan benim.... Bulunmaz Hint kumasi degilim ya, görünüs olarak himmm yakisikli çocuk denilecek biri hiç degilim.... Ama yaptim çok çalistim bitmesin diye kendimle mantigimla çok kavga ettim olmadi....” Genç adam bunlari düsünürken surati sekilden sekille giriyordu. Süratle giyinerek disari çikti, bugüne kadar hiç bekletmemisti onu simdide bekletmemeliydi. Istanbul soguk ve yagmurlu bir Nisan ayi yasiyordu.Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi bulutlar bizim yasayacaklarimizi biliyor onlar bile agliyor halimize.

Birkaç saatlik yolculuktan sonra Kadiköy iskelesine geldi her zamanki gibi yine ilk kendisi gelmisti bulusma yerine. Birkaç dakikalik beklemeden sonra karsidan kiz arkadasinin geldigini gördü, simdi midesindeki agri daha da artmisti. Karsilama faslindan sonra Besiktas'a gitme karari aldilar, yolculuk sirasinda hiç konusmadilar; genç adam günesin yoklugunda grilesen denize bakiyordu. Genç kiz arkadasinin bu durgunluguna anlam verememisti, öyle ya nereden bilecekti bu gün ayrilik çanlarini çaldigini.

“Üsüdüm” dedi genç kiz, bu yolculuk boyunca edilen tek lafti. Besiktas'a geldiklerinde bir cafe de oturdular, genç kiz anlamisti kendisine bir sey söylenmek istendiginin... “Bana bir sey mi söylemek istiyorsun” dedi, genç adamin gözlerine bakarak. Genç adam gözlerini kaçirarak “evet” seklinde basini salladi.

Genç kiz daha da heyecanlanmisti. Biraz da sinirlenerek “söyle öyleyse ne diye bekliyorsun.”

Genç adam içini çektikten sonra “sence biz nereye kadar gidecegiz, daha dogrusu biz iyi bir ikiliyiz”

“Bunlari sorma geregini neden duydun.” dedi genç kiz.

Genç adam söze basladi: “bak canim bundan birkaç ay önce aksam saat 11:00 civariydi sanirim, hatirladin mi?

Genç kiz “evet hatirladim” dedi, ama genç adam genç kizin sözünü bitirmesini beklemeden “o aksam seni düsünüyordum diger aksamlarda oldugu gibi senin için bir siir yazmistim onu o an sana okumak istemistim, sana telefon açtigimda siirimi bile dinlemeden simdi sirasi mi canim ya senin de isin gücün yok mu demistin bana. Biliyor musun o an bir kaç yumruk yedikten sonra kroki durumuna düsen bir boksör gibi olmustum sessiz kalip özür dileyerek telefonu kapatmistim. Daha sonra bu siiri benden hiç istememistin. Ve bunun gibi bir çok defa tartismamiz oldu. Geçenlerde hasta olup yataklara düstügümde arkadaslarimla birlikte sen de gelmis, Meral'in bana sen sanslisin Nalan sana bakar sözüne karsilik sinirli bir edayla “aaaa banane isim yok da sana bakacagim, annen baksin demistin bunu da hatirladin mi?”

Genç kiz tekrar “evet” dedikten sonra saskin saskin “evet ama bunlari neden hatirlatiyorsun bilmiyorum. Biliyorsun benim kisiligim böyle, duygusalligi sevmiyorum . Ve hasta bakici gibi göründügümü de kimse söyleyemez.”

Genç adam güldü “Evet canim bak burda haklisin, sen zaten olmak istesen bile bu kalbi tasidigin müddetçe hasta bakici hemsire falan olamazsin.”

Genç adam devam etti “bana simdiye kadar kaç kere sabahin erken saatlerinde güzel sözcüklerden olusan bir mesaj çektin, hiç hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusalligi sevmeyebilirsin ama sen seni seven insanlari mutlu etmeyi de sevmiyorsun, halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanlari mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanidigimdan beri her sabah aksam, gece yani seni andigim her saat tatli sözcük mesajim vardi senin için biliyor musun? seninle ben ak ile kara gibiyiz”

Genç kiz anlamisti, “yani ne istiyorsun benden sair olmami mi?”

Genç adam tekrar gülümsedi içinden dün gece verdigin ayrilik kararinin ne kadar dogru oldugunu düsünüyordu.

“Hayir dedi sair olmani istemiyorum zaten olamazsin da; yalniz biz ayrilmaliyiz, ayrilirsak ikimiz içinde en hayirlisi bu olacak.”

Genç kiz sasirmisti, “Neden ama ben seni seviyorum, senin de beni sevdigini saniyordum.”

Genç adam iç çekerek “hayir canim sen esas beni sevdigini saniyorsun, eger beni sevseydin simdi burda baska seyler konusuyor olurduk.”

Genç kizin gözleri yasarmisti, Genç adam cebinden çikardigi mendili uzatti, genç kiz göz yaslarini silerek kesik bir sesle “Sen bilirsin, umarim beni baska biri için birakmiyorsundur.”

Genç adam “Nasil böyle bir seyi düsünürsün, senden baska olmadi ve uzun sürede olacagini sanmiyorum.” Genç adam ve genç kiz iki sevgili olarak oturduklari masada artik iki yabanci gibi duruyorlardi. Istanbul yagmurlarla yikanirken yagmura iki sevgilinin umutlari da karisiyordu.

Birkaç dakika sesiz oturduktan sonra genç kiz “kalkalim istersen” dedi.

Genç adam ben biraz daha burda kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin. Genç kiz “tamam o zaman sana mutluluklar dilerim” diyerek elini uzatti. Genç kizin sesi ve eli titriyordu genç adam “arkadas olarak beraberiz ama sen istersen tabi” dedi. Genç kiz evet” anlaminda basini salladi ayrilirken son kez sarildilar birbirlerine.

Genç kiz uzaklasirken genç adam masada dondu kaldi vakit ögleni bulurken yagan yagmur yerini günese birakmisti, ama genç adam titriyordu onu titreten açan günese ragmen esen rüzgar miydi, yoksa kalbindeki ayrilik acisi miydi. Saatlerce dolasti devamli kendini sorguluyordu hatayi bastan yaptim diyordu, ama yasadigi güzel günlerde olmustu.”allahim” dedi “allahim güç ver bana”.

Dostlarini düsündü onlarin dediklerini düsündü. Arkadaslari sizler birbirine zit insanlarsiniz yol yakinken dönün bu yoldan dememis miydiler. Tabi ya dogru olani yapmisti. Saatler geçtiginde artik günes yerini yildizlara birakmisti, eve döndügünde yürümekten bitap duruma düsmüstü. Kendisini karsilayan annesine hiçbir sey söylemeden kendi odasina gitti. Gece bir türlü bitmek bilmiyordu anilarin agirligi altinda eziliyordu genç adam, ama sabah erken kalkip ajansa gidecekti, bunun için uyumasi gerekiyordu.

Birkaç saat sonra genç adam uykuya dalmayi basarmisti ve sabah 7'de saatin zirlamasiyla uyandi genç adam. Evden çikacagi zaman cep telefonuna bakti, mesaj ve 10 tane cevapsiz arama vardi. Genç adam yorgun oldugu için duymamisti telefonunun sesini. Cevapsiz arama ve mesaj canimcim'dan gelmisti canimcim onun Nalana taktigi isimdi, heyacanla mesaji açti mesajda sunlar yaziyordu.......

“Sadece onlari sevmeyi sevdim Hepsini onlarsiz yasadim da Bir seni sensiz yasayamiyorum Bu aski tek kalpte tasiyamiyorum Sana yemin güzel gözlüm bir tek seni sevdim Ve seni severek ölecegim, ELVEDA BIRTANEM.......”

evet, genç adam sasirmisti, mesajin gelis saatine bakti sabahin besini gösteriyordu güldü kahkahalar atarak güldü onu tanidigi ve arkadas oldugu günden beri ilk defa bir siir aliyordu ve ilk defa bu saatte araniyordu....

Heyecanla hizli arama yapti, çalan telefonu yabanci bir ses açti.

Genç adam “Nalan ile görüsebilirmiyim” dedi. Fakat karsidaki agliyordu, hiçkira hiçkira agliyordu; “Ben onun annesiyim yavrum, canim kizim bu sabah intihar etti. Gece odasinda birilerini arayip durdu, sabah odasinin isigini sönmemis görünce merak ederek odasina girdim, ama yavrum kendini asmisti.”

Genç adam beyninden vurulmusa döndü. Bir gün önceki mide agrisinin iki katini çekiyordu simdi. Oldugu yere yigilip kaldi.............

Birkaç ay sonra...

Iki doktor konusur. Doktorlardan biri digerine karsidaki hastanin durumunu soruyor ....

- haaa o mu, üç ay önce getirdiler elindeki cep telefonunu hiç birakmiyor, kendisi yüzünden bir genç kiz intihar etmis, o günden sonra o cep telefonu her zaman elinde devamli bir seyler yazip birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim o uyurken gönderdigi numarayi aradim hayret ki numara 3 ay önce iptal edilmis, ve gelen mesajlarda bir siir:

“Sadece onlari sevmeyi sevdim Hepsini onlarsiz yasadim da Bir seni sensiz yasayamiyorum Bu aski tek kalpte tasiyamiyorum Sana yemin güzel gözlüm Sana yemin güzel gözlüm bir tek seni sevdim Ve seni severek ölecegim, ELVEDA BIRTANEM.......”

HayaLTeaM
03-02-2008, 05:23 PM
http://img519.imageshack.us/img519/4402/senyoksunsl7ly4.jpg (http://imageshack.us)

Uzun zaman geçti.
Bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar dakikalar.
Yavaş aktı yokluğunu düşündüğüm anlardaki cümlelerim. Ve hiçbir şey diyemeyişim. Yavaştı zamanın akışı...
Hiç kimseye benzetemediğim yanların içindi sende kalan suskunluğum.
Ve en çok seni söylemekti, seni sana anlatmaktı doyasıya.
Ve her iki cümle arasında hiç kimse olmayışının ifadesini anlatabilmekti her düşüm. Düşlerimi gerçekleştirdiğim kadar düştüm, giderken gözlerinin içinden sadece Seni sevdiğimi söyledim

CeNNeTiN_YüReĞi
03-02-2008, 05:24 PM
Harika bir yazı emeğine sağlık... Çok etkileyiciydi..

HayaLTeaM
03-02-2008, 05:26 PM
http://img519.imageshack.us/img519/4402/senyoksunsl7ly4.jpg (http://imageshack.us)
http://img519.imageshack.us/img519/4402/senyoksunsl7ly4.9d7d4f36c6.jpg (http://g.imageshack.us/g.php?h=519&i=senyoksunsl7ly4.jpg)
Üzerime devirip dağ gibi hüzünleri
Böyle çekip gitmek var mıydı ?
Var mıydı böyle bitirmek ?
Hani söz vermiştik birbirimize ?
Kaç zaman geçti aradan
Sen yoksun !
Sana sığındığım geceler
Alevleri gökyüzünde
Bir kumsal ateşiydi günahları yaktığımız .
Ve kan rengi şarapla yıkanmış
Bir hasret şimdi göğsümüze taktığımız .
Bilirim dönmeyeceksin artık !
Uzun zaman oldu
Belki çoktan unuttun .
Adın kaldı soğuk duvarlarında odamın
Sigara paketlerinde şiirlerin
Resimlerin bana gülen ,
Cüzdanımda saç telin .
Bir veda o geceden aklımda kalan
Kekremsi bir tat
Bir med cezir yüreğimde
Ben vurgun yemiş bir yaralı
Gemiler bana taşır bütün aşk yorgunlarını
Sen yoksun ...
Hayatımın ilkbaharında tanısaydım seni
Yasak umutlara ve acılara inat
Buruk bir şarap tadında olsaydı sevdamız
Yıllandıkça güzelleşen
Ve sen şiirler okusaydın geceleri
Saçlarımı okşarken .
Ellerimi tutsaydın ansızın
Yüreğim eriseydi gözlerinde
Yansaydım ateşinden .
Sen ağlasaydın mutluluktan
Ben ölseydim
Yalnızca beni sevdiğini bilseydim .
Seviyorum deseydin
Bi kere söyleseydin
Yanmazdım
Yanmazdım böyle çekip gitmeseydin ...
Bir veda o geceden aklımda kalan
Bir günah, belki yasak
Yanımda olsan şimdi, hiç konuşmasak
Ağlasak bin kere pişman olsak
Sonra yine bozsak yeminleri
Sarılsak sımsıkı
Öylece kalsak ...
Gittin ...
Kimbilir kaç deli sevda sığdırdın yüreğine
Işığa üşüşen pervaneler gibi sardılar seni
Körkütük aşkların ortasına düştün
Yalanların pençesine .
Belki birgün, bir gece
Dar bir vakitte belki
Hiç beklemezken seni gelirsin diye
Ben hâlâ burdayım
Sen yoksun !
Lanet olsun

HayaLTeaM
03-02-2008, 05:29 PM
http://img339.imageshack.us/img339/1465/meleklermelekresimleri1hy2.jpg (http://imageshack.us)
Bir meleğin kanatları arasından sıyrıldım bu gece…
Düşlerimden uyandırıldım, göğün yedinci katından azad edildim bu gece… Boşlukta ilerledim korkuyla, yıldızlar tarafından kucaklandım. İncinmişliğimin farkına varamayıp daha çok incineceğim sandım; beni azad eden meleğimin kanatları arasına sığınmaya çalıştım…
Çok geç idi… Anlayamadım…
Güneş’i, Ay’ı ve Yıldızları gördüm. Düşüşlere son verip tutunmak istedim her birine sıkıca. Hiçbirinin kanatları yoktu. Tutunamadım.
Çarptım. Düştüm. Yaralar aldım.
Sonsuzdu boşluk. Hiç bitmeyecek sandım.
Düşledim; kalbimden uzanan ince zincirle meleğimin kanatlarına mühürlendim. Acımasızdı melek; gözpınarlarıysa çoktan kurumuştu. Bir damla bile yaş akmadan yüzünden kopardı zinciri…
Hayallerimle yarattığım melek, göğün yedinci katından düşürdü beni bu gece…
Kanatlarını aşkımla işlediğim melek, düşlerine feda etti beni bu gece…
soluk alımı ötemden geçenleri…
Meleğim tarafından azad edildiğimden beri bir melek gibi hissetmiyordum kendimi; bir kanat çırpışıyla son veremedim düşüşlere. Gözlerimi söküp bir çift yıldıza yer verdiğimden beri eski meskenlerinde; kör oldum, fark edemedim bir
Derken bir melek dokundu gözpınarlarımı tıkayan pıhtı kana. Işıyarak gördüm; farklı bir suretim vardı karşımda.
Sıcaktı dokunuşları.
Kadife yumuşaklığındaydı ciğerlerimi saran kokusu.
Işıyordu gözleri.
Tereddüt etmedim; bıraktım bedenimi kanatları arasına…
Bir melek geçti hem düşümden hem hayatımdan bu gece. Bir melek kondu yüreğime…
Bir meleğin kanatları arasında ölüme bile razı oldum bu gece..

CeNNeTiN_YüReĞi
03-02-2008, 05:32 PM
Daha Önce forumumuzda paylaşılmıştı..

http://www.sevgi.name.tr/showthread.php?t=6700

Biraz dikkat lütfen.. Sevgilerle...

HayaLTeaM
03-02-2008, 05:34 PM
http://img521.imageshack.us/img521/8320/mutlusuzmutlusuzol71dl3mn5.gif (http://imageshack.us)
http://img521.imageshack.us/img521/8320/mutlusuzmutlusuzol71dl3mn5.f6d92ebad9.jpg (http://g.imageshack.us/g.php?h=521&i=mutlusuzmutlusuzol71dl3mn5.gif)
Gidiyorum.. esaret altında ezilen yüreğimin acı haykırışına boyun eğip imkansız sevdamı yüreğinden sürükleye sürükleye çekip gidiyorum.!

Tüm yalnızlıkları,bütün kederleri,dertleri içip gidiyorum.
ßir ßilinmezliğe doğru sürüklüyor beni,imkansız sevdana koşmaktan yorulan takatsız bacaklarım.
DikenLi yollardan,karanlık sokaklardan geçiyorum,her adım atışımda Ölümün soğuk nefesini ensemde hissedıyorum.
İçim Ürperiyor gözlerim kan ağlıyor,Yüreğim sensizlikle acılarla doluyor YÜREĞİMDEN KORKUYORUM.
Gidiyorum!
ßenLiğimi esir alan sevgiyi çok uzaklarda vurup öldürmeye gidiyorum. Gidiyorum ßir tanem.! Hı,gidiyorum işte.Seni, sevgını sana ßırakıp gidiYorum. Gözlerımdeki yaşları gökyüzüne savurup gidiyorum. Bilincimi fırtınalarda boğup gidiyorum Acıları,ayrılıkları,hasreti,sarıp içiyorum.!
Gidiyorum.
SonsuzLuğa, Bir ßilinmezLiğe...
Senin adın gecmeyen beldelerden,Senin kokun olmayan ßahçelerden geçiyorum.Aydınlıkları geride bıraktım karanlığa doğru isyanlarla yürüyorum…!

CeNNeTiN_YüReĞi
03-02-2008, 05:52 PM
Çok güzeldi emeğine sağlık...

CeNNeTiN_YüReĞi
03-02-2008, 06:03 PM
Çok gzeldi emeğine sağlık....

HayaLTeaM
03-03-2008, 09:42 AM
http://img339.imageshack.us/img339/8425/kalpresmi15cv8.jpg (http://imageshack.us)
Daha henüz 18 yaşındaydı, ama hayatının sonundaydı. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmıştı. Kahır içinde eve kapamıştı kendini.. Sokağa çıkmıyordu. Annesi.. Bir de kendisi.. O kadardı bütün hayatı.. Bir gün fena halde sıkıldı, dayanamadı, attı kendini sokağa.. Bir yığın vitrinin önünden geçti.. Tam bir CD satan dükkanı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu. Geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı. Kendi yaşlarında harika bir genç kızdı tezgahtar.. Hani ilk bakışta aşk derler ya, öyle takılıp kalmıştı işte.. İçeri girdi.. Kız gülümseyerek koştu ona.. "Size nasıl yardım edebilirim" diye.. Nasıl bir gülümsemeydi o.. Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı.. Kekeledi, geveledi, sonra "Evet" diyebildi.. Rastgele bir plağı işaret ederek.. "Evet.. Şu CD'yi bana sarar mısınız?.." Kız CD'yi aldı, içeri gitti. Az sonra paket edilmiş geri geldi. Aldı paketi, çıktı dükkandan, evine döndü, açmadan dolabına attı..Ertesi sabah gene gitti ayni dükkana.. Gene bir CD gösterdi kıza, sardırdı, aldı eve getirdi, attı paketi dolaba, gene açmadan.. Günler hep alınıp sardırılan CD'lerle geçti.. Kıza açılmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda.. Annesi "Git konuş oğlum, ne var bunda" dedi.. Ertesi sabah bütün cesaretini topladı. Erkenden dükkana gitti. Bir CD seçti. Kız gülerek aldı plağı. Arkaya gitti, paketlemeye. Kız içerdeyken bir kağıda "Sizinle bir gece çıkabilir miyiz" diye yazdı, altına telefon numarasını ekledi, notu kasanın yanına koydu gizlice.. Sonra paketini alıp kaçtı gene dükkandan.. İki gün sonra evin telefonu çaldı.. Anne açtı telefonu.. CD Dükkanındaki tezgahtar kızdı arayan.. Delikanlıyı istedi.. Notunu yeni bulmuştu da.. Anne ağlıyordu.. "Duymadınız mı" dedi.. "Dün kaybettik oğlumu.." Cenazeden birkaç gün sonra, anne oğlunun odasına girebildi sonunda.. Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı.. Oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü.. Paketleri aldı, oğlunun yatağına oturdu ve bir tanesini açtı.. İçinde bir CD vardı, bir de minik not.. "Merhaba.. Sizi öyle tatlı buldum ki.. Daha yakından tanımak istiyorum.. Bir akşam birlikte çıkalım mı.. Sevgiler.. Jacelyn!." Anne bir paketi daha açtı.. Onda da bir CD ve bir not vardı.. "Siz gerçekten çok tatlı birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artık.. Sevgiler.. Jacelyn!.."Unutmayın.. Düşündüğünüz şeyi mutlak söyleyin.. Birini seviyorsanız, söyleyin ona.. İçinizdeki söylemekten korkmayın. Birisi hakkında ne hissediyorsanız söyleyin ona.. Ve hemen söyleyin.. Hemen.. Çünkü, doğru zamanı bekler ve "İşte şimdi tam zamanı" derseniz, bir bakarsınız çok geç olmuş.. Gününüze sahip olun ki, pişmanlıklar yaşamayasınız. Hepsinden önemlisi, dostlarınıza, sevdiklerinize, ailenize hep yakın olun.. Çünkü bugünkü insan olmanızı onlar sağladı, sizi onlar şekillendirdiler.. "Seni seviyorum" demekten sakın, ama sakın çekinmeyin, utanmayın, korkmayın!.. Yaşamı yaşanmaya değer yapan şey sevgidir..

HayaLTeaM
03-03-2008, 09:53 AM
http://img182.imageshack.us/img182/9880/biglove12mmau7.jpg (http://imageshack.us)

Geçen gün işten eve dönerken,genellikle kitap okuduğum halde o gün canım kitap okumak istemedi ve bende camdan dışarı bakmaya başladım, aslında gördüklerim hep aynıydı,tanıdık evler,tanıdık ağaçlar ve dükkanlar...sonra birden yoldan gecen araçların içine bakmaya başladım.Aslında onlarda tanıdıktı aracın içindeki insanlar genellikle yola bakıyorlardı ve birden bir şey fark ettim. Yanımdan geçen araçların içindeki insanların çoğu sadece dışarıya bakıyordu, şoför koltuğunda oturan adam sola bakarken yanındaki kadın da sağa bakıyordu, arka koltukta da, ya çocuk ya da eşyalar oluyordu ve bu insanların yaşları orta yaş civarıydı yani evliydiler ya da uzun süredir birlikteydiler, diğer taraftan birbirlerine bakarak ve konuşarak seyahat edenlerin ise ya flört eden ya da nişanlı belki de yeni evli çiftler olduğu anlaşılıyordu. İşte o an kafamda bir şimşek çaktı ve o günden sonra kitap okumayı bırakıp hep yolda yanımdan geçenlere bakarak tahmin etmeye çalıştım, kimler evli ya da uzun süreli beraberlik yaşıyor, kimler daha işin başında. Lütfen sizde yoldayken bir bakın, seyahat ederken önüne ya da camdan dışarı bakarak gidenlerin çoğu evli, ama konuşarak ve birbirlerine bakarak gidenlerin çoğu bekar ve işin daha çok başında. O zaman anladım ki, aşkı evlilik öldürmüyor aşkı uzun süreli beraberlikler ve yaşanan monoton heyecansız birliktelikler öldürüyor, işte o zaman kendi beraberliğime dışarıdan bakmaya çalıştım ve ne gördüm dersiniz. Hayatın akışına kapılmış, evden işe, işten eve koşuşturan, hayatında yeni hiç bir heyecanı olmayan ve çok uzun süredir gerçekten dolu dolu sohbet etmeyen, sadece çocuktan, işten ve sıkıntılardan konuşan, akşam yemekten sonra televizyon karşısına geçen ve kanepede (ayrı ayrı kanepelerde) uzanan bir çift gördüm. O gün kapıldığım dehşeti anlatmam oldukça güç, bize ne olmuştu, her şeyi unuttuğumuz, beraber olabilmek için bütün zorluklarına katlandığımız beraberliğimize ne olmuştu? Yaşadığımız heyecan nereye gitmişti? Nasıl bitmişti ve biz farkına varamamıştık? Sonra çevreme baktım ve diğer çiftlerinde bizim gibi olduğunu gördüm.İşin komik yanı insanlar bu hale gelirken, fark etmiyorlardı ve başkasının hayatının bu hale geldiğini anlattığınızda "vah vah" diyorlardı, oysa onlarda aynı durumdaydılar, sadece öyle bir şey yokmuş gibi davranıyorlardı. Herkes bir başkasının hayatına imrenir, İnternet te chatleşerek kaybettiği bu heyecanı bulmaya çalışır bir hale gelmişti. Birden eşimin de evdeyken çoğu zaman nete girdiğini fark ettim,ve gördüm ki ben onu ve aynı şekilde o beni sadece eşi olarak görmeye başlamıştı, işte o gün bu gidişe bir dur demeye karar verdim. Ama ne yapabilirdim, bununla ilgili dergilerde pek çok yazı olduğunu fark ettim, itiraf etmeliyim yapılan önerilerin pek çoğu uygulamada problem olan maddelerdi, ayrıca onları yaparsam başkasının elbisesini giymiş gibi olacaktım,ben kendi çözümlerimi bulmak istiyordum. Onlarında verdiği öğütleri baz alarak,oturdum ve kendimce bir acil durum planı çıkardım ve uygulamaya başladım. Öncelikle eşimle birlikte çocuğumuz olmadan baş başa yemeğe çıktık, itiraf ediyorum ilk denememiz biraz zor oldu, çünkü eskisi gibi konuşacak konu bolluğu yoktu, işten güçten ve çocuktan bahsetmemeye karar vermiştik, evde daha az tv seyretmeye onun yerine müzik eşliğinde sohbetler yapmaya başladık ve en önemlisi birbirimize karşı çok açık olduk, sohbetten sıkılan bunu diğerini kırmadan söylüyordu, aramızda zorlama olmamasına dikkat ettik. Baş başa sinemaya gittik ve bunu yıllar sonra yaptığımızı fark ettik, birbirimize telefondan mesajlar çektik, içimizden geldiği an ve geldiği gibi olmasına özen gösterdik ve birbirimiz için kendimize özen gösterdik, hafta sonları ben eşofmanlarımı üzerimden çıkardım, daha özenli giyindim, tıpkı flört ederken eşimin beni ziyarete geldiği günlerdeki gibi, eşimde hafta sonları tıraş oldu, daha özenli giyindi, deniz kıyısında hafta sonu yürüyüşleri yaptık,pamuk helva yedik ve sohbet ettik. Kısacası, eşimi sadece eşim olarak değil, sevdiğimiz insan olarak görmeyi ve onu yeniden sevmeyi öğrendim, bu gün ondan bir gün ayrı kalsam, eşimi yeniden özlüyorum, onunla küçük kaçamaklar yapmayı dört gözle bekliyorum ve artık eşim internette chat yapacaksa benimde yanında olmamı istiyor ve nete çok daha az giriyor .Bunları niye yazdığıma gelince, hiç bir şey için geç olmadığını düşünüyorum, birlikte olduğumuz kişinin değerini onu kaybetmeden fark etmeliyiz diye düşünüyorum ve kendimizi hayatın akışına kaptırıp sevdiklerimizi ihmal etmeyelim.

HayaLTeaM
03-03-2008, 09:56 AM
http://img182.imageshack.us/img182/4268/84kadinbf5.jpg (http://imageshack.us)

Farklı ülkelerin kadınlarına " Kocanız sizi Aldatırsa Ne yaparsınız ?" sorusuna verilen cevaplar

İtalyan
Kocamı öldürürüm.

İspanyol
Kocamı da sevgilisini de öldürürüm.

Alman
Kendimi öldürürüm.

Japon
Önce kocamın sevgilisini, sonra kendimi öldürürüm.

İngiliz
Viski ne güne duruyor?

Rus
Votkalarla sarhos olurum.

Amerikalı
Alacağım nafakayı hesaplamaya başlarım.

Fransız
Dünyada başka erkek mi yok, hemen yenisini bulurum.

Arap
Hocaya gider muska yazdırırım.

Türk
Kocam beni aldatmaz...

HayaLTeaM
03-03-2008, 10:00 AM
http://img86.imageshack.us/img86/7784/kalpresmi11dc5.gif (http://imageshack.us)

Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti. Yanmanın nedeni aksam yedikleri değil, uyanır uyanmaz bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi.
Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti.
Aslında bunu yapmakta geç bile kalmıştı.
Bitmeli dedi içinden ,her gün bu tatsız uyanış bitmeli.’
Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden sekile giriyordu.
Süratle giyinerek dışarı çıktı.
Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, simdi de bekletmemeliydi.
İstanbul, soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yasıyordu.
Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; ’Bulutlar bizim
yasayacaklarımızı biliyor. onlar bile ağlıyor halimize...’
Artık Kadıköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalık beklemeden sonra
karsıdan kız arkadaşının geldiğini gördü.
Simdi midesindeki ağrı daha da artmıştı. Beşiktaş’a geçtiler. Yolculuk
sırasında hiç konuşmadılar.

Genç kız,sevgilisinin bu durgunluğuna anlam verememişti.
Nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarının çalacağını...
Beşiktaş’a geldiklerinde bir cafe de oturdular.
Genç kız anlamıştı sevgilisinin kendisine bir şey söylemek istediğini.
’Bana bir şey mi söylemek istiyorsun’ diye sordu. Genç adam gözlerini
kaçırarak ’Evet’ dedi.
Genç kız heyecanlanmıştı, biraz da sinirlenerek ’Söylesene, ne diye
bekliyorsun’ dedi.
Genç adam içini çektikten sonra ’Sence biz nereye kadar gideceğiz?’
diye sordu.
Genç kız, ’Bunu sorma gereğini niye duydun?’ diye yanıt verdi.
Genç adam söze başladı...
’’Birkaç ay önce aksam 23:00 civarında sana telefon açıp senin için
yazdığım şiiri okumak istemiştim.
Sen bana ’Sırası mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?’ demiştin.
Biliyor musun o an nakavt olan bir boksör gibi
hissettim kendimi.
Özür dileyip telefonu kapatmıştım.
Daha sonra da bu şiiri benden hiç istememiştin.
Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla birlikte sen
de gelmiş, Meralin ’Sen şanslısın, sevgilin sana bakar’ sözüne ’İşim
yok da sana mi bakacağım, annen baksın’ demiştin.
Hatırladın mı?’’
Genç kız, ’Biliyorsun ben duygusallığı sevmiyorum.
Hem hasta bakici gibi göründüğümü de kimse söyleyemez’ diye
yanıtladı. Genç adam güldü, ’Evet canim haklisin.
Zaten olmak istesen de bu kalbi taşıdığın sürece hasta bakici, hemşire
falan olamazsın.
’ Genç adam devam etti...
’Bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel
sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin? Hiç...
Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin.
Duygusallığı sevmeyebilirsin.
Ama sen seni seven insanları da mutlu etmeyi sevmiyorsun.
Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanları mutlu etmeyi
seviyorum.
Seni tanıdığımdan beri her sabah, her aksam her gece yani seni andığım
her saat tatlı bir mesajım vardı senin için
Biliyor musun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.
’ Genç kız anlamıştı, ’Yani ne istiyorsun benden sair olmamı mı?
’ Genç adam tekrar gülümsedi içinden.
Dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru olduğunu düşündü.
’Hayır’ dedi, ’Sair olmanı istemiyorum.
Olamazsın da...
Ayrılırsak ikimiz için de en hayırlısı olacak.’ Genç kız şaşırmıştı,
’Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdiğini sanıyordum.’
Genç adam iç çekerek ’Hayır canim, sen beni sevdiğini sanıyorsun.
Eğer beni sevseydin simdi başka şeyler konuşuyor olurduk’ dedi.
Genç kızın gözleri yaşarmıştı. Genç adam cebinden çıkarttığı mendili
uzattı, genç kız gözyaşlarını silerek
’Sen bilirsin, umarım beni bir başkası için bırakmıyorsundur...’ dedi.
Genç adam ’Nasıl böyle bir şey düşünürsün, senden başka kimse olmadı
ve uzun zaman da olacağını sanmıyorum’ yanıtını verdi.
Genç adam ve genç kız iki sevgili olarak oturdukları masada Artık iki
yabancıydılar.
Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kız, ’Kalkalım istersen’
dedi.
Genç adam ’Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen
kalkabilirsin’ diye yanıtladı.
Genç kız ’Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim’ diyerek elini uzattı.
Genç kızın sesi ve eli titriyordu. Genç adam
’İstersen arkadaş kalabiliriz’ dedi ve birbirlerine son kez sarıldılar.
’BEN DOGRU YAPTIM..."
Genç adam doğru yaptığına inanıyordu.
Eve döndüğünde yürümekten bitap bir haldeydi.
Odasına girdi.
Gece bitmek bilmiyordu.
Sabah erken kalkıp ise gidecekti, uyumalıydı.
Birkaç saat sonra uykuya dalmayı başardı.
Sabah 7’de saatin ziliyle uyandı.
Evden çıkacağı zaman cep telefonuna baktı, mesaj ve 10 cevapsız arama
vardı.
Yorgun olduğu için Duymamıştı telefonun sesini. Aramalar ve mesaj
sevgilisindendi. Heyecanla mesajı açtı, şunlar yazıyordu:
SADECE ONLARI SEVMEYI SEVDIM,
HEPSINI ONLARSIZ YASADIM DA,
BIR SENI SENSIZ YASAYAMIYORUM,
BU ASKI TEK KALPTE TASIYAMIYORUM,
SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM,
BIR TEK SENI SEVDIM,
VE SENI SEVEREK ÖLECEGIM,
ELVEDA BIRTANEM...

Genç adam şaşırmıştı.
Onu tanıdığı günden beri ilk defa şiir alıyordu ve üstelik sabahın
besinde yazmıştı.
Heyecanla onu aradı, telefonu Yabancı bir ses açtı.
Genç adam ’’Nalan’ la görüşebilir miyim?’’Dedi.
Ama karşısındaki ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra hem de...
’Ben onun annesiyim yavrum, kızım bu sabah intihar etti.
Gece sabaha kadar birilerini arayıp durdu.
Sabah odasının ışığını sönmemiş görünce girdim. Yavrum kendini
asmıştı....’

YIGILIP KALDI...

Genç adam beyninden vurulmuşa döndü.
Bir gün önceki mide ağrısının İki katini çekiyordu simdi.
Olduğu yerde yığılıp kaldı...
Birkaç ay sonra iki doktor konuşuyordu hastanede.
Doktorlardan biri diğerine karsıdaki hastanın durumunu soruyordu.
Doktor yanıt verdi...’Haaa o mu? Üç ay önce
getirdiler. Kendisi yüzünden bir kız intihar etmiş.
O günden sonra cep telefonunu elinden hiç bırakmamış.
Devamlı bir şeyler yazıp birine yolluyor.
Geçenlerde merak ettim.
O uyurken gönderdiği numarayı aradım.
Numara 3 ay önce iptal edilmiş.
Gelen mesajlarda bir şiir var.
Bu adam duygusal mi bilmem ama benim anladığım Kadarıyla
şiiri yazan çok duygusal biriymiş...

HayaLTeaM
03-03-2008, 10:05 AM
http://img84.imageshack.us/img84/4854/indexkq8.jpg (http://imageshack.us)

Genç kiz feci bir hastaligin penceçsinde kivraniyordu.
Yarali kalbi artik bu dünyaya daha fazla dayanamamaya baslamisti.
Çok zengin olan ailesim tüm gazetelere, kalp nakli için ilan vermislerdi...
Canini feda edecek birini ariyorlardi...

Genç kiz ise hergün hastahane odasinda biraz daha solmaktaydi.
Yine yalnizdi odasinda, gözü yasli, boynu bükük ölümü bekliyordu...
Gözlerini kapadi, bu küçük odada gözyasi dökmekten bikmisti...
Yinede engel olamadi pinar gibi çaglayan gözyaslarina.
Sevdigi geldi aklina, fakir ama onu seven sevgilisi...
Hergün ayni seyleri düsünüyor, anilari bir film seridi gibi gözünün önünden geçiyordu... "
Param yok ama sana verebilecegim sevgi dolu bir kalbim var" demisti delikanli...
Genç kizda zaten baska birsey istemiyordu...
Sevgiye muhtaçbiri, sevdiginin sevgisinden baska ne isteyebilirdi ki...
Ama olmamisti iste, dünyalar kadar olan sevgilerinin arasina,
o lanet olasica para girmeyi bilmis, onlari ayirmisti...
Iste paranin geçmedigi zamanlara gelmislerdi..
Ne önemi vardi artik ? Su son günlerinde, sevdigi yaninda olsa yeterdi...
Ayriliklarindan bu yana 5 bitmeyen, çile dolu yil geçmisti...
Her günü zehir, her günü hüsran...
Ama genç kiz hep sevgisini yüreginde tasimis, kalbini kimseyle paylasmamisti.
Sevdigini düsündü iste o an.. Acaba o neler yapmisti bu kadar sene boyunca..
Kimbilir kiminle evlenmis, çoluk çocuga karismisti...
Gözlerinden bir damla yas daha damladi kurumus, bitmis ellerine.
Ellerine bakti, bir zamanlar ellerinin, elerini tuttugunu hayal edip, her gün saatlerce ellerini seyrederdi...
En çokta saçlarinin dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdigi öpmüs, koklamisti onlari.
Her bir tanesi koptugunda, kalbine bir ok daha saplaniyordu.
Kalbi yine sizlamaya baslamisti..
Belki sevdigi yaninda olsa, kalbi bu kadar yorulup, veda etmezdi yasama...
Zaten artik ölüm umrunda degildi genç kizin. Sevdiginden ayri yasamanin ölümden ne farki vardi ki..
Tekrar o geldi aklina... Keske keske yanimda olsa dedi.
Son bir kez elini tutsa yeterdi. Gözlerini son bir kez öpse, rahatça ebediyen gözlerini kapatabilirdi artik...
Gözleri pinar gibi çaglamaya basladi. Sevdigini son bir kez göremeden ölmek istemiyordu..
Ufakta olsa ondan bi hatirasini almadan bu dünyadan göçmek istemiyordu...
Oysa sevdigi, kimbilir kiminle beraberdi...
Kendi sevgi dolu kalbinin kimseyle paylasmayi düsünmemisti bile, ama acaba o paylasmis miydi ?
Onun sevgisini silmis atmis miydi acaba kalbinden ?
Içi birden nefretle doldu. Üstüne büyük bir agirlik çöktü. Onu düsündükçe her dakikasinin
zehir olmasi artik çok daha agir geliyordu genç kiza...
Ölmek istedi, artik yasamak istemiyordu bu dünyada..
Ama sevdiginden bi hatira almadan ölmeyecegine and içmisti.
Tekrar gözlerini açti. Kimbilir belkide sevdigi onu unutmustu..
Bu düsünceler içinde derinlige daldi... Birden babasi girdi odaya,
kizina kalp nakli için bir gönüllü bulduklarini müjdeleyecekti.
Fakat genç kiz çoktan uykuya dalmisti..
Bir melegi andiran masum yüzü, sevdiginin özleminden sirilsiklamdi...
O gece biri gözlerini dünyaya kapadi, genç kiz ameliyata alindi.
Tekleyen ve görevini yerine getirmeyen kalbi degistirilmisti.
1 hafta sonra tekrar gözlerini açti dünyaya genç kiz.
Ama dünya daha farkli geldi ona. Sanki birseyler eksikti...
Aradan aylar geçmis genç kiz artik iyice iyilesmisti.
Ama içindeki buruklugu bir türlü atamiyordu.
Sevdigi aklina gelince kalbi eskisinden daha çok sizliyordu..
Bir kere, bir kere görebilsem diye mirildandi...
Kalbi yine sizlamaya baslamisti.
Yeni kalbi onu iyilestirmisti ama nedense her gece aniden hizlaniyor,
onu uykusundan uyandiriyor ve sanki yerinden çikacakmis gibi atmaya basliyordu...
Genç kiz bir anlam veremedigi bu durumu doktora anlamis, ama ameliyat kolay degil,
bir aydan geçer demisti doktor. Aylar geçmisti ama hala ayniydi durum.
Çiçeklerinin yanina gitti. Hergün onlarla saatlerce dertlesiyor, zaman zaman agliyordu onlarla..
En çokta kan kirmizisi gülünü seviyordu. Çünkü kirmizi gülün onun için yeri apayri idi.
Oda genç kizla beraber gülüyor, onunla beraber agliyordu.
Onu sevdigi gibi görüyordu genç kiz. Ve gülünü sevdigini ilk gördügünde ona hediye edecegine
dair yemin etmisti. Baska türlü paylasamazdi gülünü kimseyle...
Kapi çaldi aniden. Kapiyi açti ama kimse yoktu. Gözü yerdeki beyaz zarfa ilisti.
Yavasça egilip zarfi yerden aldi. Birden kalbi deli gibi atmaya basladi.
Ne oldugunu anlayamiyordu. Zarfin üzerinde ne bir isim, ne bir adres vardi. Zarfi açti,
içinden beyaz bir kagida yazilmis bir mektup çikti.
Kalbi daha hizli atmaya basladi. Onun kokusu vardi kagitta. Evet, onun kokusu vardi.
Yilar yili özlemini çektigi, yaninda olabilmek için canini bile verebilecegi sevdiginin kokusu vardi mektupta..
Basi dönmeye basladi. Koltuguna geçip oturdu yavasça.. .Kagidi açti.
Ve elleri titreyerek okumaya basladi.

" Sevgilim, senden ayrildiktan sonra, bir kalbe 2 sevginin sigmayacagini bildigimden dolayi,
ne bir kimseyi sevebildim, nede kimseye bakabildim...
Her günüm digerinden daha zor geçti, çünkü her gün özlemin dahada artiyordu..
Sana kitaplari dolduracak kadar siirler yazdim. Her biri digerinden dahada hüzünlüydü.
Yazdim, okudum, agladim... Hergün yazdim, her gün okudum, senelerce agladim...
Her gece seni düsündüm sabahlara kadar, her gece senin yaninda olmayi istedim.
Ve her gece sensizlige lanet ettim, uykulari haram ettim kendime,
sensiz olmanin acisini gözlerimden çikardim...
Ve bir gün herseyi degistirecek bir firsat çikti önüme.
Bunu firsati degerlendirmeyip, kendime haksizlik edemezdim... Ve degerlendirdim...
Senden çok uzaklara gittim, belki seni unuturum diye.. Ama tam tersi oldu.
Seni daha çok özlüyorum artik... Senden çok uzaklardayim belki,
ama yinede seni görmek için uzaklardan gelebiliyorum. Hemde her gece...
Seni seviyor, seyrediyor ve egilip sen uyurken yanagina bir öpücük konduruyorum..
Bazen gözlerini açip bakiyorsun, geldigimi bildigimi saniyorum ama yine o tatli uykuna geri dönüyorsun.
Yarin birbirimizi sevmemizin 6. senesi...
Hep ben geldim simdiye kadar senin yanina, yarinda sen gel olur mu sevgilim..
Ha, unutmadan, sana hep sözünü ettigim, kalbime iyi bak olur mu ?
Çünkü gözyaslarimla, adini yazdim ona...
Seni senden bile çok seven bir sevgi var kalbinin içinde...
Unutma, kirmizi gülüde unutma olur mu ??...
Seni Seviyorum, Yanima Gelinceye Kadarda Sevecegim...

HayaLTeaM
03-03-2008, 10:10 AM
http://img524.imageshack.us/img524/8287/kelebekilepapatyaiv9.jpg (http://imageshack.us)

Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.
İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikler,tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.
Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki,mutluluktan içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su’ya aşık olmuştur.
İlk kez aşık olan çiçek,etrafa kokular saçar, “Sırf senin hatırın için ey su “ diye…
Öyle zaman gelir ki, artık su da çiçeğe karşı içinde bir şeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.

Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek ;” acaba Su beni Seviyor mu ?” diye düşünmeye başlar..
Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle… Halbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.
Çiçek su’ya “Seni Seviyorum” der. Su, “Ben de Seni Seviyorum” der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine “Seni Seviyorum” der. Su, “Ben de “ der.
Çiçek sabırlıdır. Bekler.bekler,bekler…..
Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku salamaz etrafa ve son kez su ya “Seni Seviyorum” der.
Su da ona “Söyledim ya ben de Seni Seviyorum” der ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin. Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine…

Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, su ya der ki; “Seni ben gerçekten çok Seviyorum.”
Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır nedir sorun diye… Doktor gelir ve muayene eder çiçeği ve sonra şöyle der doktor:
“Hastanın durumu ümitsizlik, artık elimizden bir şey gelmez.”
Su, merak eder sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora.
Doktor şöyle bir bakar suya ve der ki:
“ Çiçeğin bir hastalığı yok dostum… Bu çiçek sadece SUSUZ kalmış, ölümü onun için” der.
Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece “SENİ SEVİYORUM” demek yetmemektedir !...

HayaLTeaM
03-03-2008, 10:16 AM
http://img528.imageshack.us/img528/4704/otobusduragiiq9.jpg (http://imageshack.us)

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri
tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan
sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha
karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan,
aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç...
Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz
zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah
otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında.
Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan
binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf
birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden
evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa,
onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler
bir süre sonra...

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem
de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar
ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve
elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor
getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir
mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına
uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında
para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da
kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren
sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri,
yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü,
büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı.
Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi
olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını
beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler
hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler...
"Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp
adama ve "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt
verirdi hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü
kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...."
Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu,
"Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi
sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba
sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda
kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği
çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla
karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli
değildi zaten....

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar
yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman
buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına
geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam,
hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul
etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve
sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla
beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken,
harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık"
levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?"
dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev
yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası
olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz
evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır
diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki
tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç
para olursa olsun, burası bizimdir artık...."

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde,
ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her
gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde
kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra,
kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın.
Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan
kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi
hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç
beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim
bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da
acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu
beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı
adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat"
diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam,
duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki.
Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu
kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının
birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık
dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü
kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam
karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor
her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...."
"Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye
bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini
kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o
restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce
ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı...
Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk
doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları
kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen
ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de
yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi
adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların
orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir
şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden.
Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim
seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin
böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının
desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın,
sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi.
Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini
hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini,
en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması
için dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu
söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı.
Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı
açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne
yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi
çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka
konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye
ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı:
"Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm
ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki
kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir
senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep
söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini
biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden
sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber
vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını
yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının
karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve
kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış,
bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu
kutuyu vermemi istedi..."

Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu
kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline
tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi.
İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda.
İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir
tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim",
"Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm
derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim
için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni
istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?"
son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu
gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:
"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre
yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı
ederken, ben hep seni izliyor olacağım..

HayaLTeaM
03-03-2008, 10:22 AM
http://img146.imageshack.us/img146/1320/iloveugr0.gif (http://imageshack.us)

Sizce sevgililer gununde nasil bir supriz yapmali?
Sevgili'ler gununuz nasil olsun isterdiniz?
Sevgililer Gunu sizce onemlimi? Yoksa Siradan bir gunmu?

Lutfen Sevgililer Gunu icin yorum ekleyiniz !!!

----------------------------------------
14 Subat Sevgililer Gunu Anlami ve Tarihi

Her sene 14 Subat ta kutlanan "Sevgililer Gunu" nun asil adi "St Valentine
Day" dir. Bu ozel gun dunyanin her ulkesinde sevgililerin sevgilerini ifade etmek icin
ayirdiklari bir gundur. Bu ozel gunde sevgililer birbirlerine cicek, cikolata ve cesitli
hediyeler ile sevgilerini gostermektedir.

Peki ama kim bu St. Valentine ve niye bu gunu kutluyoruz??

Efsanelere gore St Valentine hayatini aska ve sevenlere adamis bir filozoftur. St.
Valentine'ın oykusu M.S. 270 li yillara dayanmaktadir. Doneminde tahtta bulunan
Roma İmparatoru II. Claudius "Zalim" adıyla tanımlanmakta ve her yetiskin erkegin
asker olmasını istemekteydi. Bu nedenle ulkede evlenmeyi bile yasaklamisti. Kimse
sevgilisini goremiyordu. Ancak St. Valentine gizliden gizliye gencleri
bulusturuyor ve onlari evlendiriyordu.

Valentine nin bu aktivitelerini farkeden Imparator II. Claudius, Valentine nin olum
ilanini cikartti ve St Valentine 14 Subat ta olduruldu. O tarihten itibaren birbirini
seven kisiler St Valentine i anmak adina birbilerine hediyeler vermeye basladi.

Sevgililer gunu 1400 lu yillardan sonra aktif olarak kutlanmaya baslanmistir.
Bilinen en eski sevgililer gunu karti British Museum (Ingiliz Muzesi) da
sergilenmektedir. Ilk ticari sevgililer gunu karti 1840 yilinda Esther A Howland
tarafindan Amerika da uretilmistir.

Greeting Card Association a gore Sevgililer gununde her yil yaklasik bir milyar
kart gonderilmekte olup bu rakam Sevgililer gununu yilbasindan sonra ikinci en
fazla kart gonderilen gun yapmaktadir.


Ne hediye almali?

En onemli sorulardan biri de ne alacagina
karar vermek.

Eger klasik bir insansaniz kirmizi gulu tercih
edebilirsiniz. Ayrica bu gunde en fazla tercih
edilen hediyeler; cikolata, kalp seklindeki
kirmizi renkli yastiklar, oyuncak ayi ve
mucevher.

Benden tavsiye ne alirsaniz alin mutlaka
ve mutlaka icine kart koyun..Sevginizi ifade
edecek hos sozlerle sevdiginiz insani
mutlu edin, ve dolu dolu SENI SEVIYORUM
deyin.


Nereye gitmeli ?

http://img164.imageshack.us/img164/7339/karikaturrred7.jpg (http://imageshack.us)
Sevgililer gunu olmasi dolayisiyla sevgilinizle birlikte
mum isiginda romantik bir aksam yemegi yiyebilir,
arkasindan romantik bir film izleyebilirsiniz...

HayaLTeaM
03-03-2008, 10:30 AM
http://img81.imageshack.us/img81/9333/9cdslqlynwwj0.jpg (http://imageshack.us)

Sabah erkenden gitarını alıp evden çıktı...posta kutusu boştu gene. Yoo, hayır. Beyaz birşeyler vardı. Kalbi hızla
çarparken, kutuyu açıverdi.Elektrik faturası gelmişti...hem de herzamankinden "hoş" bir miktarda...Başka birşey olmadığını bildiği halde, gene kutunun içine bakti..
Dışarısı, ne soğuk ne de sıcak...kapalı bir havaydı.Yağmur yağmaması için dua etti...şemsiye evde kalmıştı ne de olsa...Karşıya geçmek için trafik lambalarının yanında durdu...önünden son sürat geçen araba, bütün çamuru sıçrattı...en sevdiği siyah pardesüsü de batmıştı...karşıya geçti.Karnı açtı...Her pazar sabahı uğradığı cafe'ye gitti..."tadilat nedeniyle kapalıyız" yazısını okurken, gülümsedi...aklına mezar taşına yazılabilecek bir şey geldi "Tadilat nedeniyle oldu...açlıktan"...neyse dedi kendi kendine" o kadar da aç değildim"...sonra bi yerlerde yerim diye düşünerek yürümeye başladı.

Derken yanından geçen bir grup çocuk, ona sertçe çarptı. Yere yığıldı.Karşısında, evin balkonunda oturan bir grup genç kız, gülüyorlardı...ona gülüyorlardı...Ayağa kalkarken, cebindeki bozuklukların düştüğünü farketti. Herbiri ayrı bir yöne yuvarlanıyor...çatlaklardan, deliklerden düşüp kayboluyordu.Parası da gitmişti.Bi gitarı, bi de canı vardı...Yemek yiyecek,eve gidecek parası kalmamıştı...yorgundu. Mektup yazmayan, arayıp sormayan, çok sevdiği o kızla bir zamanlar gittikleri parkı hatırladı...orada küçük çocuklar bileklik, kolye gibi hediyelik eşya satarlar...müzisyenler maharetlerini gösterir, para kazanır,kızlara hava atarlardı...Parktaki o eski nese kalmamıştı.Yolun kenarına geçti. Elindeki gitar çantasını yere koydu. Gitarını çıkarıp, o "en" hüzünlü besteyi çaldı...sonra, o kıza bestelediği parçayı...ve bir başkasını...ve bir başkasını...çaldı...çaldı. Kulağına gelen takırtı sesleriyle kafasını kaldırdı. Gitar çantasına para dolmaya başlamıştı. Sonra, neşeli bir parça çaldı...para geldikçe,şarkılar daha bir hareketli, daha bir neşeli oluyordu...Güneş batmaya başladı... İleride zabıtalar göründü...daha fazla kalamazdı orada.Gitarı çantaya koydu ve kalktı...eve gidecek, yemek yiyecek parası vardı... belki kirayı hala veremeyecekti, bu ay...ama, hiç değilse düşürdüğünü karşılıyordu bu miktar...
Derken yağmur başladı...Eve daha çok var, diye geçirdi içinden. Ne zordu hayat!Yağmur altında yürümeyi severdi...ama yalnızken değil.Yalnızken,daha bi ağır yağıyordu sanki yağmur...Daha bir soğuk... Eve vardığında, kuşu öterek karşılamadı onu...sessizlik dolu ev, o an ürpertti...kafesin yanına gittiğinde, minik kuşu kafesin tabanında yatıyordu hiç kıpırdamadan...öylece..."ölüm" dedi..."sürprizleri seviyor" Islak giysilerini çıkardı...kuş gibi o da ölecekti, bu sefil hayatta.
Gitar çantasını açtı, kalan bozuklukları almak için. Arada beyaz bir kağıt gördü...Açar açmaz, yazı tanıdık geldi...o beyaz ellerin yazdığı notu okurken, önce heyecanlandı, sonra üzüldü...Notta: Demek hala bizim parçamızı çalıyorsun...ve yine çok hüzünlü bir şekilde. Beraber aldığımız kuşları hatırlıyor musun? Bendeki bu sabah öldü...ayrılığa dayanamadı herhalde...ama, biz insaniz, dayanabiliriz degilmi? Yarın gidiyorum bu şehirden...kendine iyi bak...hoşçakal! Anladı o an, işlediği hatayı...ne kadar da bencil olmuştu bugüne kadar. O bu şehirdeydi...ve hiç aramamıştı...o arar diye. Şimdi aynı şehirde bile olmayacaklardı. Gün batışını aynı anda izleyemeyecek, aynı ortamda aynı havayı solumayacaklardı...ama, o da affetmezdi ki...yoksa eder miydi?Dal rüzgarı affeder, ama kırılmıştır bir kere, diye geçirdi içinden...Kapı çaldı...ne de çok istedi o an için, kapıdakinin o olmasını...Bu nedenle açmadı kapıyı...o umudu taşımak istedi hep içinde...sonra uykuya daldı...uyanmamak üzere...

HayaLTeaM
03-03-2008, 10:34 AM
http://img246.imageshack.us/img246/1286/7o3anizm1kul5.gif (http://imageshack.us)

Günlerden bir gün aşk meleği oklarını yanlışlıkla iki kişiye fırlatır.
“Bu ne biçim melek” demeyin olmuş bir kere..
Dünyada en son aşık olması gereken iki zıt karakterdir kahramanlarımız.
Bir arada olmaması gereken bu iki karakter aslında ömürleri boyunca acı çekmişlerdir ta ki meleğimiz hayatının en büyük hatasını yapana kadar..


Oklar isimlerinin başharfi D ve M olan iki şanssız karakterimizi yaralamıştır.

O büyük buluşma gününde yarım olan karakterlerimiz D ve M diğer yarısını bulmuştur ancak ortada çok büyük bir problem vardır.

D ve M daha önce hiç hissetmedikleri ve belki başka hiçbir zaman hissedemeyecekleri güzel şeyler hissetmişlerdir ama bunun sonu olmadığından yakınıp durmuşlar bir süre..

İki karakterimizde işini gücünü bırakmış,dünyadan ve sorumlu oldukları insanlardan bihaber inzivaya çekilmişler.

Ancak bu sırada dünya birbirine girmiştir,insanlar çıldırmış,dünya sanki tersine dönmüştür sadece D ve M'nin değil tüm insanların hayatı alt üst olmuştur.

Tabii aşkın gözü kördür D ve M'nin bunun farkına varması uzun zaman almıştır bu süre içinde küçük kıyametler kopmuş D ve M ancak dostlarının uyarmasıyla durumun farkına varmışlardır.

Kahramanlarımızdan M'nin gözünün önündeki perdeler kalkıp olayın ciddiyetini fark edince D'ye artık ayrılmaları gerektiğini yoksa sadece ikisinin mutlu olması uğruna birçok insanın hayatının kararacağını anlatmıştır.

Ancak, D kabullenememiş, bunun mümkün olmayacağını, onsuz hayatın zindanda yaşamaktan farklı olmayacağını anlatmış durmuştur, fakat M kafasına koymuştur bir kere ayrılmalarının en doğru karar olacağını söylemiş,bırakıp gitmiştir D'yi..

O günden sonra D ve M hiç aramamış, sormamışlar birbirlerini..

Ama ne D mutludur ne de M..

İkiside kendilerini görevlerine adamış hep başkaları için çalışmıştır,ne bir başkasına gönül verebilmişler ne de yaşadıkları o güzel günleri unutabilmişlerdir.

D hiçbir zaman yedirememiştir,anlamamamıştır sevdiğini..

Ama gururunu yenipte gidememiştir M'ye..

M hep bu kararın en doğru karar olduğunu düşünmüş ama yürekten inanamamıştır buna sadece öyle yapması gerektiği için yapmıştır,mutsuzdur ama yapılabilecek başka bir şey yoktur.

O günden sonra D ve M aynı yerde bulunmamak için çok çabalamışlardır.

Aslında çoğu zaman buluşmuşlar mecburiyetten her buluşmada küçük kıyametler kopmuş,insanlar üzülmüş,ağlamıştır hatta kimi insanın canına mal olmuştur bu buluşma...

Merak ettiniz değilmi bu iki bahtsızın gerçek adını daha fazla meraklandırmayayım sizi.

Duygu ve Mantıktır asıl isimleri..

Dünyada en son bir araya gelmesi gereken iki geçinemeyen sevgili...

HayaLTeaM
03-03-2008, 10:49 AM
http://img164.imageshack.us/img164/3520/yanlizadamow7.jpg (http://imageshack.us)

Onu ilk gördüğümde 17 yaşındaydım. O ise 20. Akıl hastanesine ziyarete gitmiştim. Arkadaşım zorla götürmüştü. Bahçedeydi... Kıştı. Onun üzerinde sadece tişört vardı. Dikkatimi çekmişti. Herksin yanında birileri vardı o yalnızdı. Yanına gidip adını sordum, sohbet etmeye başladım. Konuşmuyordu, benimle hiç ilgilenmiyordu. Bu daha da dikkatimi çekmişti. Üzerine gidiyordum ama boşunaydı. Hiç konuşmuyordu. Çok etkilemişti beni...

Daha sonra her gün yanına gitmeye başladım. Benimle az da olsa konuşmaya başlamıştı. Doktoru onun durumunun hiçte iyi olmadığını, ailesini trafik kazasında kaybettikten bu hale geldiğini anlattı ve onla bu kadar ilgilendiğimi sordu. Cevap veremedim. Sanırım beni etkilemişti ve seviyordum onu.

Onu etkilemeyi sonunda başarmıştım. Okul çıkış saatimi sabırsızlıkla beklediğini söylemişti. Beni görmeden mutlu olmadığını anlatmıştı. 1 yılda gülümsetmeyi baş artmıştım onu. Bana ilk “ Seni Seviyorum” dediğinde de tanışmışlığımızın üzerinden 1,5 sene geçmişti. Gülüyorduk el ele dolaşıyorduk bahçede. Doktoru bile şaşırmıştı bu duruma. Artık psikoloji tedavisi bitmiş sadece ilaç tedavisi uygulanıyordu. Buda bizi çok mutlu ediyordu. Ailemin ondan haberi vardı. Ama onu sadece benim ilgilendiğim bir hasta olarak görüyorlardı. Oysa biz sevgiliydik. Sözlendik. Yüzüklerimizi doktoru taktı. 2 yıl sonra ailem her şeyi öğrendi. Ondan ayrılmamı istediler. Çünkü o hastaydı. Bir hafta beni eve kapattılar. Artık mavişimin yanına gidemiyordum. Günün birinde evden kaçıp yanına gittim. Hastanede yoktu. Beni iki gün beklemiş ben gelmeyince de kendi isteğiyle hastaneden ayrılmış

Bir ay boyunca eve kapandım. Kimseyle konuşmuyordum yemek bile yemiyordum. Bir arkadaşım mavişimi yolda görmüş oda benim ev adresimi almış. Bir gün mavişim ellerinde çiçeklerle evimizin önüne geldi. Annemi kandırıp bir hafta birlikte tatile çıktık. Artık onundum. Tüm kalbimle ve bedenimle...

Ailem ne yazık ki kararından vazgeçmiyor ve onu istemiyor. Şu an o yanımda yok. Ailem beni Antalya’ ya gönderdi. O da İstanbul’ da. Buraya gelmesi imkansız. Üçüncü senemizdeyiz ve 4 aydır ayrıyız. Haberini arkadaşlarımdan alıyorum. Yine hastaneye düşmesinden korkuyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey var. Onu çok seviyorum...

HayaLTeaM
03-03-2008, 10:53 AM
http://img107.imageshack.us/img107/3587/gulmkreokfmpm0.jpg (http://imageshack.us)

Hadi aç gözlerini yaşamalısın bütün sevdiklerin için hadi aç gözlerini!..ambulans yok mu ambulans çağırın lütfen diye haykırıyordu genç kız umutsuzca.. sevgilisinin başından kanlar süzülüyordu ve bunu gördükçe daha bir kötü oluyordu Didem..

O gün ayrılık kararını almıştı ve bunu sevdiği adama nasıl söyleyecekti bilmiyordu bildiği tek şey bu ilişkinin yürümemesiydi..Fatih iyi biri olmasına rağmen Didem’le yeteri kadar ilgilenmiyor ve sürekli işi nedeniyle görüşmelerine fırsat ayıramıyordu..Didem ilgisizliğe daha fazla dayanamıyordu ve bu ilişkiyi noktalamak istiyordu artık..

Telefonun sesiyle irkildi birden arayan Fatih’ti.

_günaydın bitanem nasılsın

_iyiyim Fatih sen nasılsın diyebilmişti kendi sesini bile duymakta zorluk çekti genç kız

_bence iyi değilsin sesin kötü geliyor bir sorun mu var aşkım

_hayır yok bişey

_hasta mısın sende bir haller var soğuk konuşuyorsun

_hayır bişeyim yok ama bugün buluşalım mı?seninle konuşmak istediklerim var

_telefonda söyleyemez misin bugün burdan çıkmam imkansız çok işim var hayatım

her zamanki gibi yine işlerin var demek diye düşündü Didem ..

_alo ordamısın aşkım

genç kız verdiği kararın doğru olduğunu bir kez daha anlamıştı..

_evet buradayım diyebildi güçlükle

_bak Fatih seninle konuşmak istiyorum ve daha sonrayı bekleyemem

çok önemli en kısa zamanda görüşmek istiyorum seninle hiç olmazsa 1 saat görüşelim

sonra kaldığın yerden devam edersin işlerine..dedi ve iki tarafta sessizliğe gömüldü..

Fatih bişeylerin yolunda gitmediğini geçte olsa anlamıştı..Bu kadar ısrarla buluşalım demezdi Didem kesin kötü bişey olmuştu meraklandı tamam geliyorum diyebildi..

_yarım saat sonra Kadıköy’de buluşalım her zamanki çay bahçesinde

_olur tamam dedi bu kez Fatih zorlukla..

Yolda Fatih’in aklında bir sürü soru işaretleri vardı..Acaba çok mu ihmal etmiştim Didem’i bir derdi vardı ve bana söyleyemedi..Kendine yol boyunca kızdı ve Didem’e hak vermişti..Ama yolda kendine bir söz vermişti artık sevgilisiyle daha fazla ilgilenecek ve daha fazla vakit ayıracaktı..Gerekirse patronuyla bile görüşüp izin alacaktı ve sevgilisiyle bir hafta olsa bile tatile çıkacaktı..Sonunda Kadıköy’e varmıştı genç adam çiçekçinin önünden geçerken gözü kırmızı güllere erişti ne zamandır çiçek almıyordu sevgilisine hemen bir demet gülü aldı ve çay bahçesine geldi..

Didem çoktan gelmiş oturmuştu bile masaya sevgilisini bekliyordu arkası dönüktü genç kızın..

Masaya doğru yaklaştı arkadan çiçekleri uzatıp yanağına öpücük kondurdu Fatih..

Didem böyle bişey beklemiyordu şaşkındı ve ne diyeceğini bile bilmiyordu..

6sene olmuştu çıkmaya başlayalı ilk günlerde yapmıştı bikaç kere böyle ama şuan yapmamalıydı..sonra nasıl söyleyebilirdi ki ayrılmak istediğini Fatih’e..

_nasılsın hayatım bak senin için aldım gülleri en kırmızısından sen seversin..

_teşekkür ederim Fatih hiç gerek yoktu..

_nasıl? bu kadar mı öpmek yok mu?

_bana yalnızca kızdığın yada kavga ettiğimiz zaman adımı söylerdin sorun nedir söyler misin sabahtan beridir soğuk konuşuyorsun çiçekleri görünce bile değişmedin nedir bütün bu olanlar anlatır mısın?

Genç kız durdu bir an bütün gücünü toplayabilmek için derin bir nefes aldı nasıl anlatacağını söze nerden başlayacağını bulamamıştı..Güçlükle ;

_Fatih

_ayrılmak istiyorum ben dedi

Fatih’in yüz ifadesi değişti tamam ters gidiyordu bişeyler ama bu çok ağırdı hazırlıksızdı ve böyle bişey aklının ucundan bile geçmiyordu..birbirlerine söz vermişlerdi ölünceye kadar hatta öldükten sonra bile sürecekti sevdası..

_Çok düşündüm Fatih bu ilişkinin sonu yok artık..işlerinden ilgisizliğinden bıktım artık

Fatih hiç bişey söyleyemeden sadece anlattıklarını dinliyordu Didem’in..

_Sürekli bişeylerle meşgulsün bana zaman ayıramıyorsun bile..Hadi onu bırak geçen hafta doğum günümdü ve sen yine her zamanki gibi yanımda değildin Fatih..

_Çok önemli bir iş seyahatindeydim ama biliyorsun..Gitmem şarttı sadece bu sene kaçırdım yanında olamadım bu yüzden mi 6 seneyi bitirmek istiyorsun yani sen?

_hayır sadece bu değil diğer sebeplerde var geçen sene mezuniyet balosuna senle gidemedim başka biriyle gitmek zorunda kalmıştım babam hastaneye yattığında kendimi çok çaresiz savunmasız hissettiğimde de sen yoktun yanımda hatırladın mı?

_İyi ama herşeyi geleceğimiz için ikimiz için yapıyorum çalışıyorum bunun için ayrılamazsın benden

genç kız bütün gücünü topladı ve sigarasından derin bir nefes çekti

_sadece bu yüzden değil Fatih ben bir senedir biriyle konuşuyordum ve ona karşı ilgisiz olmadığımı farkettim dahası ne zaman başım sıkışsa ne zaman ihtiyacım olsa yanımda hep o vardı benim..

mezuniyet balosuna beraber gittik... Babam için doktor tanıdığı varmış çok ilgilendi ve doğum günümde de yanımdaydı...

_ne yani beni aldatıyor muydun? Bunu senden beklemezdim Didem sen diğer kızlardan başkaydın seni diğer kızlardan ayırıp farklı bir yere kalbime yerleştirmiştim bunlara inanamıyorum ölseydim de bunları senden duymasaydım yazıklar olsun sana !..

Genç adam koşarak caddeye fırladı ve karşıdan gelen araba ancak genç adama vurduktan sonra durabildi..Didem koşarak Fatih’in yanına gitti gözyaşları içinde kayboluyordu genç kız adeta...


Hadi aç gözlerini yaşamalısın bütün sevdiklerin için hadi aç gözlerini!..ambulans yok mu ambulans çağırın lütfen diye haykırıyordu genç kız umutsuzca.. sevgilisinin başından kanlar süzülüyordu ve bunu gördükçe daha bir kötü oluyordu Didem..

İnanamıyordu bu olanlara genç kız kendini suçluyordu sımsıkı sarılıyordu bırakma beni diye Fatih’e

Belki de gerçekten sevdiğini anlaması için böyle bir olay gerekliydi..Fakat artık çok geçti..genç adam hastaneye yetişemeden yolda can vermişti..

Didem yaptıklarından ötürü kendini hiç affetmedi Fatih’i çok sevdiğini geçte olsa anlayabilmişti

Kendisini affettirebilmek içindir belki de kim bilir her gün mezarının başına gider ona dualar eder ve mezarının üzerinde kan kırmızısı gülleri eksik etmezdi hiçbir zaman..Didemin kalbi bu olaylara dayanamadı yada biran evvel sevgilisine kavuşmak için midir bilinmez oda sevdiği adamın acısına yalnızca 3 sene dayanabildi...Didemi Fatihin yanındaki mezarlığa gömdüler vasiyeti üzerine ve mezar taşlarının üzerinden hiçbir zaman kan kırmızısı gülleri eksik olmadı...

HayaLTeaM
03-03-2008, 10:57 AM
Bıdıklardan aşk tanımları
http://img444.imageshack.us/img444/4950/cocukaskinl4.jpg (http://imageshack.us)

En büyüğü 10 yaşında olan bir grup akıllı bıdığa "Sence aşk nedir?" diye sormuşlar. Alınan cevaplar, internette hızla dolaşıyor. Cevaplara bakınca anlıyoruz ki, gerçekten çağ atlıyoruz. Çocukluğumuzda bize "Aşk nedir?" diye sorsalar ne cevap verirdik? Aramızdan cevap verebilen çıkar mıydı? Evet, belki kendi aramızda "Aşk bir sudur iç iç kudur" türünden bir tekerleme yuvarlayıp işin içinden çıkardık ama aşağıdaki türden yargılara ulaşacak verimiz olmadığı gibi, dile getirmeye de utanırdık galiba! Bu arada unutmadan cevapların yanındaki yorumlar da e-posta dünyayı dolaşırken, isimsiz kahramanlarca eklenmiş... İşte cevaplar:


- Aşk, sevgilimizle aramızda bi sürü kötü şey meydana gelmeden önce hissettiğimiz şeydir.

- Benim anneannem sırtından hasta olmuştu ve eğilemediği için ayak tırnaklarına oje süremiyordu, dedemin de parmakları hasta olmasına rağmen anneannemin ayak tırnaklarına hep oje sürüyordu. Bence aşk budur.

(Evet yaaa. evet yaaa) - Sizin adınız size aşık olan birinin ağzından daha değişik çıkar, o size adınızı söylediği zaman "benim ne güzel adım var" diye düşünürsünüz...
(Hakikaten! Hiç böyle düşünmemiştim.)
- Aşk birlikte yemeğe gittiğimiz zaman sevgilimizin kendi kızarmış patateslerini bizim tabağımıza koyması ve bizim tabağımızdan hiçbir şey almamasıdır.
(İşte bu en güzeliydi)
- Aşk, biri sizi ne kadar kırmış olsa da sırf o üzülür diye ona kötü bişey söylememektir.
(Canımm yaa evet öööle, ama...) - Aşk çok yorgun olduğumuzda bizi gülümseten bişeydir.
(Daha nasıl anlatılabilir ki?)
- Aşk, annemiz babamıza kahve yaptığı zaman ona götürüp vermeden önce kendisinin bir yudum içmesi ve tadının çok güzel olduğunu kontrol etmesidir.
(Bi de illa ki de paylaşmaktır) - Aşk, sevgilimiz bişey söylüyorsa yılbaşı hediyelerini açmayı bile bırakıp onu dinlemektir.
(Şimdi ağlicam ama, bu da ikinci en güzel tarif)
- 'Senden nefret ediyorum' dediğimiz birine ilerde aşık oluruz.
(Hadiseyi çabuk kavramış )
- Aşk sarılmaktır... Aşk öpüşmektir... Aşk "hayır" demektir.
(Bu da çabuk çözmüş ))
- Aşk sevgilimizin her şeyini bildikten sonra bile onunla çok iyi arkadaş olabilmektir.
(Cidden ağlicam.)

- Aşk kocamız çok terliyken ve kötü kokuyorken bile ona "Sen Bruce Willis'ten daha yakışıklısın" demektir. (Kesinlikleeeeeee)

- Aşk, köpeğinizi bütün gün evde yalnız bıraksanız bile eve döndüğünüzde size koşup bütün suratınızı yalamasıdır.
(Yaa off hayır bu çok acımasızca ama ))

- Aşk, Sevgililer Günü kartlarının üzerinde yazan şeyleri sevgilimize soylemek ama başkalarına söylerken yakalanmamaktır.
(eheheheheh seni gidi seni)

- Birine aşıksanız, kirpikleriniz hareket ettikçe gözlerinizin içinden yıldızlar çıkar.
(Süper tespit)

- Eğer aşık değilseniz "seni seviyorum"demeyin, ama gerçekten aşıksanız hep "seni seviyorum"diyin, hem aşıksanız hem de "seni seviyorum" demiyorsanız çok ayıp.

HayaLTeaM
03-03-2008, 11:11 AM
http://img504.imageshack.us/img504/6087/ruzgaryagmurvx1sz1.jpg (http://imageshack.us)

İçimde bir sıkıntı, kalbimde hüzün... Pencereme vuran yağmur damlacıklarını izliyorum, dalıp gitmişim uzaklara, derinliklere doğru bir rüzgarın seline kapılıp... Çok eski bir aşk hikayesi geldi aklıma, rüzgar ile yağmurun aşkı...

Dillere destanmış Kaf Dağının ardında rüzgarla yağmurun aşkı. Rüzgar deli gibi esermiş bulutlar biraz üşüsün ve yağmur gelsin banan diye. Yağmurun gözlerine vurgunmuş, masumiyetine ve saflığına vurgunmuş.

Yağmur her sabah dua edermiş. "Tanrım lütfen rüzgar essin bugün, ruhunu kalbimde hissedeyim, ellerini gözlerimde."

Tutkunlarmış birbirlerine ama ne rüzgar yağmura dokunabilirmiş ne de yağmur rüzgara. Ne zaman rüzgar ile yağmur biraraya gelseler sevdanın ateşi fırtınalar estirmiş onlara ve fırtınanın sonunda birbirlerine hiç dokunamayacaklarını düşünüp üzülürmüş yağmur, ağlarmış. İşte o zaman aşıkların yağmuru yağarmış ve sevdalılar el ele dolaşırmış yağmurun kalbinden gelen damlacıkların altında. Yağmurun hüzünlendiğini gören rüzgar kendini dalların arasında gizlemeye çalışırmış üzüntüsünü haykırmak için...

Ne zaman hafif hafif damlacıklar gökyüzünden düşmeye başlarsa, rüzgarın ellerini hissetmek isteyen yağmur gözyaşlarını akıtır yeryüzüne ve damlaların altında el ele dolaşan sevgilileri izler, kendini ve rüzgarı hayal eder onlara bakarak.

Ne zaman ağaçların arasında ıslık çalarak esmeye başlasa rüzgar, yağmurun üzüntüsüne kahrolur ve dalların arasında gizlenip çığlıklar atar. O çığlıkları duyan sevgililer daha da sıkı sarılırlar birbirlerine ve sarmaş dolaş sevgilileri izler buruk bir halde kendini ve yağmuru hayal eder onlara bakarak.

İşte böyle dillere destan yağmur ve rüzgarın aşkı. Ne zaman yağmur yağsa, ne zaman rüzgar esse kalpleri birbirleri ile kavuşur yağmur ile rüzgarın sevgililer gibi tüm bir arada olamayan sevdalılar için...

HayaLTeaM
03-03-2008, 11:16 AM
http://img205.imageshack.us/img205/1918/mehmetselimpolatkadinergx5.jpg (http://imageshack.us)
http://img505.imageshack.us/img505/7333/080kadinerkekqr0.jpg (http://imageshack.us)

Sizce Bir ilişkide en çabuk unutan taraf hangisi olur...yorumlarınızı bekliyorum...

HayaLTeaM
03-03-2008, 11:47 AM
Dünyanin en mutlu cifti?
Soru : Dünyanin en mutlu çifti kimlerdir?
Cevap: Adem ile Havva.


http://img530.imageshack.us/img530/6605/ademhavvate4vx5.jpg (http://imageshack.us)

1- Adem'in de Havva'nin da kaynanası olmadı.
2- Adem de Havva da aldatılmaktan korkmadı.
4- Adem: "Arkadaslarımla maç yapmaya gidiyorum" diyemedi.
5- Havva kız arkadaşlarını eve toplayıp akşama kadar dedikodu yapamadı.
6- Adem hiçbir zaman poker partisine gidiyorum deyip, gecenin bir köründe eve sarhoş gelemedi.
7- Adem hiç uzun iş görüsmeleri için yurt dışına gidemedi.Gitse bile gittigi yerde otel odasında kalamadı.
8- Sevgililer Günü'nü unutmaktan dogan kavgalar çıkmadı.
9- Randevulara gecikince trafigi bahane edemediler.
10- Yüksek gelen faturalar nedeniyle tartışmadılar.
11- Özel günlerinde birbirlerinin sevmedikleri arkadaşlarını davet etme gibi bir ihtimalleri olmadı.
12- Adem hiçbir zaman Havva'ya "Sen bu dünyada gördügüm en güzel kadınsın" derken yalan söylemedi.
13- Hiçbir zaman röntgenleyen var mi? diye tedirginliğe düşmediler.
14- Onlar enflasyon canavarıyla hiç tanışmadılar. Birikimlerini batırıp,alacak bankacılarla da hiç karşılaşmadılar.
15- Onlar mutluydular. Çünkü, ne sayıma gerek vardi, ne de sayılmaya.
16- Hiçbir zaman birbirlerinin yüzüne telefonu kapatamadilar. Telefonda kavga da etmediler.
17- Hiçbir zaman siyaset-politika konusunda dil, din, ırk tartışmasına girmediler...
18- Havva hiçbir zaman kıyafeti ile Adem'i çileden çıkartmadı.
19- Hiçbir zaman Havva, "Beni en son ne zaman sinemaya götürdün, en son ne zaman dışarıda yemek yedik" demedi.
20- "Senden baska gül koklarsam namerdim" lafı da gerçekti ve Havva da bunun dogru olduguna emindi.

HayaLTeaM
03-03-2008, 11:51 AM
Sevgiliniz Beni Sevdiğini Kanıtla Dedi,Napardınız??

HayaLTeaM
03-03-2008, 12:43 PM
http://img111.imageshack.us/img111/1282/petekgokhanbiciigggef2gw6.jpg (http://imageshack.us)

Buradakilere seni biraz farklı anlattım, kusura bakma. Seni benim kocam zannediyorlar, eski kocam, yani eski ve rahmetli kocam... Kızma hemen bana, çatma kaşlarını öyle. Seni öldürmüş falan değilim ama onlara bu durumu açıklamamın başka bir yolu yoktu.

Merhaba canım, gene ben geldim. Kusura bakma bugün biraz geciktim. Bilirsin işte günlük işler, faturalar, taksitler, ödemeler... Ama biliyor musun bugün seni çok özledim, gördüğüm herkesi sana benzettim. Eve gelip sana kavuşmak için neler yaptım bilemezsin.

Ama biraz kırgınım insanlara, güya akşama kadar oturup bir fotoğrafla konuşuyormuşum ben. Seni sadece bir fotoğraftan ibaret zannediyorlar. Bilmiyorlar ki bu kâğıt parçası benim yaşamamın tek sebebi. Bir de deli diyorlarmış benim için. Varsın desinler. Son iki yıldır kullandığım ilaçları seni unutmak için kullanıyorum zannediyorlarmış. Manyaklar!!! Ben seni hiç unutabilir miyim ki???

Buranın insanları çok iyiler, bu bana deli diyenler hariç tabi. Bana çok iyi davranıyorlar. Küçük ama sevimli bir şehir burası. Akşama kadar işyerimdeki işlerle uğraşıyorum.

Buradakilere seni biraz farklı anlattım, kusura bakma. Seni benim kocam zannediyorlar, eski kocam, yani eski ve rahmetli kocam... Kızma hemen bana, çatma kaşlarını öyle. Seni öldürmüş falan değilim ama onlara bu durumu açıklamamın başka bir yolu yoktu.

Hiç kavuşamamış olduğumuzu, senin aslında yaşadığını ve aslında senin bana yasak benim sana yasak olduğumu bilseler daha mı iyiydi sanki? Hem beni dul zannettikleri için kısmetlerimle de fazla uğraşmak zorunda kalmıyorum. Biliyorum sana yeni bir hayat kuracağıma söz verdim ama olmuyor işte, başaramıyorum. Bırak da senin özleminle yalnız olayım.

Sen beni boşver tamam mı? Ben burada günlerimi seni ve seninle geçirdiğim zamanları düşünerek geçiriyorum. Ben böyle çok mutluyum. Ama tek sıkıntım var o da doğduğum yerlere seni tekrar görürüm korkusuyla gelememem. Merak etme buna da alışırım zamanla. Sen mutlu ol bu dünyada gerisi önemli değil.

Hani bir gün arabada oturuyorduk seninle, her zamanki deniz manzaramızın karşısında. Birisi görecek diye gergindim yine ben ve sen bana sarılarak beni sakinleştirmeye çalışıyordun. Biliyor musun her zaman işe yarardı senin kokunu iliklerimle hissetmek ve sana doyasıya sarılmak. Beni alır çok uzaklara götürürdü... Sadece senin ve benim olduğum uzak diyarlara...

İşte o gün demiştin ya bana "Hadi gel her şeyi herkesi bırakıp buradan çok uzaklara, kimsenin bilmediği yerlere gidelim. Sevdamızı, aşkımızı gönlümüzce yaşayalım" diye... Biliyor musun o gün kabul etmedim ama bana bunu şu an, şu saniye söylesen hiç tereddüt etmeden, hiç kimseyi umursamadan seninle gelirdim. Hem de sonunun ölüm olduğunu bile bile...

Buradakilere seni biraz farklı anlattım, kusura bakma. Seni benim kocam zannediyorlar, eski kocam, yani eski ve rahmetli kocam... Kızma hemen bana, çatma kaşlarını öyle. Seni öldürmüş falan değilim ama onlara bu durumu açıklamamın başka bir yolu yoktu.

Sen sanki beni şimdi yaşıyor mu zannediyorsun? Ben her gün binlerce defa ölüyorum, sensizlik beni öldürmüyor ama süründürüyor be sevdalım. Senin yanında olup, bir defa ölsem daha iyi değil mi?

Ben artık, içim kan ağlarken, mutluluk taklidi yapmaktan çok sıkıldım...

HayaLTeaM
03-03-2008, 12:45 PM
http://img158.imageshack.us/img158/9477/yasemin1oe3.jpg (http://imageshack.us)

Bir kız var.Güzel,çekici,alımlı.
universitede öğretmenlik okuyor.
Erkekde aynı şehirde teknikerlik okuyor.
Bi arkadaş ortamında tanışıyor iki genç.
Ve arkadaşlıklarını pekiştiriyorlar...
Sonra ikisinin de dudaklarından o sihirli kelimeler dökülüyor kızın okulunun bitmesine çok az kala....
Erkeğin okulunun bitmesine daha iki yıl var.
Bu arada kızın akrabaları,ailesi kızı dört elden evlendirmeye çalışıyorlar.
Erkek çaresiz.
Kız erkeğin okuduğu şehirde kalabilmek için her şeyi yapıyor.Her yolu deniyor.
Bu arada ailesinin damat arayışları sürüyor.
Kız sevgilisini söyleyemiyor ailesine.Erkek daha öğrenci ve kızdan bir yaş küçük.
Ailesinin tepkisinden çekiniyor kız.
Kız erkeğin bulunduğu şehirde dershanenin biriyle anlaşıyor ama ilk yıl para vermeyiz diyor dershane sahipleri..
Bundan sonra işler daha da zor duruma giriyor.
Kızla erkeğin aynı şehirde birlikte yaşayabilmeleri için para lazım ama yok...
Kızın ailesi orada çalışırsan sana zırnık göndermeyiz diyor.
Erkek elinden geleni yapıyor.gündüz okuyor gece çalışıyor ama ne fayda.ögrenciye kim ne kadar maaş verir ki!
Bulundukalrı şehirde bir ev tutmaya kalksalar ev kirasının üçte biri kadar.
Tesadüf ya...!!!
Erkeğin bütün bursları,kredileri kesiliyor.
Daha sonra kızı evlendirme çabalarıi hızlanıyor ve kızı memleketinden çağırıyorlar.
Kız mecburen gidiyor ve bir daha geri dönemiyor.
Erkek perişan bi halde...okulu bırakıyor...
Kız memleketine gittiğinde her şeyi göze alıp söylüyor.
Kızın ailesi kızla erkeğin ilişkilerini tamamen koparıyor.değil görüşmek seslerini bile duyamıyorlar birbirlerinin.
Erkek okulu bıraktıktan sonra bi süre perişan geziyor.
Kız da bu arada evleniyor.

Erkek bi işe giriyor ve kısa sürede başarılı olup konumunu üst makamlara taşıyor
Ve kızın yaşadığı şehirde çalışmaya başlıyor
Kız evlendikten iki buçuk ay sonra boşanıyor.Ama kızı eve kapatıyor ailesi...
Erkek kızı araştırıyor.ve kızla iletisime geciyor.birbirlerini halen cok seviyorlar.
Ve bir gece her şeyi göze aıp kızı evinden kaçırıyor.
İki genç geçen acıların ardından mutlu gözlerle birbirlerine sarılıyor...Erkeğin memleketine doğru yola çıkıyorlar.
Yolda alkollu bir araçla çarpışıyorlar ve ikisi de oracıkta can veriyor.
Tam kavuştuk derken.....
Erkeğin cep telefonunda okul yıllarında kızla birlikteyken bir MSJ!!!

"GÖZÜMDEN ÖPME AYRILIKTIR DERDİN,ÖPMEDİM AYRILMADIK MI?"

HayaLTeaM
03-03-2008, 01:00 PM
4 Nisan 1953, saat 02:15 Çanakkale Boğazı, Nağra Burnu açıklarında İsveç bandıralı Nabuland Şilebi ile çarpıştı. Başından aldığı şiddetli darbe ile Dumlupınar birkaç saniye içinde sulara gömüldü. 81 mürettabattan kurtulan olmadı.

"SONSUZA KADAR"

http://img213.imageshack.us/img213/4514/acapella8aa51974a4fb3behc7.jpg (http://imageshack.us)
Ahmet denizciydi, eğitimini tamamladıktan sonra, tayini Dumlupınar Denizaltısına çıkmıştı.Gelibolu, Yeşilöz köyünün en güzel kızı olan Ayşe ile evlenmek istiyordu. Her zaman buluştukları kır kahvesinde buluştular. Canı biraz sıkkındı.

Ayşe "Neyin var?" diye sordu."Kötü birşey mi oldu?"
Ahmet durumu açıkladı. Tayinin bir denizaltıya çıktığını söyledi. Canını sıkan şeyin artık fazla görüşemeyecekleri olduğunu söyledi. "Ayrılalım" dedi.
Ayşe güldü."Üzüldüğün şeye bak. Sen bu millete hizmet etmek için eğitildin. Şimdi borcunu ödeme zamanı. Beni düşünerek sakın canını sıkma. Ben seni, daha önce beklediğim gibi, yine beklerim" dedi.
Bunu üzerine Ahmet, nişanlısına Mors alfabesini öğrenmesini, denizaltısının Çanakkale'den geçecegi günlerde boğaza bakan yamaçta nişanlısına ışıldakla mesaj çekeceğini söyledi.

Dediği gibi her geçişi Ayşe'ye önceden haber veriyor, Ayşe'de sevinçle yamaçta Ahmet'in mors alfabesiyle göndereceği mesajı bekliyordu.

Bu durum tüm mürettebat, hatta diğer denizaltıların mürettebatı tarafından da öğrenilmiş, her boğaz geçişinde iki sevgilinin hasretle mesajlaşmalarını sabırsızlıkla bekler olmuşlardı. Bu durumu komutanları dahi biliyor, hatta Gölcük deniz üssünde bunun esprileri yapılıyordu.

Dumlupınar Denizaltısı NATO manevralarından dönüyordu. 2 Nisan günü nişanlısı Ayşe'ye haber göndererek 4 Nisan sabahı saat 03:00'de Dumlupınar Denizaltısının Çanakkale Boğazı'ndan geçeçeğini haber veriyordu.

Ahmet'in O gün sevincinden içi içine sığmıyordu.Tatbikattan dönen denizaltılar arka arkaya dizilmiş Çanakkale Boğazı'na giriyorlardı. Önde Dumlupınar Denizaltısı, arkada İnönü Denizaltı'sı sefer halindeydiler.

Ayşe saat 02:30 sularından yatağından kalkarak Boğazın net görüldüğü tepeye çıktı. Elinde gece ışıldağıyla Ahmet'ini getiren Dumlupınar'ı bekliyordu. Saat 03:00'de Çanakkale Boğazının karanlık yüzünün üstünde bir ışıltı gören Ayşe el lambasıyla gemiye doğru "SENİ SEVİYORUM" mesajı gönderiyordu.

Boğaz'dan geçen karaltı Dumlupınar değil; İnönü denizaltı'sıydı. İnönü'nün Kaptan köşkündeki seyir subayı bu mesajı görünce yanındaki denizciye dönerek;

-Nedir bu oğlum? diye sordu,

-Komutanım gelin kızımız gemileri karıştırdı herhalde, Dumlupınar'daki Ahmet'in nişanlısı bu. Mesaj gönderiyor.

Komutan; -İyi tamam o zaman. dedi.

Fakat Ayşe ısrarla mesaj çekmeye devam etti. Durumda bir gariplik olduğunu farkeden asker komutanına dönerek:

-Komutanım hala mesaj çekiyor, Ahmet'ten cevap alamıyor. Ne diyelim ? diye sordu.

Komutan Nara burnu açıklarında, Dumlupınar Denizaltı'sının İsveç Bandıralı Naboland'la çarpışıp battığından habersiz, Ahmet'in herzamanki mesajı ile cevap verilmesini söyledi:

"Sonsuza kadar"


4 Nisan sabahı Naboland'la çarpışan Dumlupınar Denizaltı'sı 81 Askerimize mezar olmuştur.


Dumlupınar Şehitlerimizin İsimleri

Subaylar:
Kurmay Albay Hakkı Burak, Makine Kıdemli Yüzbaşı Naşit Öngören, Makine Yüzbaşı Affan Kayalı, Güverte Üsteğmen İsmail Türe, Makine Üsteğmen Fikret Coşkun, Güverte Teğmen Bülent Orkun, Güverte Teğmen Macit Şengün

Assubay Kıdemli Başçavuşlar:
Şevki Özsekban, Ali Tayfun, Emin Akan, Ömer Öney, Mehmet Denizmen, Sait Yıldırım

Assubay Başçavuşlar:
Cemaleddin Denizkıran, Salahaddin Çetindemir, Zeki Gider, Kemal Acun, Hüseyin Uçan, Cemal Kaya, Naci Özaydın

Assubay Çavuşlar:
Bahri Serseren, İhsan İçdemir, Selami Özben, İbrahim Altıntop, Şaban Mutlu, İhsan Coşkun, Hamd Reis, Samim Nebioğlu, Mustafa Doğan, İhsan Aral, Zeki Açıkdağ, Necdet Yaman, Tuğrul Çabuk, Mehmet Ali Yılmaz

Mükellef Çavuşlar:
Karasulu Veysel Saygılı, Rizeli Ramazan Yurdakul

Mükellef Onbaşılar:
Milaslı Niyazi Giritli, İstanbullu Züğfer Ceylan, İstanbullu İbrahim İşlemeci, Trabzonlu Murat Yıldırım, Bodrumlu Mehmet Kızılışık, Bodrumlu Emin Süzer

Erler:
Çanakkaleli Mehmet Demirel, Bigalı Ali Gökçü, Antalyalı Nurettin Alabacak, Bandırmalı Ömer Yalçın, Edremitli Ali Aslan, Lapsekili Ülfeddin Akar, Şileli Bekir Sarı, Sürmeneli Yusuf Demir, Rizeli Mehmet Aydın, Sökeli Mustafa Özsoy, Marmarisli Nuri Acar, Çorlulu Hüdai Çağdan, Lapsekili Kadir Demiroğlu, Tekirdağlı Fikri Ulaştırıcı, Bigalı Hüseyin Sayım, Bartınlı Hüseyin Kayan, İzmirli Kenan Odacıoğlu, Lapsekili Ahmet Günal, Bartınlı Mustafa Taşçı, Çanakkaleli Hasan Bozoğlu, Bursalı İbrahim Aksoy, İzmirli Feridan Kırcalı, Ordulu İsmail Özdemir, Çarşambalı Hasan Arslan, İnebolulu Ahmet Özkaya, Çanakkaleli Enver Uçar, Foçalı Necati Kalan, İnebolulu Murat Suyabatmaz, Giresunlu Mehmet Demir, Giresunlu Galip Yılmaz, Göreleli Hasan Kelleci

Tanrıdan şehitlerimize rahmet diliyoruz.
Onları da unutmayalım...

HayaLTeaM
03-03-2008, 01:05 PM
http://img266.imageshack.us/img266/2221/pinkhands1yd8bu0.jpg (http://imageshack.us)
Bugün seni çok ama çok özledim de söylemek istemedim. Niye öyle burnumun sızladığını, içimin burulduğunu, gözlerimin çaktırmadan ıslandığını anladım da ondan seni özlediğimi söylemedim. Bu güzel eylül gününde Boğaz'ı seninle seyretmek isterdim, sigaramın yarı dumanını rüzgarla paylaşmaya hazır, bedenim göğsüne yaslanmış öylece bakardım görüntüye. Bakarken güzel şeyler düşünürdüm! Sabah rastgele müzik dinlerken kimin söylediğini bilmediğim bir şarkının sözü çok hoşuma gitti. Kıymetimi bilmen için illa gitmem mi lazım, sevdiğini duymak için illa ölmem mi lazım diye soruyordu. Ya da benim bu şarkıdan çıkardığım sonuç bu emin değilim. İnsan hem sevdiğini söyleyip de hem neden sevdiğinin yanına gelmez.

Hani sana okuduğum kitapların konularını ve kişiliklerini anlatıyorum ya "Kürk Mantolu Madonna"nın erkek kahramanı geldi aklıma bugün. Kitabı sana anlatırken, hissettiklerimi dile döküşüm ve adama nasıl sinir olduğumu hatırladım sana sinir olurken. Aşık olduğu kadını evinin işleri bitince yanına almayı düşünen bir adam. O evin inşaat işleriyle uğraşırken kadıncağız Almanya'da hastalıktan ölüverdi. Bu garibim de aşkından gözleri kör, kadını mutlu etmek için evi güzelleştirmeye çalışıyor, kadının öldüğünden habersiz bir şekilde. Aşkın boya badanaya ihtiyacı yok ki. Sonrada bir ömür boyu terkedildiğini düşünerek mutsuz yaşadı. Ama ille de boyayacağım diyorsan ben yanındayken boya. Benim öyle "benden uzak olsanda mutlu ol", "gideceğin yere beni de götür sorana başımın belası dersin", "sabret aşkım sabret" gibi şarkı sözleriyle hiç işim olmaz. Arada söylüyorsun ya "Endamın yeter" diye biz onu söyleyelim.


Ben seni öyle ilahi bir aşkla seviyorum ki anlatmaya kalksam, kelimelere döksem ifade edememekten korkuyorum. Ya da dile dökülenin basitleşmesinden. Ben eğer becerebilsem parmaklarımla kaburgalarımı ayırıp seni içimdeki buğuda saklarım. Uykunun en derin yerinde birden uyanınca seni yanımda görmek, pişirdiklerimin güzel olduklarını gözlerinden okumak, kış gecesinde söylenmeden patlatılmış mısırı paylaşmak, televizyondaki filmi seyretmek için demlenmiş çayı birlikte içmek, hastalıklarda sevgiyle sıkılmış limonata içirmek, kahvenin telvesinde yazanları birlikte yaşamak, sabahın kör saatinde çıplak denize girmek, emanet alınmış bir motorsikletle gezintiler yapmak, sırtıma dolanmış kollarınla güneşi batırmak, bizim batırdığımız güneşin doğduğu ülkedeki insanların hayatları hakkında abuk hikayeler uydurmak, bozuk musluk yüzünden kavga etmek, ne kadar rahat adamsın ne kadar telaşlı kadınsınlarla başlayan cümlelerle tartışmak, hayatı-hayatın getirdiklerinin tümünü seninle paylaşmak. Bugün seni çok ama çok özledim de söylemek istemedim.


Hani geçen akşam trafik kazası yüzünden ölmüş birini görmüştük. Üzerini örtmüşlerdi de sadece ayakkabıları görünüyordu. Ben çok etkilenmiştim de sen "adamı tanımıyorsun bile" diyerek etkilenmemin sebebini anlamamıştın. İlk düşündüğüm hayatın çok mu değerli olduğu yoksa düşünmeye değmeyecek kadar basit mi olduğu hakkında aklım karışmıştı. Ne zaman ölümle karşılaşsam aynı karmaşık duyguları hissederim zaten de sevince insanın içi daha çok acıyor. Öleni tanıman gerekmiyor ölüm karşısında. Orada yatan sende olabilirdin bende. Seni düşünmek bile istemiyorum. Kendimi öldükten sonra düşünemeyeceğime göre sana acı çektirmek istemiyorum. Eee diyeceksin. Eee si ölüm var, eve gitme süresince bile ertelenemiyor seni yolun ortasında yakalayıveriyor ve bulduğu yerde götürüyor. Bu yol kıyısında bize göre zamansız bir kaza olabilir, deniz gezmesinde söylenenler söylenmeden gelebilir, yaşanacakları beklemeden de... Yaşamak istediklerini söylemeden... Bir akşam denizden dönerken aynı duygu karmaşasını hissederek, sana telefon açıp "Hayatı benimle paylaşır mısın" diye sormuştum. Güzel şeyler söyledin de hala net bir cevap alabilmiş değilim artık hiçbirşey sormuyorum. Sende unuttum zannediyorsun herhalde. Artık çok özlediğimde bile özlediğimi bu yüzden söyleyemiyorum. Cevapsız sorular varsa ortalıklarda, yalansız olmuyor yaşananlar.


Bugün seni çook özledim de yinede söylemedim bu yüzden. Orada yatan bende olabilirdim. Bırak işlerini de ben söylemeden kendin gel.

Bozlak
03-03-2008, 03:19 PM
Çok güzel yazı RakipsiZ..Sevdiğimizi söyleyememek o cesareti bulamamak büyük pişmanlıklar yaşamamıza neden oluyor hayatta..

Bozlak
03-03-2008, 03:20 PM
Bu hikayeyi çok okudum ama her okuduğumda hüzünlenirim..Emeğine saygılar..

Bozlak
03-03-2008, 03:26 PM
http://img111.yukle.tc/images/6908alkis_1.gifhttp://img111.yukle.tc/images/6908alkis_1.gifhttp://img111.yukle.tc/images/6908alkis_1.gif

Bozlak
03-03-2008, 03:36 PM
Bence erkekler daha çabuk unutur :)

Bozlak
03-03-2008, 03:48 PM
- 'Senden nefret ediyorum' dediğimiz birine ilerde aşık oluruz.

:D :D :D

Bozlak
03-03-2008, 03:50 PM
http://img111.yukle.tc/images/6908alkis_1.gifhttp://img111.yukle.tc/images/6908alkis_1.gifhttp://img111.yukle.tc/images/6908alkis_1.gif

Bozlak
03-03-2008, 03:51 PM
Hüzün kokan ayrılık dolu bir hikaye..Saygılar emeğine..

Bozlak
03-03-2008, 03:54 PM
Saygılar emeğine http://img111.yukle.tc/images/6908alkis_1.gif

Bozlak
03-03-2008, 03:55 PM
Evet..sadece seni seviyorum demek yetmez..Hissettirmek te gerek ;)

Bozlak
03-03-2008, 03:56 PM
Türk
Kocam beni aldatmaz...

:D :D :D

Bozlak
03-03-2008, 04:27 PM
Çok güzel :)

HayaLTeaM
03-03-2008, 06:39 PM
http://img160.imageshack.us/img160/9765/gemixl0.jpg (http://imageshack.us)
Yelkensiz gemi
“Kal” deseydin, kalirdim…Demedin oysa… Kuru bir “bitmesin”den baska hicbir sey demedin. Oyle kuru, oyle soguk, oyle uzakti ki ondaki anlam! Bu kadar kolay miydi hersey, bu kadar yakin miydik ucuruma? Savunmayacak miydin sevgimizi? “Kal” diye haykirmayacak miydin ardimdan?
Dusundugum bu degildi…Hayal ettiklerim, beklediklerim baskaydi senden…Mucadele beklemistim oysa yelkensiz olan gemimizi kiyiya ulastiririz sanmistim…Kiyiya ulastirirsin sanmistim.. Oysa onu denizin ortasinda , savunmasiz birakmama goz yumdun..
Bu kadar yipratici olamazsin…
Oysa bir anlam olmaliydi yasadiklarimizda! Paylasilan duygularin bir anlami olmaliydi..Yuregimdeki martilarin bir anlami olmaliydi. Beynimizdeki melodilerin, aramizdaki cekimin, gecen aksamki sohbetin bir anlami olmaliydi. Duygularimizin bir anlami olmaliydi…

Yuregimizdeki tum MARTILARI ucurdun simdi… Hangi yone gittiler bilmiyorum, geri donerler mi bilmiyorum… Dunya bosaldi mi ne? Neden bu kadar sessizlesti birden yasam, neden artik parlamiyor yakamozlar gozlerimde, neden artik ruzgar esmiyor… Her sey seninle mi kaldi yoksa… Mantigim, mantigimi bana birak lutfen ona ihtiyacim var. Bazi seyleri anlamak icin ona ihtiyacim var….
Evet! Ben istedim ayriligi, cikmaz yollara yonelen bendim, kucaginda bir yigin noktayla karsina cikan bendim…Kahretsin! Bunu neden yaptigimi bilmiyorum.. Ve… Senin buna nasil goz yumdugunu.. Tipki… Balkondaki akasyalari sularken, fazla sudan dolayi sararacaklarini bilmedigim gibi…Su onun icin hayat olmaliydi oysa.. Ve sen de benim tutunacak dalim!
Bazi seyler vardi aramizda biliyorsun, olmamasi gereken ama daima var olan. Farkli uclardaydik seninle, farkli mevsimleri seviyorduk, farkli zamanlarda… Sen buyuk firtinalara vardin, bense lodostan bile urkuyordum…Oysa basardigimiz seyler vardi her seye ragmen, daha dogrusu oyle saniyordum….Binlerce yildiz arasinda, ayin guzelligini gosterebilmekti tek amacim…Yildizlari sondurmekti…Sorunlari yok etmekti…
“Bitti” deyisim oylesine bir seydi, oylesine siradan, sakaciktan… “Hayir” demeliydin! Hatta kiyametler koparmaliydin yuregimde, hendekler acmaliydin yoluma, gidemeyeyim diye… Sahip cikmaliydin, gozlerimdeki ay’a, sevgimiz diye… Beni yolumdan alakoymaliydin… “Kal” demeliydin… Oysa demedin…
Belki de senin ciceklerin coktan solmustu ve ben akasyalari kisin yasatmaya calismakla hata etmisim… Belki boylesi daha iyi oldu… “Kal” deseydin kalirdim… Hem de seve seve kalirdim. Martilarla kalirdim, yakamozlarla kalirdim. Demedin oysa!
Bilir misin?… Kac ciglik olup yikildi yuregim giderken… Bilir misin?… Nasil bir cana hasretti yuregim, yolumdan dondurecek… Bilir misin?… Nasil zor oldu, ardima bakmadan cekip gitmek…
“KAL” desen kalacaktim… DEMEDIN OYSA!…

CeNNeTiN_YüReĞi
03-03-2008, 08:18 PM
Bir masal gibi geçti çocukluğum. Mutlu ve bir o kadar çabuk... Olabildiğince neşeli günler yakaladım o zamanlarda. Çocukluğumu doyasıya yaşadım en güzel oyunlarla. Tatlı ve sevecendi her şey bana göre. Ailem ve arkadaşlarım benim en güzel dünyamdı onlar. Bir gün bir aile daha yerleşti bizim karşı binamıza. Daha da sevinmiştim yeni bir arkadaşım olacak diye. Çünkü duymuştum ki bir çocukları varmış onlarında. Gün oldu o da çıktı dışarıya. Biz oynarken yanımızdan geldi geçti dosdoğru yoluna devam etti. Yüzü gülmüyordu. Oyunumuz bittikten sonra kızlarla sohbete daldık yine. Yeni gelen çocuk hakkında konuştuk çoğunlukta. Her kız değişik bir şeyinden bahsediyor onun. Birisi kumral saçından, diğeri koyu kahve gözlerinden... Ama kimse anlaşılan onunla konuşmamış ki nasıl bir karaktere sahip olduğunu söylemediler bile. Onları dikkatle dinledim ve eve gidince farkettim ki bu çocuğu gerçekten çok merak ediyormuşum. Onunla konuşmak için ne yapmam gerekir diye düşündüm. Neşeli ve bir o kadar sıcakkanlı biri olmama rağmen yine de bir utangaçlık söz konusu oldu bir anda. İlk önceleri buna bir anlam veremedim açıkcası. Bir kaç yıl gerekmiş bunun için...

Henüz daha ortaokul sona gidiyordum. Okul oldukça neşeliydi gerçekten. En tatlı ve en masum anılarımı da orada yaşadım. Bizim mahalleye taşınan o çocukta bizim karşı sınıfımıza gitmeye başladı. İlk önce evimin sonra da sınıfın karşısındaydı artık. Bir yol bulup konuşmak istiyordum. Ama nasıl olacak? Hiç bir fikrim yoktu. Bir kaç gün böyle sorularla geçti günlerim. Sonra ki günlerden bir gün onun sınıfı ve bizim sınıfımız birlikte yarış yapmaya karar vermiş. Yarış ise voleybol ve futboldan oluşan 2 etapta gerçekleşecekti. O gün çok heyecanlanmıştım. O ve ben karşı karşıyayım ama bu defa farkı konuşma ihtimalimin yüksek olmasıydı. Yarış günü geldiğince belirlenen takımlar voleybol sahasına çıktı. Şans bu olmalıydı ki o da voleybol takımındaydı ve bende! Gerçekten mutluydum. Ama düşünmediğim bir şey vardı o karşımdayken nasıl oynayabileceğim. Durup dururken böyle saçma bir soru nerden takılmıştı aklıma hiç bilmiyorum. O sadece bir arkadaş değil miydi benim için. Sadece ulaşmak için utandığım bir arkadaş. Bu kadar mıydı diye düşünmeme fırsat kalmadan oyun bir anda başladı ve bizde koşuşturmaya başladık elbette. Oyun çekişmeli ve bir o kadar güzel geçiyordu. İki takımda eşitti. Ve onunla ikimizde oyunun sonuna kadar takımdan ayrılmadık. Son dakikalar ve şanslar önümüzdeydi. Oyunun ateşine o kadar kaptırmışım ki son vuruşu yaparken onunla yüzyüze geldiğimi son anda farkettim. Bir an için iyi ki son anda farkettim diye düşündüm. Çünkü önceden farketseydim o son sayıyı biz değil onlar kazanacak ve bizim takımda benim yüzümden yenilecekti. Bu düşüncemin sebebi ise ona baktığım anda gerçekten tuhaf bir şey hissetmemden kaynaklanıyordu. Oyundan sonra herkes birbirini tebrik etmişti ve onunla el sıkışırken çok mutlu olduğumu hissettim. O anda beni tebrik ederken gülümsüyordu yüzü ve bu çok güzeldi. Gülümseyişi harikaydı. O gün onunla beraber eve gittik. Yol boyunca o gün ki yarışlardan bahsettik ve bolcana gülüştük. O günün en güzel yanı onun gülümseyişlerini görmekti benim için. Ondan sonraki günler her sabah onunla okula gittim. Onunla beraber giderken okul yolu o kadar çabuk biterdi ki anlam veremezdim buna. Yıllar hızla geçiyordu ve biz çok iyi iki arkadaş olmuştuk. Arkadaş evet hala arkadaş diye isimlendiriyordum bu yakınlığa. Bilmiyordum çünkü içimde gizlenen duyguyu ta ki o güne kadar.

Lise sonu okuyorduk ve oldukça heyecanlıydık çünkü üniversitenin yolları yakındı artık. Günler bu heyecanla geçerken bir gün sınıfa yeni bir öğrenci transfer oldu. Çok güzel genç bir kızdı transfer olan öğrenci. Sınıfta ki bütün erkekler onun peşinde koşmaya başladı. Oysa benim en iyi erkek arkadaşım ona bakmadı bile. Günlerden bir gün bu kız bizim yanımıza geldi ve bizimle konuşmaya başladı. Arkadaşımın yanına oturdu ve birden elindeki kalemi aldı. O anda içimi bir korku sardı. Kalbim acıdı. Anlam veremedim o anda. Sonra biraz daha konuştuktan sonra yanımızdan ayrıldı. O gün eve dönerken kız bizimle vedalaştı ve elimizi sıktı. Onun elini sıkarken yine kendimi kötü hissettim. Önceden bir kız onun elini sıksa veya yanlışlıkla dokunsa alınmazdım. Düşündüm bunu gecelerce... Lise sonun son günleriydi herkesi bir vedalaşma telaşı ve ayrılık hüznü almıştı. Bende üzülüyor bir yandan da seviniyordum. Hem üniversiteli olacaktım hem de... Hem de neydi?

Lise bitmişti sonunda ve biz artık üniversiteli iki gençtik. Aynı okul ama farklı dallarında okuyorduk. Üniversite hayatı normal öğrencilik hayatından daha deli doluydu. Daha geniş bir çevremiz olmuştu. Onun da benim gibi çevresi genişlemiş ve daha az beraber olmaya başlamıştık. Daha sonraları onu daha az görmenin bana daha fazla acı verdiğini anladım. Okula beraber gittiğimiz bir gün, kız arkadaşlarından bir kaçı yanına gelerek onunla konuşmaya başladılar. O an ne kadar gülümsesem de içimde tarifi olmayan bir hüzün vardı. Yıllardır içimde ki bu tuhaf duyguyu anlamaya çalışmıştım. Sonunda farkına varmıştım. Bir kaç yıl kadar geç olsa da... Onu seviyordum ama bir arkadaştan da öte bir sevgili olarak seviyordum. İlk konuştuğumuz da ki duyguların anlamını anlıyordum artık. Lisede ki o kızın ona dokununca neden içimin acıdığını ve onu göremeyince ne kadar üzüldüğümü anlıyordum. Bunu anladıktan sonra onunla daha fazla zaman geçirmek için elimden geleni yapmaya çalıştım.

Sabah, öğlen, akşam hep onunla zamanımı geçirmek için uğraştım. O da bundan keyif alıyordu çünkü ne desem kabul ediyor hatta bana, o çenebaz arkadaşlarından uzak tuttuğu için teşekkür ediyordu. Günler olabildiğinden güzel geçiyordu. Eskisi gibiydik, çocukluk yıllarında ki masum gülüşlerin olduğu anları yaşıyorduk yine. Sadece bir şey farklıydı. İçimdeki gülümsemenin aşk olduğunu sadece ben biliyordum. Bunu ona söylemeye çekindim. Gözlerine bakarken bile utandım vazgeçtim. Defalarca, defalarca ve dafalarca... Sandım ki tek ben seviyordum onu... Çünkü bana bir tek kelime bile etmiyordu aşka dair. Üzüntü kaplıyordu geceleri içimi. Ona aşkımı söylememek bir yana, onun beni sevmediği düşüncesi gerçekten kötü etkiledi. Aşkımı içimde saklamak ve ne olursa olsun daima onun gülen yüzünü görmek istiyordum. Bir kaç yıl daha böyle geçti.

Bir gün tedavisi olmayan bir hastalığa yakalandığını öğrendim. Kendimi bir anda uçurumun kenarındaymış gibi hissettim. Her şeyin bir sonu olduğunu biliyordum ama o daha çok gençti ve bir daha gülümseyişini göremeden ben de bir dünya da yaşayan bir ölü olacaktım ondan sonra. Keşke diyordum o yaşasa ben ölsem. Bir yolu olsa keşke... Yoktu hiç bir yolu yoktu. Tedavisi olmadığı için ve hastalığın artık son haddine geldiği için sayılı günleri kalmıştı. İlk önce okuldan ayrıldı ve ailesiyle zaman geçirmeye başladı. Daha sonraları iyicene eve kapandı. Dermanı yoktu gezmeye. Bense o senemi dondurup zamanımın hepsini onunla geçirmeye başladım. Her gün gülüyorduk. Her gün, her gün...

Günlerden bir gün ve ben ağlıyordum. Yalnız ben değil herkes. Bir tek o değil... Zaten hep onun gülmesini istiyordum. Bir kez bile ağlamasını değil. Yakışmıyordu ona ağlamak yakıştıramıyordum. Onsuzken onun odasına bile girmekte zorlanıyordum. Bir kaç gün geçmişti onun gittiğinden beri. Ve odası aynı kalmıştı. Belli ki annesinin yüreği el vermemişti odasına girmeye. Etrafı sessizce dolandım. Bakındım resimlerimize. Gülen resimlerimize. Tanıştığımızdan sonra ne kadar da çok resim çektirmişiz hiç farketmemişim. Birbirimize hediye ettiğimiz kitaplara daldı gözüm. Tutamadım gene gözyaşlarımı ve ağlamaya başladım. Yatağına doğru gittim ve yastığını aldım sıkıca sarıldım. O kokuyordu... Ne kadar çok seviyormuşum oysa onu. Ne kadar zormuş bu ayrılık.

Yastığının içinde bir hışırtı duydum. Yastığın bezini alarak içine baktım. İçinden bir mektup çıktı. Oysa annesi her iki günde bir değiştirirdi çarşaflarını. Belli ki onu bu iki gün içinde gizlice koymuştu. İçimde bir hüzün ve tuhaf bir merakla aldım mektubu. Üstünde benim adıma olduğu yazılıydı. Daha da bir garip oldum. Ellerim titreyerek açtım zarfı ve yavaşça okumaya çalıştım. Çalıştım çünkü gözyaşlarım gözlerime perde indirmişti adeta. İlk tanıştığımız günden beri olan eğlenceli anıların hepsini yazmıştı. Okurken bir yandan da gülümsüyordum. Anıların o hoş tadı gülümsetiyordu beni. Ortaokul sonra lise ve üniversite hayatında ki en önemli yanlarını yazarak bana anlatmaya çalışmış. Mektubun sonlarına doğru kendimi şaşkınlıktan alamadım. Beni o ilk tanışmamızdan beri sevdiğini ve yıllar boyunca bu sevginin artarak büyüdüğünü söylüyordu. İnanmak istiyordum ama inanamıyordum. Neden bana söylemedi diye içimden geçiriyordum o anda. Mektuba devam edince anladım neden olduğunu... Bu hastalığın çocukluktan beri olduğunu ve yaşamının sonuna kadar da sadece bir umutla devam edeceğini yazmıştı. Bir umut sadece... Tedavisi yoktu ve hayat devam ediyordu. Gün gelince sağlığı ona nerede dur diyorsa orada hayatı bitecekti. Ve bu yüzden bana asla sevdiğini söylemediğini de yazmıştı. Bundan dolayı nasıl acı çektiğini de satırlarında şöyle belirtmişti:

"Üniversite hayatımın en güzel günlerini seninle geçirmek istiyordum ama hastalığın son zamanları olduğunu öğrendim ve senden uzaklaşmaya çalıştım. Ben uzaklaşsam da sen benden uzaklaşamıyordun. Beni sevdiğini biliyordum ama yapamazdım... Ölüyordum günden güne... Anladım senden uzakta olamayacağımı ve her günü seninle geçirdim. İnsan ölümün kıyısında yalnız sevdiğiyle olunca umut ediyormuş hayat adına. Umudum sendin, yalnız benim için umut denen şey geçerliliğini yitirmişti. Ölüyorum sevdiğim... Bir kez olsun gözlerine bakıp Seni Seviyorum diyemeden... Benden sonra da o güzel gülümseyişini eksik etme. Seni Seviyorum ve sonsuza dek seveceğim."

Son mısralar da artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Sonra zarfın içinde bir de resim olduğunu farkettim. Benim gülümseyen bir resmimi koymuştu zarfın içine. Resmin arkasında ise Seni Seviyorum yazılıydı.


Onunla en güzel gülümseyişleri görüp en unutulmaz anıları yaşamışız. Yıllarca aşkı kalplerde yaşayıp gözlerde okumuşuz. Birbirimize sevgi sözcüklerini söyleyemeden ise ayrılığa düşmüşüz. Bunların en acısı ise o olmadan bu dünyada yaşamakmış.

qiresunlu_28
07-06-2010, 01:35 PM
Paylaşımlar İçin Teşekkürler
Sağlıklı Zayıflama (http://umutbilgileri.com)

qiresunlu_28
07-06-2010, 01:35 PM
Paylaşımlar İçin Teşekkürler
Sağlıklı Zayıflama (http://umutbilgileri.com)

qiresunlu_28
07-06-2010, 01:35 PM
Paylaşımlar İçin Teşekkürler
Sağlıklı Zayıflama (http://umutbilgileri.com)